İSTANBUL’UN MUHACİR HAMİSİ VE KUR’AN HADİMİ: GÖNENLİ MEHMET EFENDİ
Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın tarihinde, Osmanlı’dan kalan Kur’an eğitim zincirinin kopmaması için ömrünü gençlerin yetişmesine adamış, adı Anadolu’da hayırla ve gözyaşlarıyla anılan en meşhur evliya karakterli alim Gönenli Mehmet Efendi’dir. Balıkesir’in Gönen ilçesinde dünyaya gelen ve asıl adı Mehmet Öğütçü (v. 1411/1991) olan bu kutlu zat, İstanbul medreselerinin son şahitlerinden dersler alarak icazet almıştır. O, kürsülerde felsefi teoriler tartışan bir akademisyen değil; sokaktaki fakirin, cezaevindeki mahkumun, Anadolu’dan gelen gariban talebenin babası, hamisi ve sığınağı olmuş efsanevi bir hizmet abidesidir.
Sultanahmet Kürsüsünden Anadolu Yurtlarına Uzanan Şefkat
Gönenli Mehmet Efendi, Cumhuriyet döneminin ilk tescilli hafız ve kurralarından biri olarak uzun yıllar İstanbul’un Üçbaş, Fatih ve özellikle Sultanahmet Camii başimamlığı görevlerinde bulundu. Onun en meşhur vasfı, “Reisü’l-Kurra” (Kur’an okuyucularının başı/üstadı) unvanına sahip olmasıydı. Ancak onu halkın gönlünde ölümsüzleştiren asıl yönü, kurduğu muazzam öğrenci yardım ağıydı.
O dönemde Anadolu’dan İstanbul’a ilim tahsil etmek için gelen ancak kalacak yeri, yiyecek ekmeği olmayan binlerce genci kanatları altına aldı. Fatih camii başta olmak üzere İstanbul’un birçok yerindeki medrese kalıntılarını, yurtları ve evleri talebe yuvalarına dönüştürdü. Yaz kış demeden sokak sokak gezer, esnaftan topladığı sadakaları, kıyafetleri ve bursları bu talebelere ulaştırırdı. Öğrencilerin çamaşırlarını bizzat kendi elleriyle yıkayacak kadar muazzam bir tevazu ve şefkat sahibiydi. Halk arasında adı “Fakir Babası” ve “Talebe Hamisi” olarak efsaneleşti.
Cezaevlerinden Hayat Tamirine: Her Yerde Bir İrşat
Gönenli Mehmet Efendi, dini sadece cami duvarları arasına hapsetmedi. O, nerede bir dertli, nerede bir günahkar varsa oraya koştu. İstanbul’daki cezaevlerini düzenli olarak ziyaret eder, mahkumlara harçlık dağıtır, onlara Kur’an ve ahlak öğretirdi. Onun şefkatli üslubu karşısında en azılı suçlular gözyaşları dökerek tövbe kapısına yönelirdi.
Ömrü boyunca siyasi tartışmalardan, hiziplerden ve cemaat kavgalarından tamamen uzak durdu. “Bizim işimiz Allah’ın kullarına hizmet etmektir, insanları ayırmadan sevmek Peygamber ahlakıdır” diyerek her meşrepten insanı Sultanahmet Camii’nin kubbesi altında birleştirdi. 1991 yılında İstanbul’da vefat ettiğinde, cenazesi Fatih Camii’nden kaldırılırken mahşeri bir kalabalık yaşandı. Yüz binlerce insanın omuzlarında taşınarak Edirnekapı Şehitliği’ne defnedildi. O, yakın tarihimizin en meşhur şefkat abidesi ve sönmeyecek Kur’an hizmetkarıdır.
Kaynak: islamvetarih.com