KALPLERE ALLAH ADINI NAKŞEDEN SULTAN: ŞÂH-I NAKŞİBÈND HAZRETLERİ (K.S.)
İslam tasavvuf, zikir ve tarikat tarihinin en yaygın, en köklü ve günümüzde de milyonlarca müminin manevi sığınağı olan Nakşibendiyye yolunun kurucusu ve sönmeyen manevi güneşi Şâh-ı Nakşibend Hazretleri’dir. Hicri 718 (Miladi 1318) yılında Maveraünnehir bölgesinin kalbi olan Buhara yakınlarındaki Kasr-ı Ârifân köyünde dünyaya gelen ve asıl adı
Muhammed bin Muhammed Bahâeddîn (v. 791/1389) olan bu kutlu zat, tasavvuf dünyasında “Hâcegân” (Efendiler) silsilesinin zirve halkasıdır. Kalplere Allah ismini ve zikrini bir nakış gibi işlemedeki muazzam dehası sebebiyle kendisine “Nakkaş” manasına gelen “Nakşibend” unvanı verilmiş ve bu isimle tarihe geçmiştir.
Doğumundaki Müjde ve Emir Külâl’in Rahlesi
Bahâeddîn Nakşibend’in doğumu, kendisinden yıllar önce yaşamış olan büyük veli Hace Muhammed Baba Semmâsî tarafından müjdelenmiştir. Semmâsî, Kasr-ı Ârifân köyünden geçerken, “Bu topraklardan muazzam bir maneviyat sultanı kokusu geliyor” buyurmuş ve doğduğunda küçük Bahâeddîn’i manevi evlat olarak kabul etmiştir.
Daha sonra onun eğitimini ve nefis terbiyesini, silsilenin diğer ulu çınarı Emir Külâl Hazretleri’ne emanet etmiştir. Şâh-ı Nakşibend, hocasının yanında tam bir ihlas, tevazu ve yokluk içinde pişti. Dergahın temizliğinden hayvanların bakımına, yolların onarımından hastaların hizmetine kadar nefsini tamamen ezecek en ağır amelleri büyük bir aşkla yerine getirdi. O, tasavvufta yüksek makamlara uçarak değil, tevazu ile yerin dibine girerek ulaşılabileceğini şahsında en meşhur şekilde kanıtlamıştır.
Gizli Zikir (Zikr-i Hafî) ve Sünnete Tam Bağlılık
Şâh-ı Nakşibend Hazretleri’ni tasavvuf tarihinde en meşhur kılan yönü, sesli, cehri ve törensel zikir şekilleri yerine, kalpten yapılan “Gizli Zikri” (Zikr-i Hafî) mezhebinin amiral gemisi haline getirmesidir. O, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Sevr Mağarası’nda Hz. Ebu Bekir’in (r.a.) kalbine talim ettiği o sessiz, deruni zikir metodunu yeniden canlandırmıştır.
Onun tasavvuf felsefesi iki muazzam ve meşhur ilkeye dayanır:
- Halk İçinde Hak ile Beraber Olmak (Halvet Der Encümen): İnsanın ibadet etmek için dağ başlarına, mağaralara çekilmesini reddeder. Mümin, çarşıda, pazarda, ticaretinin başında, halkın tam merkezinde çalışırken bile kalbiyle her an Allah’ı zikretmeli, Hak ile beraber olmalıdır.
- Sünnete Mutlak İttiba: Şâh-ı Nakşibend, şeriata ve Peygamber sünnetine zerre miktar uymayan hiçbir keramete, keşfe değer vermemiştir. “Bizim yolumuz, Peygamberimiz ve sahabenin yoludur. En büyük keramet, İslam’ın emirlerini harfiyen yaşamaktır” diyerek tarikatı bid’atlardan tamamen temizlemiştir.
Buhara’daki Kutlu Mezar ve Manevi Mirası
Ömrü boyunca şatafattan, gösterişten uzak duran, müridlerine alın teriyle geçinmeyi öğreten Hazreti Pir, 1389 yılında doğduğu yer olan Buhara’da vefat etti. Onun vefatının ardından açtığı bu nurani yol; yetiştirdiği Alaeddin Attar ve Muhammed Parsa gibi devasa halifeler vasıtasıyla Orta Asya’dan Anadolu’ya, Hindistan’dan Balkanlar’a kadar tüm İslam dünyasını bir ağ gibi sarmıştır. Bugün Özbekistan’ın Buhara şehrindeki muazzam türbesi, İslam dünyasının en kutsal ve en meşhur manevi ziyaret merkezlerinden biridir. O, kalplerin pasını silen en büyük nakkaşımızdır.
Kaynak: islamvetarih.com