GÖNÜLLERİN SULTANI VE TASAVVUFUN KUTBU: GAVS-I ÂZAM ABDÜLKADİR GEYLÂNİ (K.S.)
İslam tasavvuf ve maneviyat tarihinin en büyük velilerinden, milyonlarca müminin kalbine dokunan Kadiriyye tarikatının kurucusu ve İslam dünyasında “Gavs-ı Âzam” (En Büyük Manevi Kurtarıcı) unvanıyla anılan sultan şahsiyet Abdülkadir Geylânî (k.s.)’dir. Hicri 470 (Miladi 1077) yılında Hazar Denizi’nin güneyindeki Geylan bölgesinde dünyaya gelen Hazreti Pir, hem Hz. Hasan’ın (şerif) hem de Hz. Hüseyin’in (seyyid) soyundan gelen asil bir Ehli Beyt halkasıdır. O, ilmi derinliği ile şeriatı, kalbi hassasiyeti ile hakikati birleştiren en büyük tasavvuf mimarlarından biridir.
Bağdat Yollarında Başlayan Doğruluk Dersi
Abdülkadir Geylânî’nin çocukluk yıllarından itibaren sergilediği sarsılmaz ahlak ve dürüstlük, tasavvuf tarihine altın harflerle geçmiştir. Genç yaşta ilim tahsil etmek amacıyla dönemin ilim merkezi olan Bağdat’a gitmek için evden ayrılırken, annesi hırkasının astarına kırk altın dikmiş ve ondan ne pahasına olursa olsun asla yalan söylemeyeceğine dair söz almıştır.
Yolda kervanın önünü kesen azılı eşkıyalar, herkesin malını gasp ettikten sonra alaycı bir tavırla bu küçük çocuğa, “Senin neyin var?” diye sormuşlardır. Abdülkadir Geylânî, hiç tereddüt etmeden, “Hırkamın altında kırk altınım var” demiştir. Eşkıya reisi hayretle parayı bulup çıkardıktan sonra, “Evlat, neden yalan söyleyip paranı kurtarmadın?” diye sorunca, genç Abdülkadir, “Ben anneme asla yalan söylemeyeceğime dair söz verdim. Kırk altın için anneme verdiğim sözü ve Rabbimin rızasını çiğneyemezdim” cevabını vermiştir. Bu muazzam dürüstlük karşısında sarsılan ve gözyaşlarına boğulan eşkıya reisi ve çetesi, o gün orada tövbe ederek Müslümanlığın ve sadakatin ilk dersini bu küçük veliden almışlardır.
Çöl İnzivası ve Kürsüdeki Büyük İrşat Dönemi
Bağdat’ta dönemin en büyük alimlerinden fıkıh, tefsir ve hadis ilimlerini en yüksek düzeyde ikmal eden Geylânî, zahiri ilimlerin zirvesine çıktıktan sonra tam 25 yıl boyunca Bağdat çöllerinde ve tenhalarda nefis terbiyesi (riyazet) ve büyük bir inziva hayatı yaşadı. Bu uzun çileli dönemin ardından, manevi olgunluğa erişerek Bağdat’a döndü ve irşat kürsüsüne çıktı.
Onun Bağdat’ta kurduğu medrese ve tekke, kısa sürede dünyanın dört bir yanından gelen on binlerce talebenin, dervişin ve ilim aşığının merkezi haline geldi. Geylânî, kürsüde konuştuğu zaman sesindeki celal, heybet ve merhamet sebebiyle meclisinde hıçkırıklar yükselir, gayrimüslimler kitleler halinde Müslüman olur, günahkarlar tövbe kapısına koşardı. O, tasavvufu şeriat kurallarından koparmayan, sünnete tam bağlılığı esas alan mutedil duruşuyla İslam dünyasının takdirini kazandı. Hanbeli fıkhının da büyük bir otoritesiydi.
Kadiriyye Yolu ve Ölümsüz Eserleri
Abdülkadir Geylânî’nin açtığı manevi yol olan Kadiriyye, İslam tarihinin ilk kurumsallaşmış ve en yaygın tarikatı olma özelliğini taşır. Bu yol; tevazu, cömertlik, zikir ve nefis tezkiyesi üzerine kurulmuştur. Hazreti Pir’in kalplere şifa olan vaazlarının toplandığı “Fütûhu’l-Gayb” (Gaybın Fetihleri) ve “el-Fethu’r-Rabbânî” (İlahi Tecelli) gibi ölümsüz eserleri, bugün bile Müslümanların başucu maneviyat rehberidir. Hicri 561 (M. 1166) yılında Bağdat’ta vefat eden Gavs-ı Âzam’ın türbesi bugün hala Bağdat’ın en önemli manevi merkezi olup, her yıl milyonlarca mümin tarafından hürmetle ziyaret edilmektedir.
Kaynak: islamvetarih.com