TIBBIN HAKANI VE ŞAFAK SÖKÜMÜNÜN DÂHİSİ: İBN-İ SÎNA VE BİLİM DÜNYASINA YÖN VEREN MİRASI
İslam’ın altın çağında, bilimin, felsefenin, tıbbın ve astronominin aynı potada eridiği muazzam bir deha arandığında, insanlık tarihinin karşısına çıkan ilk isim hiç şüphesiz İbn-i Sîna’dır. Batı dünyasında “Avicenna“ adıyla anılan ve “Hekimlerin Önderi” (Eş-Şeyhü’r-Reîs) unvanıyla taçlandırılan tam adıyla Ebû Alî el-Hüseyn bin Abdullah bin Sîna (v. 428/1037), sadece bir doktor değil; metafizikten müziğe, fizikten mantığa kadar 29 farklı bilim dalında eser vermiş evrensel bir polimattır (çok yönlü alim). Onun bin yıl önce kaleme aldığı tıp teorileri, modern tıp dünyasının şekillenmesinde en büyük yapı taşı olmuştur.
Buhara Medreselerinden Saray Hekimliğine Uzanan Yol
Bugünkü Özbekistan sınırları içinde yer alan Buhara yakınlarındaki Efşene köyünde dünyaya gelen İbn-i Sîna, olağanüstü zekasıyla daha çocuk yaşlarda çevresini büyüledi. Henüz 10 yaşındayken Kur’an-ı Kerim’i ezberledi; dil, edebiyat, fıkıh ve geometri alanında akranlarının fersah fersah önüne geçti. 16 yaşına geldiğinde tıp ilmine merak sardı ve bu dönemi kendi hatıralarında şöyle anlatır: “Tıp, matematik veya felsefe gibi zor bir ilim değildir; bu yüzden onu çok hızlı kavradım ve kısa sürede hastaları tedavi etmeye, yeni tedavi yöntemleri geliştirmeye başladım.”
Buhara Emiri Nuh bin Mansur’un yakalandığı ve dönemin hekimlerinin çaresiz kaldığı ağır bir hastalığı üstün dehasıyla tedavi etmesi, İbn-i Sîna’nın hayatındaki en büyük dönüm noktası oldu. Ödül olarak Samanoğulları Sarayı’nın o güne kadar eşi benzeri az bulunan muazzam kütüphanesine girme izni aldı. Bu kütüphanede gece gündüz çalışarak kadim dünyanın tüm birikimini hafızasına kazıdı ve felsefe ile tıbbı sentezleyen kendi özgün sistemini kurdu.
Avrupa’yı 600 Yıl Boyunca Eğiten Eser: el-Kânûn fî’t-Tıb
İbn-i Sîna’nın tıp dünyasındaki en büyük ve anıtsal eseri “el-Kânûn fî’t-Tıb” (Tıbbın Kanunu) adlı devasa ansiklopedisidir. Beş ciltten oluşan bu muazzam eser, 12. yüzyılda Latinceye tercüme edildikten sonra Montpellier, Paris, Padua ve Louvain gibi Avrupa’nın en köklü üniversitelerinde 600 yıl boyunca temel tıp ders kitabı olarak okutulmuştur. Batı dünyası, tıbbı pratik bir deneme yanılma işi olmaktan çıkarıp sistemli bir bilim haline getirmeyi tamamen bu kitaptan öğrenmiştir.
İbn-i Sîna, mikroskop veya laboratuvar teknolojilerinin olmadığı bir çağda, hastalıkların gözle görülmeyen küçük organizmalar (mikroplar) vasıtasıyla su ve hava yoluyla bulaştığını dahi dehasıyla keşfetmiştir. Karantina uygulamasının temellerini atmış, tıpta ilk kez ameliyatlarda narkoz (anestezi) niyetine afyon ve benzeri maddeleri kullanmıştır. Ayrıca psikolojik rahatsızlıkların beden üzerindeki etkilerini (psikosomatik tıp) analiz ederek, akıl hastalarını Avrupa’nın zincirlere vurduğu bir dönemde müzik, su sesi ve güzel kokularla tedavi etme metodunu geliştirmiştir.
Felsefe ve Şifa Kitaplığı
Sadece tıp alanında değil, felsefe dünyasında da derin izler bırakan İbn-i Sîna, Aristo felsefesini İslam inanç esaslarıyla harmanlayan “Meşşâîlik” ekolünün en büyük sistemcisidir. Mantık, fizik ve teoloji konularını ele alan 20 ciltlik “Kitâbü’ş-Şifâ” (Şifa Kitabı) adlı eseri, ruhsal ve fikri cehalete karşı bir şifa kaynağı olarak insanlığa sunulmuştur. Hayatının son yıllarını Hamedan ve İsfahan’da ilmi çalışmalarla ve yüzlerce talebe yetiştirmekle geçiren bu büyük İslam dâhisi, 1037 yılında Hamedan’da vefat ettiğinde arkasında insanlığın bilimsel şafağını söken 200’den fazla ölümsüz eser bırakmıştır.
Kaynak: islamvetarih.com