31.9 C
Mersin
11 Eylül 2026
ALİMLER EVLİYALAR

Akşemsettin Hazretleri

İSTANBUL’UN MANEVİ FATİHİ VE MİKROBUN KAŞİFİ: AKŞEMSEDDİN HAZRETLERİ (K.S.)

Osmanlı İmparatorluğu’nun en parlak dönüm noktası olan İstanbul’un fethinin arkasında, askeri dehanın yanında muazzam bir manevi ve ilmi sütün yer alıyordu. Hem tıp biliminde çığır açan keşifler yapan bir bilim insanı hem de nefisleri terbiye eden bir gönül sultanı olan bu şahsiyet Akşemseddin Hazretleri’dir. Tam adıyla Şemseddin Muhammed bin Hamza (v. 863/1459), Şam’da dünyaya gelmiş, küçük yaşta ailesiyle Anadolu’ya (Amasya/Kavak) göç etmiştir. O, zahiri ve batıni ilimleri şahsında en ideal şekilde birleştiren, bir cihan imparatorunun karakterini şekillendiren muazzam bir mürşiddir.

Tıp ve Eczacılık Dünyasındaki Dehası: Mikrobun İlk Tarifi

Akşemseddin, tasavvuf yoluna girmeden önce dönemin en büyük tıp, eczacılık ve dini ilimler alimiydi. Özellikle tıp ve bitkilerle tedavi (farmakoloji) alanındaki derin vukufiyeti sebebiyle halk arasında “Tabib-i Ebdan” (Bedenlerin Doktoru) olarak anılırdı.

Onun dünya bilim tarihini sarsan en büyük keşfi, Batılı bilim insanlarından (Fracastoro ve Pasteur) tam iki asır önce “Mikrop” kavramını ilk kez tarif etmesi olmuştur. Türkçe kaleme aldığı Maddetü’l-Hayat (Hayat Maddesi) adlı tıp kitabında, hastalıkların nedenini şu muazzam sözlerle açıklar: “Hastalıkların insanlarda teker teker ortaya çıktığını sanmak hatadır. Hastalıklar, insandan insana gözle görülmeyecek kadar küçük canlı tohumlar (mikroplar) vasıtasıyla bulaşır.” Bu deha, bitkilerden elde ettiği ilaçlarla dönemin çaresiz hastalıklarına şifalar bulmuştur.

Hacı Bayrâm-ı Velî’nin Rahlesi ve Ak Kardeşlik

İlmi başarıların zirvesindeyken ruhundaki manevi boşluğu doldurmak isteyen Akşemseddin, Ankara’ya giderek dönemin büyük velisi Hacı Bayrâm-ı Velî’ye intisap etti. Onun yanında çok sıkı bir nefis terbiyesinden (halvet ve riyazet) geçerek Bayramiyye tarikatının en büyük halifesi oldu. Saçının ve sakalının beyazlığı, daima beyaz elbiseler giymesi ve yüzündeki ak nur sebebiyle hocası tarafından kendisine “Akşemseddin” (Şemseddin’in akı) lakabı verildi.

Hacı Bayrâm-ı Velî’nin vefatının ardından irşat makamına geçen Akşemseddin, II. Murad’ın ricası üzerine genç şehzade Mehmed’in (Fatih) hususi terbiyesi, eğitimi ve manevi gelişimiyle görevlendirildi. Genç şehzadenin zihnine, Peygamber Efendimizin İstanbul’un fethiyle ilgili o mübarek müjdesini kazıyan ve onu “Fatih” yapacak olan sarsılmaz iradeyi aşılayan kişi Akşemseddin’dir.

Fetih Günleri ve Ebu Eyyûb el-Ensârî’nin Kabrinin Keşfi

1453 yılındaki tarihi İstanbul kuşatmasının en kritik, ordunun sarsıldığı ve umutsuzluğun baş gösterdiği anlarda, Akşemseddin Hazretleri çadırına çekilerek secdede saatlerce Allah’a yalvarmış ve askerlere muazzam bir fetih ruhu üflemiştir. Fethin hemen ardından, İstanbul surları önünde şehit düşmüş olan büyük sahabe Ebu Eyyûb el-Ensârî (r.a.)’nin yüzyıllardır kayıp olan kabrinin yerini manevi bir keşifle (keşif ve ilham yoluyla) tam isabetle bulmuştur. Bugün Eyüpsultan olarak bilinen semtin ve o muazzam manevi merkezin mimarı odur.

Fethin ardından Fatih Sultan Mehmed’in kendisine teklif ettiği tüm saray makamlarını, zenginliği ve ihtişamı reddeden Akşemseddin, nefsine pay çıkarmamak adına sessizce Bolu’nun Göynük ilçesine çekilmiş, hayatının son yıllarını orada talebe yetiştirerek ve ibadetle geçirmiştir. 1459 yılında Göynük’te vefat eden Akşemseddin Hazretleri, hem Osmanlı ilim dünyasının baş tacı hem de fethin sönmeyen manevi ışığıdır.

Kaynak: islamvetarih.com


İlgili Yazılar

İbn-i Sina

admin

İmam Ahmed Bin Hanbel

admin

Molla Fenari Hazretleri

admin

Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanmaktadır. Bunu kabul ettiğinizi varsayıyoruz, ancak isterseniz çerez kullanımını reddedebilirsiniz. Kabul Et Daha Fazla Oku