YALNIZLIĞIN VE DOĞRULUĞUN EFENDİSİ: HZ. EBÛ ZER EL-GIFÂRÎ (R.A.)
İslam tarihinin en sarsılmaz iradeli, tavizsiz ve adaleti haykırmaktan bir an bile geri durmayan şahsiyetlerinin başında Ebû Zer el-Gıfârî (r.a.) gelmektedir. Mekke-Medine arasındaki ticaret yollarını kesen, yağmacılığıyla bilinen Gıfâr kabilesine mensup olan Ebû Zer’in asıl adı Cündeb bin Cünâde’dir. O, İslam öncesi dönemde bile kabilesinin putperest inancını reddetmiş, kendi mantığı ve vicdanıyla tek bir yaratıcının varlığına inanarak yıllarca kendi halinde ibadet etmiş arayış içinde bir muvahhiddi.
Mekke Sokaklarındaki İlk Haykırış
Mekke’de Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğini duyar duymaz kardeşini durum tespiti için Mekke’ye gönderdi, gelen haberlerle yetinmeyip bizzat kendisi gizlice Mekke’ye gitti. Kabe’nin yanında günlerce aç susuz bekledikten sonra Hz. Ali vasıtasıyla Peygamber Efendimizin huzuruna çıktı. Efendimizin davetini dinler dinler Müslüman oldu; İslam’ı kabul eden ilk beş kahramandan biridir.
Peygamber Efendimiz, Mekke’deki baskı ortamından dolayı ona imanını gizlemesini ve kabilesine geri dönmesini tembihlemişti. Ancak içinin coşkusunu zapt edemeyen Ebû Zer, Kabe’nin ortasına dikilerek müşriklerin gözünün içine baka baka kelime-i şehadet getirdi. Müşrikler tarafından bayılana kadar dövülen Ebû Zer’i, Abbas bin Abdülmuttalib zorlukla ellerinden kurtardı. Ertesi gün aynı şeyi yine tekrarlayan Ebû Zer, İslam davasındaki ödünsüz duruşunun ilk sinyallerini daha o gün vermişti. Daha sonra kabilesine dönerek gıyabında neredeyse tüm Gıfâr kabilesinin Müslüman olmasına vesile oldu.
Peygamberimizin Mucizevi Tasdiki: “Dünya Onun Gibi Doğru Sözlüsünü Görmedi”
Medine’ye hicretin ardından Bedir ve Uhud dışındaki tüm gazvelere katılan Ebû Zer, Tebük Seferi’nde zayıf devesi geride kalınca, devesini bırakıp sırtındaki ağır yüküyle kavurucu çöl sıcağında tek başına yürüyerek İslam ordusuna yetişmiştir. Uzaktan tek başına yürüyen bir karaltı gören Peygamber Efendimiz, “Bu Ebû Zer’dir. Allah Ebû Zer’e rahmet etsin; o yalnız yürür, yalnız ölür ve yalnız haşrolunur” buyurarak onun gelecekteki yalnız ve asil hayatını mucizevi bir şekilde müjdelemiştir.
Peygamber Efendimiz onun doğruluğu ve karakteri hakkında ise şu muazzam övgüyü yapmıştır: “Gök kubbenin altında ve yeryüzünün üstünde Ebû Zer’den daha doğru sözlü bir kimse yoktur.”
Rebeze Çölü’ndeki İnziva ve Vefatı
Peygamber Efendimizin vefatının ardından fetihlerle birlikte İslam dünyasına muazzam bir zenginlik ve ganimet akışı başladı. Ebû Zer, Müslümanların lüks hayata meyil etmesini, servet biriktirmesini ve Kuran’daki Tevbe Suresi 34. ayette geçen “Altın ve gümüşü yığıp da Allah yolunda harcamayanlar” uyarısının çiğnenmesini sert bir dille eleştirmeye başladı.
Özellikle Şam bölgesinde Muaviye’nin saray hayatını ve yöneticilerin zenginleşmesini sertçe eleştirmesi üzerine Medine’ye çağrıldı. Hz. Osman’ın halifeliği döneminde, Müslümanlar arasında fitneye ve ayrışmaya sebebiyet vermemek adına, kendi arzusu ve halifenin onayıyla Medine yakınlarındaki tenha bir yer olan Rebeze Çölü’ne yerleşti. Hayatının son yıllarını burada tam bir inziva, yoksulluk ve zühd içinde geçirdi. Hicretin 32. yılında (M. 653) Rebeze’de, yanında sadece eşi ve bir hizmetçisi varken vefat etti. Cenazesi, tesadüfen oradan geçmekte olan ve içinde Abdullah bin Mes’ud’un da bulunduğu bir yolcu kervanı tarafından kılınarak defnedildi.
Kaynak: islamvetarih.com