Türkiye Cumhuriyeti, siyasi tarihi boyunca sivil iradeye yönelik pek çok askeri müdahale ve muhtıra ile karşı karşıya kalmıştır. Ancak 15 Temmuz 2016 gecesi yaşananlar, klasik askeri darbelerden çok daha farklı, derin ve sinsi bir yapılanmanın ürünü olarak tarihe geçmiştir. Kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak adlandıran Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensubu bir grup asker kıyafetli terörist, milletin silahlarını yine millete doğrultarak meşru yönetimi devirmeye ve ülkeyi işgal ortamına sürüklemeye kalkışmıştır. Bu girişim, sadece bir hükümet değişikliği hedefi taşımamış, aynı zamanda devletin bağımsızlığını küresel odakların kontrolüne teslim etmeyi amaçlamıştır.
Terör örgütünün ordu içine sızma stratejisi
FETÖ, yaklaşık kırk yıllık bir süreç boyunca “hizmet hareketi” veya “eğitim gönüllüleri” maskesi altında devletin en kritik kılcal damarlarına sızmayı başarmıştır. Bu sızma harekatının en stratejik hedefi hiç şüphesiz Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) olmuştur. Örgüt, askeri okullara giriş sınavlarındaki soruları çalarak kendi militanlarını ordu içerisine yerleştirmiştir. Kendilerinden olmayan vatansever subayları ise kumpas davaları, şantajlar ve uydurma sicil raporları ile sistemin dışına itmişlerdir. Bu sayede askeri hiyerarşide hızla yükselen örgüt mensupları, zamanı geldiğinde bağlı oldukları illegal liderlik makamından gelecek emirle harekete geçmek üzere uyuyan hücreler halinde bekletilmiştir. 15 Temmuz gecesi, bu sızma stratejisinin nihai eylem safhasını oluşturmuştur.
Darbe girişiminin kırılma noktaları ve milli direniş
Milli İstihbarat Teşkilatı ve genelkurmay karargahında öğleden sonra başlayan hareketlilik, darbecilerin planlarını erkene çekmelerine neden olmuştur. Saat 22.00 sularında Boğaziçi Köprüsü’nün tanklarla kapatılması ve Ankara semalarında savaş uçaklarının alçaktan uçuş yapmasıyla ihanet aleni bir hal almıştır. Darbeciler, TRT ekranlarından korsan bir bildiri okutarak yönetime el koyduklarını iddia etmişlerdir. Ancak darbenin seyrini değiştiren en büyük kırılma noktası, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın televizyon ekranlarından halkı meydanlara ve havalimanlarına davet etmesi olmuştur. Bu çağrıyla birlikte milyonlarca vatandaş, ellerinde sadece Türk bayraklarıyla tankların, kurşunların ve bombaların karşısına dikilmiştir.
Ankara’da Özel Kuvvetler Komutanlığı’nı ele geçirmeye gelen darbeci generali alnından vurarak darbenin komuta kademesini felç eden Astsubay Ömer Halisdemir, direnişin sembolü olmuştur. Meclis binasının, cumhurbaşkanlığı külliyesinin ve emniyet binalarının bombalanmasına rağmen geri adım atmayan milli irade, tarihte eşine az rastlanır bir sivil direniş destanı yazmıştır. Sabaha karşı darbeci unsurların tek tek teslim alınmasıyla hain girişim bertaraf edilmiştir.
İhanetin küresel boyutları ve jeopolitik sonuçları
15 Temmuz darbe girişimi, sadece yerel bir terör eylemi olarak okunamaz. Örgütün elebaşının Amerika Birleşik Devletleri’nde ikamet etmesi ve batılı devletlerin darbe gecesi sergilediği çekimser, “bekle-gör” politikası, ihanetin uluslararası boyutlarını gözler önüne sermektedir. Türkiye’nin bağımsız dış politika hamlelerinden ve savunma sanayiindeki yerelleşme adımlarından rahatsız olan küresel güçler, FETÖ marifetiyle Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak istemiştir. Darbenin başarılı olması durumunda, güney sınırlarında bir terör koridorunun açılması ve ülkenin bir iç savaş sarmalına sürüklenmesi kaçınılmaz olacaktı. Milli direniş, bu küresel jeopolitik mühendislik oyununu da bozmuştur.
Kaynakça
- Aknur, N. (2012). Türkiye’de Asker ve Siyaset: Sivil-Asker İlişkilerinin Dönüşümü. Ankara: Seçkin Yayıncılık.
- Balcı, A. (2017). 15 Temmuz Darbe Girişimi: Dinamikleri, Yansımaları ve Sonuçları. İstanbul: SETA Yayınları.
- TC İçişleri Bakanlığı. (2017). FETÖ/PDY’nin Yapısı ve 15 Temmuz Darbe Girişimi Raporu. Ankara.
- Yılmaz, M. (2019). Küresel Güç Mücadeleleri ve 15 Temmuz’un Jeopolitik Analizi. Akademik İncelemeler Dergisi, 14(2), 45-68.
KAYNAK: islamvetarih.com
