20.9 C
Mersin
3 Ekim 2026
KELAMİ TARTIŞMALAR

”Hüküm Yalnızca Allah’ındır” Ayetinin Yanlış Anlaşılması

İslam kelam ve siyaset düşüncesinde, hicrî birinci asırdan modern döneme kadar uzanan süreçte en çok istismar edilen, radikal akımların ideolojik zeminini oluşturan ve Müslümanların idari-hukuki hayatını derinden etkileyen konuların başında “hâkimiyet” meselesi gelmektedir. Kur’an-ı Kerim’de yer alan “Hüküm yalnızca Allah’ındır” (Yûsuf, 40) beyanı, İslamiyet’in özünü oluşturan tevhid akidesinin en net ifadelerinden biridir.

Ancak bu ifadenin hukuki ve siyasi düzleme nasıl aktarılacağı sorusu, tarih boyunca Ehl-i Sünnet (Eş’arî ve Mâtürîdî) kelamcıları ile Haricilik fikrinden beslenen radikal yapılar ve bazı katı Selefî yorumlar arasında derin bir ameli-siyaset ayrışmasına yol açmıştır. Siteniz islamvetarih.com okuyucuları için bu makalede, hâkimiyet kavramının fıkhi sınırlarını ele alacak, ilgili ayetlerin nüzul sebeplerini inceleyecek ve tarihteki meşhur “Hakem Olayı” üzerinden meselenin kelami tahlilini yapacağız.

1. Hakem Olayı ve Haricilerin Siyasi/Kelami Çıkışı

Hâkimiyet meselesinin bir tekfir silahı olarak İslam tarihine girişi, Sıffîn Savaşı sonrasında Hz. Ali ile Hz. Muâviye arasında yaşanan “Hakem Olayı”na dayanır. İki tarafın da ümmetin kanının akmasını engellemek adına meseleyi fıkhi hakemlerin hakemliğine bırakmayı kabul etmesi üzerine, tarihteki ilk radikal fırka olan Hariciler ortaya çıkmıştır.

Hariciler, En’âm Suresi 57 ve Yûsuf Suresi 40. ayetlerde geçen “İnil hükmü illâ lillâh” (Hüküm yalnızca Allah’ındır) ibaresini bayraklaştırarak Hz. Ali’ye karşı isyan etmişlerdir. Onların tezi şu şekildeydi: “Siz Allah’ın dinindeki bir meselede insanları hakem tayin ettiniz. Halbuki hüküm yalnızca Allah’ındır. Allah’ın kanunları dışında hüküm veren veya insanların hakemliğini kabul eden herkes kâfirdir.”

Hz. Ali’nin bu iddiaya karşı kurduğu tarihi cümle, meseleyi özetleyen en büyük fıkhi ölçüdür: “Söyledikleri söz hak (doğru bir ayet), fakat bu sözle kastettikleri şey batıldır (yanlış bir yorumdur).”

2. Ehl-i Sünnet Kelamcılarının Hâkimiyet ve Teşri Yaklaşımı

Ehl-i Sünnet (Eş’arî ve Mâtürîdî) kelam sistemine ve İslam hukuku (fıkıh) usulüne göre, mutlak kanun koyucu (şâri’) ve hakiki hüküm sahibi şüphesiz ki Allah Teâlâ’dır. Ancak Ehl-i Sünnet alimleri, Allah’ın hüküm sahibi olmasını “mutlak yaratıcı ve mutlak itaat mercii” olarak tanımlarken, insanların idari ve hukuki planda içtihad etmelerini, kanun ve nizâm koymalarını bu ilkeye aykırı görmemişlerdir.

Kelam ve fıkıh uleması bu meşruiyeti şu delillere dayandırır:

  • İnsanların Hakem Kılınmasını Emreden Ayetler: Kur’an-ı Kerim, bizzat pek many meselede insanların hakemliğine başvurulmasını emreder. Örneğin, Nisâ Suresi 35. ayette evli bir çiftin arasındaki geçimsizlikten bahsedilirken, “Eğer karı-kocanın arasının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden de bir hakem gönderin…” buyrulmaktadır. Yine Mâide Suresi 95. ayette ihramlıyken öldürülen av hayvanının cezasını belirlemek için “içinizden adalet sahibi iki adamın hakemlik yapması” istenir. Eğer insanların hakemliği mutlak olarak Allah’ın hâkimiyetine şirk olsaydı, Kur’an bizzat bu ameli çözümleri emretmezdi.
  • “Allah’ın İndirdiğiyle Hükmetmeyenler” Ayetinin Şerhi: Radikal grupların en çok sığındığı Mâide Suresi 44. ayetteki, “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir” beyanıdır. Büyük müfessir ve sahabe Abdullah bin Abbas (r.a.), bu ayetin tefsirinde muazzam bir fıkhi kural koymuştur: “Bu, dinden çıkaran bir küfür (küfr-ü ekber) değil, insanı dinden çıkarmayan bir ameli küfürdür (küfrün dûne küfrin).” İslam fıkhına göre bir idareci veya yargıç, Allah’ın hükmünün doğruluğunu kalp ile tasdik ettiği halde, dünyevi bir menfaat, rüşvet, korku veya zaaf sebebiyle onunla hükmetmezse dinden çıkmaz; büyük bir günahkar (fâsık/zâlim) olur. Kişinin kâfir olması için, Allah’ın hükmünü inkar etmesi, beğenmemesi veya kendi koyduğu kuralları Allah’ın şeriatından daha üstün görmesi gerekir.

3. Selefî Ekolün Hâkimiyet Anlayışı ve Çağdaş Tartışmalar

Tarihsel süreçte klasik Selefîlik (Hadis Ashabı ve İbn Teymiyye çizgisi), hâkimiyet konusunda Ehl-i Sünnet kelamcılarıyla aynı çizgide yer almış, yöneticilerin ameli hatalarından dolayı hemen tekfir edilmesini (Harici metodunu) şiddetle reddetmiştir. İbn Teymiyye, Moğol yöneticilerinin durumunu incelerken “Yasak” adı verilen beşeri kanunları Allah’ın şeriatından üstün görmelerini eleştirmiş, itikadi inkar boyutuna vurgu yapmıştır.

Ancak 20. yüzyılın ortalarından itibaren “Hâkimiyet” kavramı, Seyyid Kutub ve Mevdûdî gibi düşünürlerin etkisiyle modern Selefî/Cihadî akımlar tarafından yeniden Harici bir refleksle yorumlanmaya başlanmıştır. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” veya beşeri kanun yapma (teşri) süreçlerine katılan her bireyi doğrudan müşrik ilan eden bu modern Selefî yorumlar, fıkhın “niyet, ikrar ve itikad” ilkelerini göz ardı ederek zahiri bir yaklaşımla tekfir dairesini genişletmişlerdir.

4. İdari Hüküm ile İtikadi İnkar Arasındaki İnce Sınır

Ehl-i Sünnet’i radikal akımlardan ayıran en temel fark, “ameli uygulama” ile “itikadi inkar” arasındaki sınırı muhkem tutmasıdır. Bir devletin veya yöneticinin İslam hukukuna uymayan yasalar yapması, fıkhen büyük bir günah, zulüm ve ameli bir noksanlıktır. Ancak bu durum, o yapı içindeki herkesi kâfir ilan etmeyi gerektirmez. Ehl-i Sünnet kelamı, kalpteki imanı esas alır; kanun koyanların veya uygulayanların “Allah’ın helalini haram, haramını helal sayma” niyeti (istihlâl) olmadığı müddetçe İslam dairesinde kaldıklarını kabul eder.

Sonuç

“Hüküm yalnızca Allah’ındır” ayeti, kainatın mutlak yaratıcısının ve din gününün sahibinin Allah olduğunu bildiren yüce bir tevhid ilkesidir. Bu ayeti çarpıtarak, Müslüman toplumların idari, örfi ve hukuki nizamlarını birer şirk yuvası gibi göstermek ve Müslümanları tekfir etmek İslam’ın orta yoluyla bağdaşmaz. Sitemiz islamvetarih.com okuyucularının bilmesi gerekir ki; niyetinde İslam’a bağlı olan ancak uygulamada kusurları bulunan Müslümanları Harici bir dille dışlamak yerine, Ehl-i Sünnet’in adaleti ve fıkhi esnekliği muhafaza eden dengeli akidesine sarılmak ümmetin selameti için yegane yoldur.


Kaynakça

  1. Taberî, Muhammed bin Cerîr, Câmiu’l-Beyân ‘an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân, Mâide Suresi 44. Ayet Tefsiri.
  2. İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Yûsuf ve Mâide Suresi Ayetleri, Kahire.
  3. Mâtürîdî, Ebû Mansûr, Te’vîlâtü’l-Kur’ân, Nisâ ve Mâide Suresi Tefsirleri.
  4. İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ, c. 3, Siyasetü’ş-Şer’iyye ve Hakimiyet Bahsi.
  5. Diyanet İşleri Başkanlığı, İslam Ansiklopedisi, “Hâkimiyet” ve “Hâriciyye” Maddeleri.

KAYNAK: islamvetarih.com


Kaynak Göster:
Yağmur, Celal. "”Hüküm Yalnızca Allah’ındır” Ayetinin Yanlış Anlaşılması." İslam ve Tarih. 2026. Erişim Tarihi: Ekim 3, 2026 at 10:37. https://islamvetarih.com/hukum-yalnizca-allahindir-ayetinin-yanlis-anlasilmasi/.

İlgili Yazılar

Kabir Ziyareti ve Ölülerden Yardım İsteme: Şirk mi, Caiz mi?

Celal Yağmur

Peygamber ve Evliya ile Tevessül Etmek Caiz midir?

Celal Yağmur

Tekvin Sıfatı Müstakil Bir Sıfat mıdır? Mâtürîdî ve Eş’arî Ekolleri Arasındaki İnce Kelami Ayrışma

Celal Yağmur

Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanmaktadır. Bunu kabul ettiğinizi varsayıyoruz, ancak isterseniz çerez kullanımını reddedebilirsiniz. Kabul Et Daha Fazla Oku