19.8 C
Mersin
2 Ekim 2026
Image default
MAKALELER

Asıl Meseleyi Kaybetmeden İslam’a Davet

ASIL MESELEYİ KAYBETMEDEN İSLÂM’A DAVET

Bugün İslâm adına küçümsenemeyecek bir gayret var. Sohbetler, dersler, konferanslar, yardım faaliyetleri, ilmî çalışmalar, sosyal medya faaliyetleri… Fakat bütün bu gayretlerin içerisinde kendimize esaslı bir soru sormamız gerekiyor: Bunca çalışma ümmetin asıl problemini çözmeye mi yöneliyor, yoksa çoğu zaman problemin sonuçlarıyla mı uğraşıyoruz?

Mesele herhangi bir İslâmî hareketi, cemaati veya çalışmayı küçümsemek değil. Bilakis hep birlikte İslâm’a davetin gayesini, önceliklerini ve metodunu yeniden düşünmek.

İslâm yalnızca ferdî ibadetlerden ve güzel ahlaktan ibaret değildir. Akideden ibadetlere, aileden ekonomiye, toplumdan siyasete ve yönetime kadar hayatın tamamına ilişkin hükümler getiren mütekâmil bir nizamdır. Öyleyse İslâm’a davet de İslâm’ın bazı parçalarına değil, İslâm’ın bütününe davet olmalıdır.

Elbette namazı anlatacağız, Kur’an öğreteceğiz, ahlakımızı güzelleştireceğiz, ailemizi koruyacağız, gençlerimizi haramlardan sakındıracağız, fakirin ve mazlumun yanında olacağız. Fakat bütün bunları yaparken şu soruyu gözden kaçıramayız: Müslümanların hayatı bugün hangi fikir ve nizamla düzenleniyor?

Çünkü bir Müslüman namazını kılabilir, orucunu tutabilir, helal-harama dikkat edebilir. Fakat ekonomi nizamını, kamu mülkiyetini, yargıyı, dış siyaseti ve yönetim hükümlerini fert olarak uygulayamaz. Bunlar siyasi otoriteyi gerektirir.

İşte tam burada Hilâfet meselesi karşımıza çıkıyor.

İslâm’a Davet kitabının ortaya koyduğu çerçevede Hilâfet, nostaljik bir tarih tartışması veya geçmişte kalmış bir yönetim isminden ibaret değildir. Eser, İslâmî hayatın yeniden başlamasını ve İslâm hükümlerinin toplum hayatında uygulanmasını Raşid-i Hilâfet’in yeniden ikamesi meselesiyle ilişkilendiriyor.

Bu sebeple ümmetin problemlerini yalnız sonuçları üzerinden konuşmak eksik kalıyor. Faizi konuşurken faizli iktisat nizamını, ahlaki yozlaşmayı konuşurken insanı şekillendiren seküler hayat anlayışını, Gazze’yi konuşurken ümmetin siyasi parçalanmışlığını, fakirliği konuşurken servetin nasıl üretildiğini ve dağıtıldığını da konuşmak gerekiyor.

Dalları tek tek tedavi ederken ağacın kökünü gözden kaçırmamalıyız.

Fakat bunun tersi de doğru değildir. “Biz büyük meselelerle uğraşıyoruz” diyerek ferdî kulluğu, takvayı, ahlakı, ilmi ve insan yetiştirmeyi küçümseyemeyiz. İslâmî şahsiyet olmadan İslâmî değişim taşınamaz; fakat yalnız ferdî ıslahla da toplumsal nizam kendiliğinden değişmez.

Dolayısıyla mesele “fert mi toplum mu?”, “ahlak mı siyaset mi?”, “ibadet mi nizam mı?” değildir. İslâm bunların tamamını kendi bütünlüğü içerisinde ele alır.

Bir başka önemli mesele de vakıayı doğru teşhis etmektir. Yanlış teşhis, samimi gayretleri dahi yanlış yere yöneltebilir. Problem yalnız kötü yöneticiler olarak görülürse çözüm iyi yöneticiler aramaya; yalnız ekonomik geri kalmışlık olarak görülürse daha fazla yatırıma; yalnız ahlaki bozulma olarak görülürse çözüm sadece vaaza indirgenebilir.

Oysa köklü değişim, yalnız ortaya çıkan sonuçlarla değil, bu sonuçları sürekli meydana getiren fikirler, ölçüler ve nizamla ilgilenmeyi gerektirir.

Resûlullah ﷺ’in Mekke’den Medine’ye uzanan daveti de bize fikir, amel, metot ve gayenin birbirinden koparılamayacağını gösterir. Gayemizin İslâmî olması yetmez; o gayeye ulaşmak için takip ettiğimiz yolun da şer’î ölçülere bağlı olması gerekir.

O hâlde bugün İslâmî hareketlerin, cemaatlerin, âlimlerin, davetçilerin ve ümmetin derdini taşıyan hepimizin birbirimizi suçlamadan kendimize sormamız gereken sorular var:

İnsanları İslâm’ın tamamına mı çağırıyoruz? Tâli meseleleri asli meselelerin önüne mi geçiriyoruz? İhtilaflarımız bizi birbirimizle uğraştırıp ümmetin asıl meselelerinden uzaklaştırıyor mu? Ferdî kulluğu toplumsal sorumluluktan, ahlakı siyasetten, daveti İslâm nizamından koparıyor muyuz?

Bu soruları başkasını mahkûm etmek için değil, önce kendimizi muhasebe etmek için sormalıyız.

Çünkü İslâm’a davet, Müslümanları birbirinden uzaklaştırmak değil; ümmeti Allah’ın dini etrafında toparlamaktır.

Namazı da konuşacağız, ahlakı da, aileyi de, ekonomiyi de, siyaseti de, ümmetin birliğini de, İslâm nizamını ve Raşid-i Hilâfet’i de… Hiçbirini diğerini yok sayarak değil, İslâm’ın mütekâmil bütünlüğü içerisinde.

Asıl meselemiz, tâli meselelerde boğulmadan meseleyi büyüklüğüne uygun kavramaktır.

Yazan ve Hazırlayan: İlyas Kösem

Kaynak Göster:
Yağmur, Celal. "Asıl Meseleyi Kaybetmeden İslam’a Davet." İslam ve Tarih. 2026. Erişim Tarihi: Ekim 2, 2026 at 21:26. https://islamvetarih.com/asil-meseleyi-kaybetmeden-islama-davet/.

İlgili Yazılar

İslamda Kadın Hakları Korunuyormu

Celal Yağmur

İslamsız Siyaset

Celal Yağmur

Ayasofya Cami’yi kimler müzeye çevirdi

Celal Yağmur

Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanmaktadır. Bunu kabul ettiğinizi varsayıyoruz, ancak isterseniz çerez kullanımını reddedebilirsiniz. Kabul Et Daha Fazla Oku