REAKSİYONDAN EHL-İ SÜNNET ANA OMURGASINA: EŞ’ARİLİK
İslam dünyasında hicri 4. asırda doğan, akılcı Mutezile mezhebi ile nassları tamamen zahiriyle alan Selefi/Hadis taraftarları arasındaki şiddetli çatışmaları dindiren ve Ehl-i Sünnet’in ikinci büyük itikadi kalesi olan ekolün adı Eş’ariliktir. Mezhebin kurucusu, aslen meşhur sahabe Ebu Musa el-Eş’ari’nin soyundan gelen İmam Ebû’l-Hasan el-Eş’arî’dir (v. 324/935). İmam Eş’ari, hayatının kırk yaşına kadar olan döneminde Mutezile mezhebinin en büyük kelamcılarından ve hocalarından biriydi. Ancak Mutezile’nin her şeyi rasyonalize eden ve vahyi aklın gerisine iten bazı katı yorumlarından rahatsız olarak rüyasında Peygamber Efendimizi görmesinin ardından bu ekolden ayrıldığını ilan etti. Basra Camii’nde minbere çıkarak, “Eski fikirlerimden, tıpkı şu elbisemi üzerimden çıkardığım gibi sıyrılıp ayrıldım” diyerek Ehl-i Sünnet safına geçti ve yeni bir kelam metodolojisi kurdu.
Doğuş Gerekçeleri ve Kelam İlminin Meşrulaşması
İmam Eş’ari’nin ortaya çıktığı dönemde, gelenekçi Hadis alimleri (Ehl-i Hadis), inanç konularında akıl yürütmeyi, felsefi mantık kurallarını kullanmayı ve kelam ilmiyle uğraşmayı “bid’at” kabul ediyorlardı. Mutezile ise tam tersine, aklı tek hakem ilan etmişti. İmam Eş’ari, Mutezile’nin kullandığı diyalektik ve mantık silahını alarak, bunu gelenekçi Ehl-i Sünnet inancını savunmak için kullandı. Bu hamlesiyle kelam ilmini Ehl-i Sünnet dünyasında meşru ve saygın bir konuma yükseltti.
Eş’arilik, coğrafi olarak Abbasi hilafetinin merkezi olan Bağdat, Şam ve Mısır hattında çok hızlı yayıldı. Özellikle Büyük Selçuklu Devleti’nin meşhur veziri Nizamülmülk tarafından açılan “Nizamiye Medreseleri”nde Eş’arî kelamı resmi müfredat olarak kabul edildi. İmam Gazali, Fahreddin er-Razi, Seyfeddin el-Amidi gibi İslam düşünce tarihinin en devasa dehaları bu ekolün çatısı altında yetişti.
Eş’ariliğin Temel İtikadi Karakteristiği ve Görüşleri
Eş’arî kelam sistemini Maturidilikten ve diğer ekollerden ayıran temel teolojik yaklaşımlar şunlardır:
- Akıl ve Vahiy Dengesi (Hüsn-Kubbuh): Eş’arilere göre bir şeyin iyi (hüsn) veya kötü (kubbuh) oluşu akılla bilinemez; ancak vahyin (şeriatın) bildirmesiyle sabit olur. Akıl, Allah’ın emir ve yasakları olmadan neyin sevap neyin günah olduğunu idrak edemez. Bu yüzden, kendisine peygamber daveti ulaşmamış olan bir insan (fetret dönemi insanı), sadece aklıyla Allah’ı bulmakla mükellef değildir; sorumlu tutulamaz.
- İnsan İradesi ve Kesb: Eş’arîlikte kader ve Allah’ın mutlak kudreti çok baskındır. Fiili yaratan tamamen Allah’tır. Kulun cüzi iradesi ise o fiilin meydana gelmesinde bağımsız bir etkiye sahip değildir; sadece o fiile mahal oluşturur (kesb). Maturidiliğe kıyasla insan iradesini biraz daha sınırlı tutan bu yaklaşım, Allah’ın mutlak egemenliğini koruma gayesinden doğmuştur.
- Allah’ın Sıfatları: Allah’ın ezeli ve zati sıfatları olduğunu kabul ederler. Ancak Maturidilerden farklı olarak “Tekvin” (yaratma) sıfatını ezeli bir sıfat saymazlar; onu Allah’ın kudret ve irade sıfatlarının mahlukata tecelli etmesi (itibari bir sıfat) olarak görürler.
- Rü’yetullah (Allah’ın Görülmesi): Cennette müminlerin Allah’ı mekandan, yönden ve nasıllıktan münezzeh olarak gözleriyle göreceğini akli delillerle savunurlar. Mutezile’nin “görme hadisesi ışık ve yön gerektirir, dolayısıyla Allah görülemez” fikrini sertçe reddederler.
Eş’arilik, özellikle Şafiî ve Malikî fıkıh mezhebine mensup olan Müslümanlar arasında tam bir ittifakla benimsenmiştir. Bugün Kuzey Afrika, Hicaz, Mısır, Endonezya ve Malezya gibi geniş İslam coğrafyasında Ehl-i Sünnet inancının en yaygın ve güçlü dilini oluşturmaktadır.
Kaynak: islamvetarih.com
