İnsan Çok Şeye Sahip Oldu Ama Neden Huzuru Kaybetti?
İnsanlık tarih boyunca daha rahat, daha güvenli ve daha konforlu bir hayat aradı.
Bugün bu arayışın sonucunda geçmişte hayal bile edilemeyecek imkânlara sahibiz.
Bir tuşla dünyanın diğer ucundaki insanla konuşabiliyor, istediğimiz bilgiye saniyeler içerisinde ulaşabiliyor, istediğimiz ürünü evimize getirtebiliyor ve birçok işi teknoloji sayesinde çok daha kolay yapabiliyoruz.
Fakat bütün bu imkânlara rağmen insan gerçekten daha huzurlu mu?
Bu sorunun cevabı üzerinde düşünmek gerekiyor.
Konfor arttı, huzur neden artmadı?
Çünkü konfor ile huzur aynı şey değildir.
Konfor insanın hayatını kolaylaştırabilir.
Fakat huzur insanın iç dünyasıyla ilgilidir.
İnsan çok daha büyük bir evde yaşayabilir ama içinde huzur olmayabilir.
Çok para kazanabilir ama sürekli kaybetme korkusu taşıyabilir.
Çok insan tanıyabilir ama kendisini yalnız hissedebilir.
Çok fazla eğlenceye ulaşabilir ama yine de içindeki boşluğu dolduramayabilir.
Demek ki insanın bütün ihtiyaçları maddi değildir.
Sürekli daha fazlasını istemek
Modern hayat insana sürekli olarak bir şeylerin eksik olduğunu hissettirebiliyor.
Daha iyi telefon.
Daha güzel araba.
Daha büyük ev.
Daha fazla para.
Daha fazla takipçi.
Daha fazla beğeni…
İnsan sahip olduğu şeylerin değerini görmek yerine sürekli sahip olmadığı şeylere bakarsa, elindekiler çoğalsa bile memnuniyeti azalabilir.
Çünkü insanın gözü sürekli başkasının hayatına çevrilmiştir.
Huzurun kaynağı nerede?
İslam’ın insana kazandırmaya çalıştığı önemli şeylerden biri de ölçülü bir hayat anlayışıdır.
İnsan dünyadan tamamen kopmak zorunda değildir.
Fakat dünyayı hayatının amacı haline getirdiğinde, sahip oldukları onu yönetmeye başlar.
Oysa mal insanın elinde olmalı, kalbinde değil.
İnsan sahip olduklarının şükrünü bildiğinde, hayatındaki nimetleri fark etmeye başlar. İslamiyet insanlara orta yolda durmasını tavsiye eder. İnsan gerek dini hayatında gerekse de dünya hayatında dengeli davranmalıdır. Ne uç noktaya çıkmalı nede sıfıra inmelidir? Hayatın tam merkezinde, yani ortada durmalıdır. Dünya hırsı ve daha çok kazanma hırsı insanı manevi olarak bitiren en etkili hırstır!
Şükreden bir toplumdan şikayet eden bir topluma dönüştük! Toplum ve nesiller hızla din’den uzaklaşmaya başladı! Din’den uzaklaşan bir toplumdan da iyimser şeyler beklemek doğru değildir. İnsanoğlu ne kadar Allah’tan uzaklaşırsa bir o kadar huzursuz olur! Öyle ki, bu huzursuzluk evrensel bir hale gelip dünyayı kapsayıverir? Siz zannediyormusunuz ki Japonya’da, İngiltere’de, Amerika’da veya Fransa’da insanlar huzurlu? Hayır! görünüşte mutlu ve rahat yaşadıkları sizleri aldatmasın?
Beden mutluluğu değil, kalp mutluluğu ve huzuru önemlidir. Aslında buraya kadar yazdıklarımızın temelinde olan huzursuzluk İslamiyetten uzaklaşma ile alakalıdır. Burada bizlere şunu sorabilirsiniz? ”Peki neden savaşlar ve ekonomi zayıflıklar hep Müslüman coğrafyalarında vuku buluyor?” Evet haklısınız. Buda bizlere gösteriyor ki, insanların Müslüman kimliği taşıması onun mutlu, huzurlu ve güçlü olacağı garantisi vermez? Zaten din’den uzaklaşan insanların bir çoğu Müslüman kimliğine sahip olan insanlardır. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi?
Çünki kişinin Müslüman kimliği taşıması tek başına ona huzur ve kuvvet vermez? Bu gün ülkemizde Meyhaneler, kumarhaneler, pavyonlar ve eğlence mekanlarının yüzde doksan dokuzunu Müslüman kimliğine sahip olan insanlarımız doldurmaktadır! Bu ve benzeri örnekleri orta doğuya, avrupaya, amerikaya ve İslam coğrafyalarına yaydığımızda müthiş bir günah işleme rekorunun kırıldığını görmekteyiz! İşte sizin sorduğunuz sorunun cevabı bu meselelerin içindedir.
Sonuç
Belki de sorunumuz sahip olduğumuz şeylerin azlığı değil, sahip olduklarımızın kıymetini unutmuş olmamızdır.
İnsan daha fazlasına sahip olarak değil, elindekinin değerini anlayarak da huzur bulabilir.
Çünkü huzur bazen yeni bir şey kazanmakla değil, zaten sahip olduğumuz şeyleri fark etmekle başlar..
Kaynak: Celal Yağmur / islamvetarih.com
