22.5 C
Mersin
29 Temmuz 2026
Image default
MAKALELER

Türkiye Darül Harp mıdır?

Türkiye Darül Harp mi Darül İslam mı?

Öncelikle bu hususta Hizbut Tahririn fikrini belirtmek isterim. Hizbut Tahrir’e göre, İslam’ın anayasal olarak yönetilmediği her memleket darul küfürdür deniliyor. Velev ki bölge halkının tamamı Müslüman olsa bile? Hatta ve hatta İslamiyen şiarlarından olan Ezanlar bile okunsa orası darul küfürdür deniliyor.

Buna delil olarak da, Nisa 141 deki ‘Allah hiçbir zaman kafirlere mü’minlerin üzerinde hakimiyet vermez’ Ayetidir. Halbu ki Rasulullah bir orduyu sefere göndereceği vakit onlara şu emri verirdi ‘Oraya vardığınızda bir mescit görürseniz veya ezan okuyan bir müezzin duyarsanız oradaki kimseyi öldürmeyin’ diye buyururdu.

Fakat Hizbut Tahrir bu hadisi onaylamak ile birlikte, bir beldede ezan sesinin duyulması oradaki insanlar ile savaşmaya engel olmadığını dile getiriyorlar? Devam ile, her ne kadar orada İslam’ın işaretleri olsa bile orası darul İslam değil, darul küfürdür diyorlar.

Çünkü Hizbut Tahririn görüşü, bir memlekette her ne kadar ezan, namaz, oruç, hac, kurban, Kur’an kursları, İslami yüksek okulları, diyanet kurumu, dini bayramların resmi tatil edilişi, okullarda dini ders zorunluluğu vs gibi hiçbir şey o memleketi darul küfürden kurtarmayacağını savunuyorlar. Kısacası Hizbuta göre bir memleket Kur’an hükümleri ile anayasasını esas almamışsa o memleket ağzı ile kuşta tutsa orası darul küfürdür diyolar. Şimdi de gelin bu hususta klasik ve modern Alimlerin görüşlerine yer verelim.

Darül İslam: İslam’ın hakim olduğu, Müslümanların can, mal ve din güvenliğinin bulunduğu yer.

Darül harb: Gayrimüslimlerin yönetiminde olup İslam hukukunun uygulanmadığı ve Müslümanların güvenliğinin bulunmadığı yer.

Darül-ahd / Darü’s-sulh: İslam devletiyle antlaşması olan gayrimüslim yönetim bölgeleri.

Kılasik Alimlerin Görüşleri:

  1. İmam Ebu Hanife: Bir bölgenin darülharp sayılması için üç şart koşmuştur: İslam ahkamı kalkacak. Küfür ahkamı hakim olacak. Müslümanların can ve mal güvenliği kalmayacak. Eğer bu üçü bir arada değilse, orası darül harp olmaz. Dikkat ediniz! Bu üç şartın bir arada olması isteniyor? Evet, ilk iki şart var Türkiye’de. Lakin üçüncü şart yoktur. Buda gösteriyor ki Türkiye darül harp sayılamıyor. Çünkü ben bir Müslüman olarak canım da, namusum da, malım da, güvenlik içindedir. Kaynak: İbn Abidin, Reddü’l-Muhtar, C. 3, s. 318.
  • İmam Şafi: Bir bölge kimin yönetimindeyse, o dinin toprağı sayılır. Şafi’ye göre küfür yönetimi varsa, orası darül harptir. Kaynak: Şafii, el-Umm, c. 4, s. 213.

Şafi Mezhebinin bir diğer görüşüde: Şafi mezhebine göre, bir diyar yahut bir memleket, bir defa dahi olsun, Müslümanlar tarafından zaptedilmiş ise, o diyar ve o memleket artık kıyamete kadar darül İslam dır. Böyle bir memleket sonradan kâfirlerin eline geçse bile, bu hüküm değişmez. Hatta Müslümanlarla barış halinde bulunan gayri müslimlerin ülkeleri de darül harp değildir. (Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuki İslamiye) Laik rejimden dolayı, Türkiye’ye küfür diyarı diyenlerin görüşü esassız ve yanlıştır deniliyor.

 Modern Alimlerin Görüşleri:

  1. Şeyh Yusuf el-Karadavi: Müslümanların dinlerini serbestçe yaşayabildiği yerler darül harp olmaz. Türkiye gibi yerler darül harp değil, aksine darü’l-İslam’a yakın yerlerdir. Darül harp kavramı bugünün dünyasında geçerliğini yitirmiştir. Kaynak: Karadavi, Çağdaş Fıkhi Meseleler, c. 2
  2. Muhammed Taki Usmani: Modern devletler sistemi içinde darül harp ve darül İslam ayrımı artık hukuki değil, tarihi bir anlam taşır. Türkiye gibi ülkelerde şeriat uygulanmasa da, Müslümanlar dinlerini yaşayabiliyorsa orası darül harp sayılamaz. Kaynak: Usmani, Contemporary Fatawa, s. 128.
  • İbn Teymiyye: Müslüman bir belde, işgal edilmiş dahi olsa halkı İslam üzere ise darül harp olmaz. Hüküm sadece siyaset değil, toplumun inancı ve yaşayışı ile ilgilidir. Kaynak: İbn Teymiyye, el-Fetava el-Kübra, c. 3, s. 492.
  • Abdülaziz b. Baz (Suudi Arabistan eski müftüsü): Türkiye gibi ülkeler, laik olsa da Müslümanların ezan okuyup namaz kıldığı, İslami faaliyetlerin yürütüldüğü yerlerdir. Darül harp olarak nitelendirilmesi doğru değildir. Kaynak: Bin Baz, Mecmuu’l-Fetava, c. 5, s. 327.

Sonuç ve Değerlendirme:

Türkiye, klasik fıkıh tanımlarına göre darül harp değildir. Çünkü: Müslümanların can ve mal güvenliği vardır. Ezan okunmakta, camiler açık, İslami eğitim verilebilmektedir. İslam’a aykırı unsurlar bulunsa da, halkın çoğunluğu Müslümandır ve İslam’a hizmet eden yapılar da mevcuttur. Günümüz de birçok Alim, darül harp ve darül İslam ayrımının katı bir şekilde uygulanmasının hatalı olduğunu savunmaktadır.

Halbuki küfür diyarına verilecek en kuvvetli örnek ülke İsrail’dir. Çünkü orada hiçbir Müslümanın canı, malı ve namusu garanti altında değildir. Türkiye’de ise durum hiçte böyle değildir. Ayrıca İsrail devleti (!) Müslümanlar ile savaş halindedir?

Dahası, İsrail’de açıkça namaz bile kılamazsınız. Çünkü namaz kılana adeta vur emri vardır ve de potansiyel bir düşmandır onlara göre. İşte darül harp diyarı ancak böyle olur. Oysa memleketimiz asırlardan beri diyar-ı İslam’dır. Bu keyfiyetini bugün de muhafaza etmektedir.

Can, mal ve namus tehdidi yoktur. Muamelata taalluk eden bazı kısımlar müstesna, itikad, ahlâk ve ibadete ait hükümler açıkça ve serbestçe ifa edilmektedir. Kaldı ki muamelata taalluk eden hükümlerin de büyük bir kısmını, isteyen fertlerin tatbik etmelerine kanuni bir engel yoktur.

Devletimiz bir kısım dini hizmetleri bizzat teşvik etmiş ve bu hizmetleri yürütmek üzere Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuştur. Vaazlar kürsülerden dini telkin etmekte, İslam’ı anlatmaktadır. Bütün vilayet ve kazalarda fetva merci olan müftülükler, fiilen hizmet görmekte, yüzlerce Kur’an Kursu faal olarak çalışmaktadır.

Ezan, cemaat, cuma, bayram ve hac gibi İslami şiar canlı ve hayattar olarak varlığını devam ettirmektedir. Binlerce cami ve mescidlerden, günde beş kere Ezan-ı Muhammed okunmakta, cemaat namazları, cuma ve bayram namazları serbestçe kılınabilmektedir. İsteyen Müslümanlar hac ve umre ibadetini yapabilmektedirler. Kur’an-ı Kerim’in ve İslami eserlerin neşriyatı rahatlıkla yapılmaktadır. Dini bayramlar resmen tatil günü olarak kabul edilmiştir.

Velhasıl Darülharp meselesini ileri sürenlerin iddia ettikleri bir husus da, İslam idaresi olmayan bir memlekette yapılan bütün ibadetlerin batıl olduğu fikridir. Bu fikir ve iddianın, hiçbir ser’i delili, dini mesnedi yoktur. Müslüman, ister darül İslamda olsun, ister darül harpte, her halükarda Allah’ın emirlerini yapmak, yasaklarından da kaçmakla mükelleftir. İbadet, insanın yaratılış gayesi, varoluş hikmetidir. Hiçbir hal, onu, bu ulvi vazifeyi ifadan alıkoyamaz.

İslamiyet’in günümüzde tüm dünyada çığ gibi büyüdüğü; Fransa, İngiltere, Almanya, Afrika ve Amerika’da İslam’a girenlerin sayısının gittikçe arttığı bilinen bir gerçektir. Bu yeni Müslümanlar, bulundukları gayri İslami muhitlerde, dini vecibe ve ibadetlerini eksiksiz ifa etme şuur ve azmi içinde hareket ediyorlar. Bu şahsi iddiaları geçerli olsaydı, bu yeni Müslümanların, inanç ve ibadetlerinin bir manası kalmazdı. Dini gayretleri boş bir çaba olmaktan öteye gidemezdi. Bu ise, gayri müslim memleketlerde İslamiyet yaşanamaz, dindar olunamaz neticesini doğururdu. Daha da ötesi, İslam’a yeni giren bir kimse olmazdı.

Bahsimizi tamamlarken bir hususa dikkatleri çekmek isteriz: Her devirde olduğu gibi bugün de insanlara yapılacak en büyük hizmet, onlara iman hakikatlerini öğretmek, gönüllerine Allah’ın marifet ve muhabbetini nakşetmektir; Onlara İslam’ın esaslarını ta’lim ettirmek, kalb ve dimağlarına güzel ahlâkı, adaleti, istikameti yerleştirmektir. Aralarında birlik ve beraberliği, itaat ve hürmeti, şefkat ve merhameti te’sis etmek; Vicdanlarına ümmet ve vatan sevgisini, mukaddesata hürmet duygusunu aşılamaktır.

Bu gibi hizmetleri bırakıp, bilinmesi ve bildirilmesi ne farz, ne vacib olan Darül Harp meselesini, İslam’ın en büyük bir meselesiymiş gibi ortaya sürmek, milleti huzursuz ve kalpleri huzursuz etmekten başka bir şey değildir. Son söz: Ben her konuda olduğu gibi bu konuda da şahsi fikrimi belirtmek isterim.

Ben Hizbut Tahrir’in bu iddiasını kabul etmiyor ve onlara bu hususta katılmıyorum. Dikkat ederseniz birçok hususta onlara katılmıştım lakin bu konuda katılmıyorum. Mezheplerin ittifak ettiği ve Alimlerinde de büyük bir çoğunluğunun darül harp ve darül İslam görüşlerini terk edip, sadece bir veya birkaç görüşün iddiasını kabul etmenin akla aykırı olduğunu düşünüyor ve bu darül harp meselesini bura da kapatıyorum.

Hizbut Tahrir’in Hilafetin inşası için takip ettiği metoduna kesinlikle itirazımız olamaz. Çünkü kaynakları Kur’an ve Sünnettir. Eğer şahsi bir fikir veya ideoloji olsaydı elbet kabul etmezdik. Kaynak ve delil edindikleri iki esas (Kur’an ve Sünnet) ışığında hareket etmeleri İslamiyet’e ve Müslümanlara ters düşmez. Belki İnanç ve İtikadi hususlarını ayrı tutarak, birkaç fikri ve şahsi düşünceleri tartışılabilir? Ölüye Kur’an okunmaz gibi, darul İslam gibi vs meseleler de ayrışmaların da olması pek tabidir.

Zaten bu ve benzeri meselelerin Akaid ve Tevhid esasları ile alakası olmadığından ayrılıklara düşmenin de bir zararı olmaz diyoruz. Önemli olan Akide de ayrılmamaktır. Kaldı ki Sahabe-i Kiram efendilerimiz bile aralarında birçok mesele yüzünden farklı görüşlere sahiptiler.

Sıffin de, hakem olayında, hilafet olayında vs vs. Fakat iş İslam’ın mahremi olan meseleler olunca da hepsi bir hareket ederlerdi. İşte biz Müslümanlarda her işte olduğu gibi bu konularda da Peygamber ve Sahabeler gibi davranmalıyız diyerek, Hizbut Tahrir Kimdir meselesini burada sonlandırıyoruz.

Kaynak: Celal Yağmur’un Türkiye’de İslam kitabından

İlgili Yazılar

Filistin’i imha anlaşması!

admin

Doğruyu Doğru Anlamak

admin

İslam Tarihinde Savaşlar

admin

Yorum bırak

Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanmaktadır. Bunu kabul ettiğinizi varsayıyoruz, ancak isterseniz çerez kullanımını reddedebilirsiniz. Kabul Et Daha Fazla Oku

🤖
İslam ve Tarih AI Asistanı
Merhaba. İslam, tarih ve arşivimiz hakkında sorularınızı sorabilirsiniz.