27 C
Mersin
19 Eylül 2026
CUMHURİYET TARİHİ

Şeyh Said ve Müslümanlara Göz Dağı Projesi

DOĞU’DA BİR DEVRİN KIRILMASI: ŞEYH SAİD HADİSESİ, İSTİKLAL MAHKEMELERİ VE DIŞ GÜÇLERİN ROLÜ

Erken Cumhuriyet tarihinin en çok tartışılan, siyasi ve sosyal sonuçları itibarıyla Türkiye’nin hem iç politikasını hem de dış dünyadaki kaderini en derinden etkileyen dönüm noktalarından biri 1925 yılında patlak veren Şeyh Said Hadisesidir. Hilafetin kaldırılması, medreselerin kapatılması ve dini kurumların tasfiye edilmesi gibi radikal sekülerleşme adımlarının hemen ardından Doğu Anadolu’da meydana gelen bu hareket, resmi ve alternatif tarih tezleri arasında hala en sıcak tartışma alanlarından birini oluşturmaktadır. Kimileri için salt bir “Kürt ulusal isyanı”, kimileri içinse “şeriat ve din odaklı bir kıyam” olarak nitelendirilen bu çetin hadise, arkasında bıraktığı İstiklal Mahkemeleri yargılamaları ve Musul’un kaybedilmesiyle sonuçlanan dış diplomatik krizlerle cumhuriyet tarihinin en hassas sayfalarından biridir.

İsyanın Sosyal Zemini ve Kıyamın Başlaması

Hadisenin merkezinde yer alan Şeyh Said, Nakşibendiyye tarikatının Palevi koluna mensup, Doğu Anadolu’da hem dini kimliği hem de aşiret bağları sebebiyle muazzam bir nüfuza ve saygınlığa sahip bir mürşiddi. 1924 yılında Hilafetin lağvedilmesi, Doğu’daki muhafazakar halk ve ulema arasında İslam birliğinin koptuğu ve dinin tehlikeye girdiği algısını yarattı. Şeyh Said, çevre illerde yaptığı sohbetlerde ve gönderdiği mektuplarda, yeni kurulan Ankara hükümetinin dini müesseseleri yıktığını, Kur’an hükümlerinin çiğnendiğini belirterek İslami bir hassasiyetle kıyam çağrısında bulundu.

Hadise, 13 Şubat 1925 tarihinde Diyarbakır’ın Piran köyünde, jandarma birlikleri ile Şeyh Said’in adamları arasında çıkan ani bir silahlı çatışmayla planlanandan önce, erken bir aşamada patlak verdi. Kısa sürede büyüyen hareket; Genç, Elazığ, Ergani ve Muş gibi stratejik merkezleri ele geçirerek Diyarbakır surlarının önüne kadar dayandı. Şeyh Said orduları, “Emîrü’l-Mücahidîn” (Mücahitlerin Komutanı) unvanıyla hareket ediyor ve yeşil tevhit bayrakları taşıyorlardı.

Ankara’da Olağanüstü Hal: Takrir-i Sükun ve Şark İstiklal Mahkemesi

İsyanın Ankara’daki yankısı çok sert oldu. Dönemin ılımlı Başbakanı Ali Fethi Okyar istifa etmek zorunda kaldı ve yerine sertlik yanlısı politikalarıyla bilinen İsmet İnönü getirildi. 4 Mart 1925 tarihinde, hükümete diktatörlük seviyesinde olağanüstü yetkiler veren Takrir-i Sükun Kanunu (Huzurun Sağlanması Kanunu) alelacele meclisten geçirildi. Bu kanun, sadece Doğu’daki isyanı bastırmak için değil, İstanbul’daki muhalif basını susturmak ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası gibi meclis içi muhalefeti tamamen tasfiye etmek için de bir siyasi silah olarak kullanıldı.

Bölgeye gönderilen askeri birliklerin yoğun harekatı neticesinde, nisan ayının ortalarında Şeyh Said ve kurmayları Varto yakınlarında yakalandı. İsyanı yargılamak üzere kurulan Şark İstiklal Mahkemesi, Diyarbakır’da geniş çaplı yargılamalara başladı. Hukuki prosedürlerin, savunma haklarının ve temyiz mekanizmalarının işletilmediği bu olağanüstü mahkeme, 28 Haziran 1925 tarihinde Şeyh Said ve 47 yakın arkadaşı hakkında idam kararı verdi. Bir gün sonra, 29 Haziran’da Şeyh Said ve kurmayları Diyarbakır Dağkapı Meydanı’nda asılarak şehit edildiler. Şeyh Said, darağacına yürürken kaleme aldığı son sözlerinde, “Değersiz dallarda beni asıyorlar. Zararı yok; kurban oluşum Allah ve din uğrunadır” diyerek davasındaki manevi motivasyonu ortaya koymuştur.

Musul’un Kaybedilmesi ve İngilizlerin Rolü

Şeyh Said Hadisesi’nin uluslararası siyaset boyutundaki en trajik sonucu, Türkiye ile İngiltere arasında kördüğüm haline gelen Musul Meselesi üzerindeki etkisidir. Türkiye, Lozan’da çözülemeyen petrol zengini Musul ve Kerkük topraklarını Misak-ı Milli sınırları içinde görüyordu ve askeri bir müdahale planlıyordu. Ancak tam da Musul sorununun Milletler Cemiyeti’nde görüşüldüğü sırada Doğu’da bu çapta bir isyanın çıkması, Ankara’nın tüm askeri ve lojistik gücünü iç savunmaya harcamasına neden oldu.

Alternatif ve muhafazakar tarih tezlerine göre; İngiltere, Musul’u Türkiye’ye kaptırmamak adına bölgedeki aşiretleri, istihbarat ajanları (Binbaşı Noel vb.) vasıtasıyla el altından kışkırtmış ve Şeyh Said hareketini finanse etmiştir. İngilizlerin amacı, Ankara’yı içeride zayıflatarak Musul üzerindeki hak iddialarından vazgeçmeye zorlamaktı. Nitekim isyanın yarattığı zafiyet sebebiyle, Türkiye 1926 Ankara Antlaşması ile Musul ve Kerkük üzerindeki haklarından İngiliz mandasındaki Irak lehine vazgeçmek zorunda kalmıştır. Resmi tarih tezi de bu hareketi, dış güçlerin desteğiyle cumhuriyeti yıkmayı amaçlayan “irticai ve bölücü” bir kalkışma olarak nitelendirir.

Şeyh Said Hadisesi, erken Cumhuriyet döneminde devletin Doğu politikasını tamamen güvenlikçi ve baskıcı bir çizgiye çekmiş, İstiklal Mahkemeleri eliyle Anadolu’daki İslami muhalefetin en büyük tasfiye dalgalarından birine sahne olmuştur.

Kaynak: islamvetarih.com


Kaynak Göster:
Yağmur, Celal. "Şeyh Said ve Müslümanlara Göz Dağı Projesi." İslam ve Tarih. 2026. Erişim Tarihi: Eylül 19, 2026 at 13:32. https://islamvetarih.com/seyh-said-ve-muslumanlara-goz-dagi-projesi/.

İlgili Yazılar

Cumhuriyet Tarihi Savaşları Özet

Celal Yağmur

Kurtuluş Savaşı

Celal Yağmur

Feto Darbe girişimi

Celal Yağmur

Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanmaktadır. Bunu kabul ettiğinizi varsayıyoruz, ancak isterseniz çerez kullanımını reddedebilirsiniz. Kabul Et Daha Fazla Oku