ŞAPKA KANUNU, İSTİKLAL MAHKEMELERİ VE İSKİLİPLİ ATIF HOCA’NIN ŞEHADETİ
Erken Cumhuriyet döneminde hayata geçirilen kültürel devrimlerin en çok tartışılan ve toplumsal vicdanda en derin yaraları açan uygulamalarından biri, 25 Kasım 1925 tarihinde yürürlüğe giren 671 Sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanun’dur. Devlet memurlarına ve sivil vatandaşa Batı tarzı şapka giyme zorunluluğu getiren bu kanun, sadece bir kıyafet değişikliği değil, aynı zamanda toplumun zihniyet dünyasını ve aidiyet algısını dönüştürmeyi amaçlayan ideolojik bir dayatmaydı. Bu kanuna karşı Anadolu’nun çeşitli illerinde yükselen barışçıl ve ameli itirazlar, devletin sert askeri tedbirleri ve İstiklal Mahkemeleri’nin idam kararlarıyla bastırılmıştır. Bu sürecin en simge ve hüzünlü ismi ise İskilipli Atif Hoca olmuştur.
Kılık Kıyafet Düzenlemesi ve Anadolu’daki Muhalefet
Osmanlı toplumunda giyim kuşam, özellikle de başlık (sarık, fes), bireyin dini ve toplumsal kimliğinin en açık beyanıydı. Şapkanın Hristiyan Batı dünyasının bir sembolü olarak görülmesi, Müslüman halk nezdinde bu kanuna karşı ciddi bir psikolojik direnç yarattı. Kanunun kabul edilmesinin ardından Erzurum, Rize, Sivas, Maraş ve Giresun gibi şehirlerde protesto gösterileri düzenlendi ve halk sarıklarından vazgeçmek istemediğini beyan etti.
Hükümet, bu toplumsal refleksleri cumhuriyete ve devrimlere karşı organize bir isyan olarak nitelendirdi. Bölgeye gönderilen Gezici İstiklal Mahkemeleri, sıkıyönetim şartları altında yargılamalar yaptı. Resmi tarih kaynaklarında rakamlar sınırlı tutulsa da, alternatif tarihi araştırmalar ve yerel arşivler, şapka kanununa muhalefet ettikleri, halkı kışkırttıkları iddiasıyla aralarında ulema, şeyh ve sıradan vatandaşların bulunduğu yüzlerce insanın idam edildiğini, binlerce kişinin ise sürgüne gönderildiğini kaydeder. Rize açıklarında Hamidiye zırhlısının şehri bombalaması, bu dönemin hafızalara kazınan en sert askeri müdahalelerinden biridir.
Hukuk Tarihinin Kara Lekesi: İskilipli Atıf Hoca’nın Yargılanması
Bu dönemin hukuki ve vicdani anlamda en çok tartışılan davası, dönemin meşhur fıkıh alimi ve Teâli-i İslam Cemiyeti Başkanı İskilipli Atıf Hoca’nın yargılanma sürecidir. Atıf Hoca, Şapka Kanunu çıkmadan yaklaşık bir buçuk yıl önce, 1924 yılında “Frenk Mukallitliği ve Şapka” (Batı Taklitçiliği ve Şapka) adında, Müslümanların Batı kültürünü körü körüne taklit etmesinin dini açıdan sakıncalarını ele alan fıkhi bir risale kaleme almıştı. Eser, dönemin Maarif Vekaleti (Eğitim Bakanlığı) izniyle basılmış ve dağıtılmıştı.
Ancak Şapka Kanunu çıktıktan sonra, bu kitap kanuna muhalefetin ve Anadolu’daki isyanların fikri sebebi sayılarak Atif Hoca tutuklandı. Giresun İstiklal Mahkemesi’nde yargılanıp suçsuz bulunarak serbest bırakılmasına rağmen, Ankara İstiklal Mahkemesi’nin kararıyla yeniden tutuklanarak Ankara’ya getirildi.
Savunma Yapılmadan Gelen İdam Kararı
Ankara İstiklal Mahkemesi’nde yapılan yargılamada, hukukun en temel ilkelerinden biri olan “kanunların geriye yürütülememesi” (bir eylemin yapıldığı tarihte suç olmaması) kuralı çiğnenmiştir. Mahkeme savcısı Necip Ali, Atıf Hoca için 3 yıldan kasaba hapis cezası talep etmiştir.
Ancak mahkeme heyeti (Kel Ali lakaplı Ali Çetinkaya başkanlığındaki heyet), savcının talebinin de ötesine geçerek, Atıf Hoca’nın savunma yapma hakkını kullanmaktan vazgeçtiği o tarihi gecenin ardından, onu idama mahkum etmiştir. Atıf Hoca, 4 Şubat 1926 tarihinde Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi ile birlikte Ankara Samanpazarı’nda asılarak şehit edilmiştir. Onun idamı, hukukun siyasi iktidar eliyle bir tasfiye mekanizmasına dönüştürülmesinin ve erken Cumhuriyet dönemindeki radikal sekülerleşme politikalarının toplumsal vicdanda bıraktığı en meşhur ve hüzünlü yaradır.
Kaynak: islamvetarih.com