Peygamber Torunu Hz.Hasan

ÜMMETİN SULH ÖNCÜSÜ VE REYHAN ÇİÇEĞİ: HZ. HASAN BİN ALİ (R.A.)

İslam tarihinin en asil, en sabırlı ve ümmetin birliği uğruna kendi hakkından vazgeçebilecek kadar fedakar şahsiyetlerinin başında Hz. Hasan bin Ali (r.a.) gelmektedir. Hicretin 3. yılında Medine’de dünyaya gelen Hz. Hasan, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) ilk erkek torunudur. Doğduğunda mübarek adını bizzat Peygamber Efendimiz koymuş ve kulağına ezan okumuştur. Fiziksel olarak Efendimize en çok benzeyen sahabe olan Hz. Hasan, çocukluğu boyunca nübüvvet pınarından beslenmiş ve dedesinin derin muhabbetine mazhar olmuştur.

Nübüvvet İkliminde Yetişen Mübarek Torun

Peygamber Efendimiz, Hz. Hasan ve kardeşi Hz. Hüseyin’i yanından hiç ayırmaz, onlarla oyunlar oynar, sırtına bindirir ve “Onları seven beni sevmiş olur, onlara buğzeden bana buğzetmiş olur” buyururdu. Hatta Efendimiz secde halindeyken küçük Hasan gelip sırtına oturduğunda, o inene kadar secdesini uzattığı hadis kitaplarında meşhurdur.

Hz. Hasan, anne ve babasından aldığı yüksek ahlak, cömertlik, ilim ve tevazu ile büyüdü. Hayatı boyunca yirmi beş defa yaya olarak hacca gitmiş, mal varlığını defalarca Allah rızası için fakirlerle üleştirmiştir. Kimseye kötü söz söylemeyen, kendisine hakaret edenleri bile yüksek hilmi ve yumuşak huyuyla utandıran numune-i imtisal bir ahlaka sahipti.

Halifeliği ve Ümmetin Birliği İçin Büyük Fedakarlık

Babası Hz. Ali’nin (r.a.) şehit edilmesinin ardından, Kûfe’deki Müslümanlar büyük bir ittifakla Hz. Hasan’a biat ederek onu beşinci İslam halifesi olarak seçtiler. Ancak o dönemde İslam dünyası, Hz. Ali ile Muaviye bin Ebi Süfyan arasında yaşanan Sıffîn Savaşı’nın açtığı derin yaralarla ve iç karışıklıklarla çalkalanıyordu. Hz. Hasan, yaklaşık altı ay süren halifeliği boyunca ordularını hazırlamış olsa da, Müslümanların daha fazla kanının dökülmesini istemiyordu.

Peygamber Efendimizin yıllar önce minberde otururken Hz. Hasan’ı kastederek söylediği, “Şüphesiz bu benim oğlumdur, seyyiddir (efendidir). Umulur ki Allah onun vasıtasıyla Müslümanlardan iki büyük topluluğu barıştırır” mucizevi hadisi, tam da bu dönemde tecelli etti. Hz. Hasan, sırf ümmetin birliği, Müslüman kanının akmaması ve huzurun tesisi için halifelik hakkından Muaviye lehine vazgeçti. İslam tarihinde “Cemaat Yılı” (Âmü’l-Cemaa) olarak bilinen bu sulh antlaşması, Hz. Hasan’ın ne kadar büyük bir devlet adamı ve takva abidesi olduğunun en büyük kanıtıdır. Halifeliği kendi arzusuyla bırakarak Medine’ye çekildi ve hayatını ilme, ibadete adadı.

Vefatı ve Hücre-i Saadet Arzusu

Medine’de sakin ve vakur bir hayat süren Hz. Hasan, hicretin 49. (veya 50.) yılında, siyasi dengeleri değiştirmek isteyen çevrelerin kışkırtmasıyla eşi Câde bint Eş’as tarafından zehirlendi. Ölüm döşeğindeyken bile kendisini zehirleyenin kim olduğunu sormayan kardeşine katilin adını vermemiş, “Eğer tahminim doğruysa, onun cezasını Allah’a havale ediyorum. Değilse, suçsuz birinin günahını almayalım” diyerek asaletini bir kez daha göstermiştir.

Vefat etmeden önce dedesi Peygamber Efendimizin yanına gömülmek istediğini vasiyet etmiş, ancak o dönem çıkan siyasi gerginlikler ve engellemeler sebebiyle Müslümanlar arasında yeni bir çatışma çıkmaması için kardeşi Hz. Hüseyin tarafından Cennetü’l-Baki mezarlığına defnedilmiştir. Cenazesine on binlerce Müslüman katılmıştır.

Kaynak: islamvetarih.com


admin: Celal Yağmur; Peygamberler tarihi, islam tarihi, osmanlı tarihi, cumhuriyet tarihi, akaid, fıkıh, kelam, felsefe ve çağdaş İslami meseleler üzerine araştırmalar yapıp makaleler yazan bir kalemdir..

This website uses cookies.