Abdullah Bin Mes’ud

İLMİN VE KUR’AN’IN SADIK MUHAFIZI: HZ. ABDULLAH BİN MES’UD (R.A.)

İslam tarihinin en derin ilmi birikimine, Kur’an tefsiri ve kıraat otoritesine sahip olan şahsiyetlerinin başında Abdullah bin Mes’ud (r.a.) gelmektedir. Mekke’de doğan ve gençlik yıllarında Kureyş’in ileri gelenlerinden Ukbe bin Ebi Muayt’ın koyunlarını güden İbn Mes’ud, fiziki olarak zayıf, narin ve kısa boylu bir yapıya sahipti. Ancak bu narin bedenin içinde, İslam dünyasının hukuki ve ilmi geleceğini inşa edecek devasa bir ruh taşımaktaydı.

Mucizeyle Başlayan Hidayet ve Kabe’deki İlk Açık Kıraat

Abdullah bin Mes’ud’un Müslüman olma hikayesi bizzat Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Hz. Ebu Bekir ile çölde karşılaşmasıyla başlar. Henüz hiç yavru yapmamış ve sütü olmayan genç bir keçiyi Peygamber Efendimizin mübarek elleriyle sıvazlayıp dua etmesi sonucu sütün fışkırdığını gören İbn Mes’ud, bu açık mucize karşısında tereddüt etmeden kelime-i şehadet getirerek İslam’ı kabul eden ilk altı kişiden biri oldu.

Müslüman olduktan sonra sergilediği sarsılmaz cesaretle Mekke sokaklarında yankı uyandırdı. O güne kadar müşriklerin baskısından dolayı Kabe’de hiç kimse Kur’an-ı Kerim’i aşikar olarak okuyamamıştı. İbn Mes’ud, ashabın endişelerine aldırmadan Kabe’nin Makam-ı İbrahim kısmına dikildi ve gür bir sesle Rahman Suresi’ni okumaya başladı. Müşrikler onun bu cüretine öfkelenerek üzerine çullandılar ve onu kanlar içinde bırakana kadar darp ettiler. Ancak o, ertesi gün gerekirse aynı şeyi yine yapacağını söyleyerek davasındaki tavizsiz duruşunu ortaya koydu.

Efendimizin Gölgesi ve Kur’an’ın İndiği Gibi Okunuşu

Abdullah bin Mes’ud, Medine’ye hicretin ardından kendisini tamamen Peygamber Efendimizin hususi hizmetine adadı. Efendimizin ayakkabılarını taşır, o yıkanırken perdesini tutar, uyandığında misvağını hazırlar ve yolculuklarında asasını taşırdı. Hane-i saadete o kadar rahat girip çıkardı ki, dışarıdan bakan yabancılar onu Peygamber ailesinin bir ferdi zannederdi.

Bu yakınlık, onun İslam hukukunu ve vahyin nüzul sebeplerini en ince ayrıntısına kadar öğrenmesini sağladı. Peygamber Efendimiz onun kıraati ve ilmi hakkında şöyle buyurmuştur: “Kur’an’ı indiği günkü tazeliğiyle okumak isteyen, Ümmü Abd’in oğlunun (Abdullah’ın) kıraatiyle okusun.” O, ashab arasında ayetlerin hangi olay üzerine, nerede ve ne zaman nazil olduğunu en iyi bilen fıkıh otoritesiydi.

Kûfe Mektebi ve İslam Hukukuna Mirası

Hz. Ömer’in halifeliği döneminde, Kûfe bölgesine öğretmen ve kadı olarak tayin edildi. Hz. Ömer, Kûfelilere yazdığı mektupta, “Abdullah bin Mes’ud’u size göndermekle, onu kendi nefsime tercih ettim. Ondan ilim tahsil edin” buyurarak onun değerini ilan etmiştir.

İbn Mes’ud’un Kûfe’de kurduğu bu devasa ilim meclisi, İslam dünyasının en büyük fıkıh ekollerinden biri olan “Irak (Rey) Ekolü”nün temelini oluşturdu. İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin hocaları vasıtasıyla ulaştığı fıkhi birikim, doğrudan Abdullah bin Mes’ud’un rahlesine dayanmaktadır. Hicretin 32. yılında (M. 652) Medine’de vefat eden İbn Mes’ud, Cennetü’l-Baki mezarlığına defnedildi.

Kaynak: islamvetarih.com


admin: Celal Yağmur; Peygamberler tarihi, islam tarihi, osmanlı tarihi, cumhuriyet tarihi, akaid, fıkıh, kelam, felsefe ve çağdaş İslami meseleler üzerine araştırmalar yapıp makaleler yazan bir kalemdir..

This website uses cookies.