Muaz Bin Cebel

HELAL VE HARAMI EN İYİ BİLEN MUALLİM: HZ. MUAZ BİN CEBEL (R.A.)

İslam’ın Medine’de ilk filizlendiği yıllarda gençliği, zekası, yakışıklılığı ve hitabet yeteneğiyle öne çıkan şahsiyetlerin başında Muaz bin Cebel (r.a.) gelmektedir. Medine’nin Hazrec kabilesine mensup olan Muaz, on sekiz yaşındayken Birinci veya İkinci Akabe Biati’nde Müslüman oldu. Mus’ab bin Umeyr’in Medine’deki tebliğ halkalarında yetişen genç Muaz, İslam ahlakını o kadar hızlı benimsedi ki kısa sürede ashabın en büyük alimlerinden biri haline geldi.

Peygamberimizin Dizinin Dibinde Bir Fıkıh Dehası

Muaz bin Cebel, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hususi sevgisine mazhar olmuş şanslı sahabelerdendi. Efendimiz bir gün onun elinden tutarak, “Ey Muaz! Vallahi ben seni çok seviyorum. Her namazın ardından ‘Allah’ım, seni zikretmek, sana şükretmek ve sana güzelce ibadet etmek için bana yardım et’ duasını okumayı ihmal etme” buyurmuştur.

Zekası ve hafızası sayesinde Kur’an-ı Kerim’i Peygamberimiz hayattayken ezberleyen ve en doğru şekilde okuyan sayılı sahabelerden biri oldu. Fıkıh (İslam hukuku) alanında o kadar derinleşti ki Peygamber Efendimiz onun hakkında, “Ümmetim içinde helal ve haramı en iyi bilen Muaz bin Cebel‘dir” hadisiyle onun ilmi otoritesini tescilledi. Hz. Ömer bile halifeliği döneminde fıkhi bir mesele çıkınca, “Kimin fıkıh konusunda bir sorusu varsa Muaz’a gitsin” diyerek onun ilmine başvururdu.

Yemen Valiliği ve İslam Hukukunun Temel Metodu

Mekke’nin fethinin ardından Peygamber Efendimiz, oradaki halka Kur’an ve İslam esaslarını öğretmesi için Muaz’ı Mekke’de bıraktı. Hicretin 9. yılında ise İslam devleti adına çok kritik bir görevle, Yemen’e kadı ve muallim olarak gönderildi. Uğurlama esnasında Peygamberimiz ile Muaz arasında geçen diyalog, bugün İslam hukukunun (fıkıh usulü) temel taşı kabul edilir:

Efendimiz: “Sana bir dava geldiğinde ne ile hükmedeceksin?”
Muaz: “Allah’ın kitabı (Kur’an) ile.”
Efendimiz: “Onda bulamazsan?”
Muaz: “Resûlullah’ın sünneti ile.”
Efendimiz: “Onda da bulamazsan?”
Muaz: “Kendi görüşümle (ictihad ederek) hükmederim, çaba göstermekten geri durmam.”

Bu cevap üzerine Peygamber Efendimiz çok memnun olmuş, Muaz’ın göğsüne dokunarak, “Resûlünün elçisini, Resûlullah’ın razı olduğu şeye muvaffak kılan Allah’a hamdolsun” buyurmuştur. Muaz atına binip yola çıkarken, Peygamber Efendimiz onun yanında yürüyerek son tavsiyelerini vermiş ve hüzünle, “Ey Muaz! Belki de bu seneden sonra beni bir daha göremezsin; ihtimal ki şu mescidime ve kabrime uğrarsın” demiştir. Bu sözleri duyan Muaz, Efendimizden ayrılmanın acısıyla gözyaşlarına boğulmuştur. Nitekim Yemen’de görevdeyken Efendimizin vefat haberini almıştır.

Amvas Vebası ve Erken Gelen Şehadet

Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer dönemlerinde de ilmi çalışmalarına ve fetih hareketlerine devam eden Muaz, Suriye bölgesinde öğretmenlik yapıyordu. Hicretin 18. yılında (M. 639), Suriye ve Filistin bölgesini kasıp kavuran meşhur “Amvas Vebası” salgını baş gösterdi. Bu salgında İslam ordusunun başkomutanı Ebu Ubeyde bin Cerrah şehit düşünce, ordu komutanlığını Muaz bin Cebel devraldı.

Ancak kısa süre sonra veba mikrobu genç yaşındaki Muaz’a ve ailesine de bulaştı. Ölüm döşeğindeyken, “Hoş geldin ölüm! Sevgili (Allah), tam bir ihtiyaç anında geldi” diyerek otuz sekiz gibi çok genç bir yaşta şehadet şerbetini içti. Kabri bugün Ürdün sınırları içerisindedir.

Kaynak: islamvetarih.com


admin: Celal Yağmur; Peygamberler tarihi, islam tarihi, osmanlı tarihi, cumhuriyet tarihi, akaid, fıkıh, kelam, felsefe ve çağdaş İslami meseleler üzerine araştırmalar yapıp makaleler yazan bir kalemdir..

This website uses cookies.