İslam kelam ve siyaset tarihinin en dramatik, en sancılı ve ümmet bilincini entelektüel sahada en çok sınayan meselelerinin başında hiç şüphesiz “Halku’l-Kur’an” yani “Kur’an’ın yaratılmışlığı” tartışması gelmektedir. Allah Teâlâ’nın kelam sıfatının mahiyeti üzerinden şekillendirilmeye çalışılan bu teorik konu, hicrî üçüncü asırda Abbasi hilafetinin de müdahil olmasıyla felsefi bir tartışma olmaktan çıkmış; alimlerin işkencelere uğradığı, hapsedildiği ve şer’i düşüncenin büyük bir engizisyondan geçtiği “Mihne Dönemi” adlı siyasi-itikiadi bir krize dönüşmüştür.
Bu tarihi kırılma noktası; rasyonel akılcılığı devlet eliyle dayatan Mu’tezile, nassların safiyetini canı pahasına savunan Hadis Ashabı (Selef) ve sonradan bu iki kutup arasında muhkem bir kelami köprü kuracak olan Ehl-i Sünnet (Eş’arî/Mâtürîdî) ekolü arasındaki usul ve akîde farklılıklarının en net görüldüğü alandır. Siteniz islamvetarih.com okuyucuları için bu yazıda, ümmetin geçtiği bu büyük imtihanın fıkhi ve kelami tahlilini yapacağız.
1. Tartışmanın Kelami Arka Planı: Kelam Sıfatı Nedir?
Halku’l-Kur’an meselesini doğru anlamak için öncelikle Yaratıcı’nın “Kelam” sıfatının mezhepler tarafından nasıl tanımlandığını bilmek gerekir. İslam akâidinde Allah’ın ebedi ve ezeli sıfatları olduğu hususunda ittifak vardır. Ancak bu sıfatların zat ile münasebeti tartışmalıdır:
- Mu’tezile’nin Yaklaşımı: Mu’tezile ekolü, Allah’ın birliğini (tevhid) korumak adına, zatın dışında ebedi ve ezeli sıfatların varlığını reddeder. Onlara göre eğer Allah’ın kelam sıfatı ezeli kabul edilirse, ortada Allah ile birlikte ebedi olan ikinci bir varlık (kadîm) kabul edilmiş olur ki bu da tevhidi zedeler. Buradan hareketle Mu’tezile, “Kur’an Allah’ın kelamıdır ancak o sonradan harfler ve sesler halinde yaratılmıştır (mahluktur)” tezini ileri sürmüştür.
- Hadis Ashabı ve Ehl-i Sünnet’in Yaklaşımı: İlk dönem Selef uleması ve ardından kurumsallaşan Ehl-i Sünnet kelamcıları ise bu görüşe şiddetle karşı çıkmışlardır. Onlara göre kelam, Allah’ın ezeli ve ebedi bir sıfatıdır. Allah’ın kelamı olan Kur’an da mahluk (yaratılmış) olamaz. Zira sıfatın yaratılmış olduğunu söylemek, o sıfatın sahibinin de sonradan değişime uğradığını iddia etmek anlamına gelir.
2. Mihne Dönemi: Devlet Eliyle Dayatılan Akîde ve İmam Ahmed’in Direnişi
Abbasi Halifesi Me’mûn, hükümdarlığının son yıllarında Mu’tezili kelamcıların etkisiyle “Kur’an mahluktur” görüşünü devletin resmi akîdesi ilan etti. Bu resmi görüşü kabul etmeyen kadılar, fakihler ve muhaddisler görevden alındı, hapsedildi ve ağır işkencelere maruz bırakıldı. İslam tarihine kara bir leke olarak geçen bu zulüm dönemine Mihne (Sınav/Sıkıntı) Dönemi denir.
Bu dönemin sembol ismi, şüphesiz ki Hanbeli mezhebinin imamı Ahmed bin Hanbel’dir. Dönemin pek çok alimi canını kurtarmak veya takiyye yapmak amacıyla halifenin baskısına boyun eğip “Kur’an mahluktur” demek zorunda kalırken; İmam Ahmed, nassların safiyetini korumak adına tavizsiz bir ameli duruş sergiledi. Yıllarca zindanda tutulan ve kırbaçlanan İmam Ahmed, kendisine yöneltilen felsefi kelam sorularına sadece ayet ve hadislerle cevap vererek, “Bana Allah’ın kitabından veya Resulullah’ın sünnetinden bir delil getirin ki söyleyeyim, felsefi teorilerle akîde belirlenmez” demiş ve Ehl-i Sünnet’in omurgasını canı pahasına muhafaza etmiştir.
3. Ehl-i Sünnet Kelamının (Eş’arî ve Mâtürîdî) Getirdiği Dengeli Çözüm
Mihne olaylarının yarattığı büyük fırtınanın ardından, İmam Eş’arî ve İmam Mâtürîdî önderliğindeki Ehl-i Sünnet kelamı, konuyu hem aklı hem de nakli tatmin edecek muazzam bir fıkhi tasnifle çözüme kavuşturmuştur. Kelam uleması Kur’an’ı anlarken iki boyutlu bir ayrım yapmıştır:
- Kelâm-ı Nefsî (Zati Kelam): Allah’ın zatıyla kaim olan, harfe, sese, dile ve zamana ihtiyacı olmayan ezeli kelam sıfatıdır. Ehl-i Sünnet’e göre Kur’an’ın özü ve manası bu boyutuyla kesinlikle mahluk değildir, ezeli ve ebedidir.
- Kelâm-ı Lafzî (Lafzi Kelam): Allah’ın ezeli kelamının insanlar tarafından okunmasını, yazılmasını ve duyulmasını sağlayan harfler, sesler, mürekkep ve kağıttan oluşan zahiri boyutudur. Ehl-i Sünnet alimleri, fıkhi bir gerçeklik olarak, bizim ağzımızdan çıkan seslerin, Mushaf’ın kağıdının ve mürekkebinin sonradan yaratıldığını (mahluk olduğunu) kabul ederler.
Bu ince ayrım sayesinde Ehl-i Sünnet, ne Mu’tezile gibi Kur’an’ın ilahi ve kutsal özünü basitleştirip mahluk saymış ne de bazı aşırı fıkıhçılar gibi “Mushaf’ın kağıdı ve mürekkebi de ezelidir” diyerek mantık dışı bir aşırılığa düşmüştür. Buhari’nin Halku Ef’âli’l-İbâd eserinde belirttiği gibi: “Kur’an Allah kelamıdır mahluk değildir; ancak kulların onu okurken çıkardığı sesler ve fiiller mahluktur.”
Sonuç
Halku’l-Kur’an meselesi ve Mihne süreci, İslam düşünce tarihinde akıl ile naklin dengesinin bozulması durumunda ne tür toplumsal ve idari faciaların yaşanabileceğini gösteren tarihi bir derstir. Mu’tezile felsefi rasyonalizmi devlet zoruyla dayatarak büyük bir hata yapmış; Hadis Ashabı ve Ehl-i Sünnet ise inancın safiyetini ve entelektüel bağımsızlığını koruyarak ümmetin selamet yolunu inşa etmiştir. Sitemiz islamvetarih.com okurlarının bilmesi gerekir ki, Kur’an-ı Kerim her haliyle Allah’ın ebedi kelamıdır ve onun rehberliği zamanın ve mekanın ötesindedir.
Kaynakça
- Ahmed bin Hanbel, Kitâbü’r-Red ‘alâ el-Cehmiyye ve’l-Zenâdıka, Bağdat.
- Buhârî, Muhammed bin İsmail, Halku Ef’âli’l-İbâd, Kahire.
- Eş’arî, Ebü’l-Hasan, el-İbâne ‘an Usûli’d-Diyâne, Mihne ve Kelam Bahsi.
- Zehhebî, Şemseddin, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ, İmam Ahmed’in Biyografisi ve Mihne Bölümü.
- Diyanet İşleri Başkanlığı, İslam Ansiklopedisi Gazetesi, “Halku’l-Kur’an” ve “Mihne” Maddeleri.
KAYNAK: islamvetarih.com