İslam inanç esaslarının (akâid) ve kelam ilminin en köklü metodoloji tartışmalarından biri, şüphesiz ki “haberî sıfatlar” meselesidir. Akıl yürütmeyle bilinemeyen, yalnızca ayet ve sahih hadislerin (naklin) bildirmesiyle haberdar olduğumuz; Arap dili sözlüğünde ise el (yed), yüz (vech), göz (ayn), gelmek (meci) ve inmek (nüzul) gibi insani organ veya fiilleri çağrıştıran ilahi vasıflara haberî sıfatlar denir.
Bu sıfatların nasıl anlaşılması gerektiği sorusu, tarih boyunca Ehl-i Sünnet (Eş’arî ve Mâtürîdî) kelamcıları ile Selefî (Eserî) ekol arasında çok ciddi bir yöntem ayrılığına yol açmıştır. Tartışmanın iki temel fıkhi ve kelami sütununu ise tefviz (manayı Allah’a bırakma) ve tevil (mecazi yorumlama) metotları oluşturmaktadır. Siteniz islamvetarih.com okurları için bu iki kavramın fıkhi derinliğini ve mezhepler arasındaki metodolojik uçurumu bu makalede analiz edeceğiz.
1. Yöntemsel Çerçeve: Tefviz ve Tevil Nedir?
Haberî sıfatların yorumlanmasında hataya düşmemek için İslam alimleri lafızlara yaklaşırken iki ana yol benimsemişlerdir:
- Tefviz (Teslimiyet Yolu): Ayet ve hadislerde geçen haberî sıfatların lafzına iman etmekle birlikte, bu lafızların gerçek mahiyetini, anlamını ve nasıllığını (keyfiyetini) tamamen Allah Teâlâ’ya havale etmektir. Tefviz metodunda, sıfatın zahiri (insani) anlamı reddedilir ancak yerine yeni bir mecazi mana da tayin edilmez; “Lafzın hakiki manasını en iyi Allah bilir” denilerek sessiz kalınır.
- Tevil (Aklî ve Dilsel Yorum Yolu): Müteşabih (manası kapalı) bir lafzı, taşıdığı zahiri (ilk akla gelen) anlamından kopararak, İslam’ın genel ilkelerine ve Arap dilinin kurallarına uygun bir şekilde mecazi bir manaya nakletmektir. Tevil, Yaratıcı’yı mahlukata benzetme (teşbih) tehlikesini ortadan kaldırmak için başvurulan fikri bir araçtır.
2. Selef-i Sâlihîn ve Selefî Ekolün “Zahir-Tefviz” Çizgisi
İlk dönem İslam ulemasının (özellikle Ahmed bin Hanbel, Süfyan et-Sevrî, İmam Evzâî gibi Hadis Ashabı’nın) ve onları takip eden Selefî ekolün bu sıfatlar karşısındaki tavrı net bir teslimiyettir. Selefîlik, kelamcıların akli ve felsefi yorumlarını dine sokulmuş birer bidat olarak görür.
- “Bila Keyfe” (Nasılsız) İlkesi: Selefî ulema, Kur’an’da geçen “Allah’ın eli” veya “Allah’ın yüzü” gibi ifadeleri işittiğinde, bunları iptal etmez (tatil yapmaz) ve insani özelliklerle de bağdaştırmaz (teşbih yapmaz). Onlara göre, “Allah’ın şanına layık bir eli ve yüzü vardır ancak bunun nasıllığı bizce meçhuldür.”
- Tevil Eleştirisi: İbn Teymiyye ve çağdaş Selefî müellifler, tevil metodunu sert bir şekilde eleştirirler. Onlara göre tevil, nassların içini boşaltmak ve Allah’ın kendi zatı için doğrudan kullandığı kelimeleri inkar etmektir. Bir ayette “el” deniyorsa bunu “kudret” olarak yorumlamak, Selefî usule göre peygamberin ve ashabın yapmadığı ameli bir zorlamadır.
3. Halef Dönemi ve Ehl-i Sünnet Kelamcılarının “Tevil” Zarureti
İslam coğrafyasının genişlemesi, Hint ve Yunan felsefelerinin tercüme edilmesi ve Müslümanlar arasında “Mucessime” (Allah’ı cisimleştirenler) ile “Müşebbihe” (Allah’ı insana benzetenler) gibi aşırı fırkaların türemesi üzerine Eş’arî ve Mâtürîdî kelamcıları tevil metodunu sistemleştirmişlerdir.
- Tenzih İlkesinin Önceliği: Kelamcılar, Şura Suresi 11. ayetteki “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur” muhkem ayetini tüm akâidin merkezine koyarlar. Eğer haberî sıfatlar tevil edilmezse, avam tabakasının zihninde “oturan, eli ayağı olan, gökten aşağı inen bir tanrı” tasavvuru (antropomorfizm) oluşacaktır. Bu da İslam’ın yüce tenzih akidesini tamamen yok eder.
- Dilsel Meşruiyet: Ehl-i Sünnet kelamcıları, tevil yaparken kafalarına göre mana uydurmazlar. Arap şiirinden ve lügatinden deliller getirirler. Örneğin, Fetih Suresi 10. ayette geçen “Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir” ifadesindeki “el” (yed) kelimesini kudret, himaye ve yardım olarak; Necm Suresi 16. ayetteki “göz” (ayn) kelimesini ise gözetim ve koruma olarak tevil ederler.
4. İki Metodun Karşılaştırmalı Analizi
İki ekolün ayrışma noktalarını daha net görebilmek için yöntem farklarını bir tablo üzerinde inceleyebiliriz:
| Özellik | Selefî (Eserî) Metot | Ehl-i Sünnet (Kelamî) Metot |
|---|---|---|
| Temel Yaklaşım | Lafzın zahirine iman, keyfiyeti tefviz etmek. | Tenzih odaklı akli çıkarım ve mecazi tevil. |
| Aklın Rolü | Akıl, naklin getirdiği sıfatları yorumlayamaz. | Akıl, nakli teşbih ve tecsim tehlikesinden korur. |
| Mecaz Kullanımı | Ayetlerde mecaza sığınmayı doğru bulmaz. | Arap dilinin mecaz ve kinaye zenginliğini esas alır. |
| Hassasiyet Noktası | Nassların lafzını ve ilahi beyanı korumak. | Allah’ı mahlukata benzemekten fıkhen tenzih etmek. |
Sonuç
Haberî sıfatlar hususunda Selef’in “mahiyetini anlamayı Allah’a bırakma” (tefviz) yolu da, Halef kelamcılarının “akideyi korumak adına dil kurallarıyla açıklama” (tevil) yolu da İslam düşünce geleneğinin meşru dairedeki iki farklı içtihadıdır. Ehl-i Sünnet kelamı, zamanın şartlarına göre dini muhafaza etmek için tevili bir zaruret olarak görmüştür. Bu metodolojik yöntem farkını bir inanç savaşı haline getirip Müslümanları tekfir etmek, İslam’ın ilmi mirasını ve mutedil yapısını zedelemekten başka bir amaca hizmet etmez.
Kaynakça
- Ahmed bin Hanbel, Kitâbü’s-Sünne, Sıfatlar Rivayetleri, Bağdat.
- Eş’arî, Ebü’l-Hasan, Makâlâtü’l-İslâmiyyîn ve İhtilâfü’l-Musallîn, Kahire.
- Nesefî, Ebû Mansûr, Tabsıratü’l-Edille fî Usûli’d-Dîn, Kelam Sıfatı Bölümü.
- İbn Teymiyye, Derd’ü Teâruzi’l-Akl ve’n-Nakl, Riyad.
- Diyanet İşleri Başkanlığı, İslam Ansiklopedisi, “Haberî Sıfatlar” ve “Tevil” Maddeleri.
KAYNAK: islamvetarih.com