Cafer-i Tayyar

CENNETİN KANATLI ŞEHİDİ VE GÖÇMENLERİN EFENDİSİ: HZ. CAFER BİN EBİ TALİB (R.A.)

İslam tarihinin en asil, en cömert ve hitabet yeteneğiyle bir imparatorun kalbini fırçalayan müstesna şahsiyetlerinin başında Hz. Cafer bin Ebi Talib (r.a.) gelmektedir. Hz. Ali’nin abisi ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) amcasının oğlu olan Cafer, İslam’ın ilk yıllarında, Hz. Ebu Bekir’in davetiyle Müslüman olmuştur. Fiziksel görünüşü, yürüyüşü ve ahlakıyla Peygamber Efendimize en çok benzeyen sahabelerden biriydi. Efendimiz onun hakkında, “Sen hem yaratılış (hilkat) hem de ahlak (hulk) bakımından bana benzersin” buyurarak onu tescillemiştir.

Habeşistan Hicreti ve Necaşi’nin Huzurundaki Tarihi Söylev

Mekke’de Müslümanlara yönelik zulüm ve işkencelerin dayanılmaz boyutlara ulaştığı dönemde, Peygamber Efendimizin emriyle Habeşistan’a yapılan ikinci hicret kervanının liderliğini Hz. Cafer üstlendi. Müslümanların adil bir Hristiyan hükümdar olan Necaşi el-Asbame’nin ülkesine sığındığını duyan Mekke müşrikleri, Amr bin Âs liderliğinde bir heyeti değerli hediyelerle krala göndererek sığınmacıların iadesini talep ettiler.

Kral Necaşi’nin huzurunda kurulan mahkemede, Müslümanları temsilen söz alan Hz. Cafer, İslam tarihinin en muazzam ve diplomatik savunmasını yaptı. Cahiliye döneminin karanlığını, putperestliği, ahlaksızlığı ve haksızlığı anlattıktan sonra, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) getirdiği tevhit inancını, adaleti, iffeti ve güzel ahlakı şu sözlerle özetledi: “Ey Hükümdar! Biz cahil bir kavimdik; putlara tapar, leş yer, her türlü fuhşiyatı işler, akrabalık bağlarını koparır, komşularımıza kötü davranırdık. Güçlü olanımız zayıf olanı ezerdi. Allah bize içimizden doğruluğunu, eminliğini bildiğimiz bir peygamber gönderene kadar biz bu haldeydik…” Kralın isteği üzerine Meryem Suresi’nin ilk ayetlerini hüzünlü ve gür bir sesle okuyan Hz. Cafer, Kral Necaşi ve saraydaki din adamlarını gözyaşlarına boğdu. Necaşi, müşriklerin hediyelerini reddederek Müslümanları ülkesinde hür bıraktı.

Hayber Sevinci ve Fesahat Pınarı

Hz. Cafer ve beraberindeki muhacirler, tam on üç yıl süren Habeşistan hayatının ardından hicretin 7. yılında Medine’ye döndüler. Geldikleri gün, Müslümanların Hayber Kalesi’ni fethettiği güne denk gelmişti. Karşısında Cafer’i gören Peygamber Efendimiz onu kucaklamış, alnından öpmüş ve sevinçle şu tarihi kelimeleri söylemiştir: “Hayber’in fethine mi sevineyim, yoksa Cafer’in gelişine mi bilemiyorum!”

Medine’de fakirleri, kimsesizleri kanatları altına alan, evinde ne varsa onlarla paylaşan Hz. Cafer, bu cömertliğinden ötürü ashab arasında “Ebu’l-Mesâkîn” (Yoksulların Babası) unvanıyla anılmaya başlandı.

Mute Savaşı ve “Tayyar” Makamı

Hicretin 8. yılında (M. 629), Bizans ve müttefiklerine karşı yapılan Mute Savaşı’nda, Peygamber Efendimiz ordu komutanlarını sırasıyla atarken Zeyd bin Harise’den sonra ikinci komutan olarak Cafer’i belirlemişti. Savaş meydanında Zeyd şehit düşünce, İslam sancağını Hz. Cafer devraldı.

Bizans’ın devasa ordusuna karşı atından inerek kahramanca çarpışan Cafer, sancağı düşürmemek için büyük bir direniş gösterdi. Savaş esnasında sağ kolu kesildi, sancağı sol eline aldı; sol kolu da kesilince sancağı göğsüyle ve kollarıyla sıkıca sararak yere düşürmedi. Sonunda aldığı onlarca kılıç ve mızrak darbesiyle şehadet şerbetini içti. Medine’de bu olayı vahiy yoluyla ashabına gözyaşlarıyla anlatan Peygamber Efendimiz, onun hakkında şu müjdeyi verdi: “Allah, Cafer’in kesilen iki koluna karşılık cennette yakuttan iki kanat ihsan etti. O, bu kanatlarla cennette meleklerle birlikte dilediği gibi uçar.” Bu sebeple o, İslam dünyasında “Cafer-i Tayyar” (Uçan Cafer) olarak anıldı. Naaşı bugün Ürdün’ün Mezar bölgesindedir.

Kaynak: islamvetarih.com


admin: Celal Yağmur; Peygamberler tarihi, islam tarihi, osmanlı tarihi, cumhuriyet tarihi, akaid, fıkıh, kelam, felsefe ve çağdaş İslami meseleler üzerine araştırmalar yapıp makaleler yazan bir kalemdir..

This website uses cookies.