21.5 C
Mersin
18 Eylül 2026
OSMANLI TARİHİ

Büyük Osmanlı Tarihi

BÜYÜK OSMANLI TARİHİ

İthaf

Bu çalışmamı herbirinin isimleri Tarihi tedai ettiren torunlarım M. Burak-M,Ertuğrul-M. Barbaros-M. Oğuzhan ile babaanneleri hanımım Ayşe Hasırcı Ebe hanıma ithaf ediyorum.

Hasırcızâde Metin Hasırcı

Takdim

Yüce Rabbimize sonsuz hamd senalar, resulü Hz. Muhammed (s.a.v)’e salat ve selâm otsun.

Tarih, hiç şüphesiz ki her milletin kendi mevcudiyeti için vazgeçemeyeceği değerli bir hazinedir. Dünya tarihi içinde 622 yıl süren bir devlet ömrü sergileyen Osman­lı’nın günümüze ve gelecek kuşaklara rehber olacağı inancıyla OSMANLI TARİHİ’ni neşretmenin bahtiryarh-ğını duymaktayız.

8 ciltlik OSMANLI TARİHİ’nin neşredilmesinde en büyük emek sahibi olan, değerli dostumuz, Ağabeyimiz, Araştırma a Yazar, Sayın Metin Hasırcfya teşekkürlerimizi memnuni­yetle belirtmek isteriz.

Merve Yayınları yayın koordinatörü Veysel Karaköse’ye. eserin dizgisindeki katkılarından dolayı Saray Dizgi Servis Sorumlusu Befrin K. Musa’ya ve diğer emeği geçen tüm kişi ve kuruluşlara teşekkür ederiz.

Bu güç ekonomik koşullara rağmen, hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan yayınevimiz, eserin dizgi, baskı cilt gibi teknik işlerini en iyi imkânlarla, titiz bir çalışmayla neşrederek oku­yucularına sunmuştur.

Eser 8 cilt olarak sade ve akıcı bir dilde neşredilmiştir. Her cildin sonunda içindeki konuların fihristi verilmiştir. Her padi­şah bölümünün başında, Padişahın Resmi, Tuğrası ve kısa bilgileri verilmiş olup; 8. cilde ise Bilgi Bankası konulmuştur.

OSMANLI TARİHİ‘nin okuyucularımıza faydalı olmasını yüce Allah (c.c.)’dan niyaz ederiz. ‘ Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.

Otuz yıllık derin dostluğum olan Merve Yayınlan sahibi, sayın Ali Dağlı beyefendiyle ağabey-kardeş anlayışı içinde, biraraya geldiğimizde, sorduğu: yine târihmi okuyorsun? Notları alıyor-musun? olur. Benim, pire tanesi kadar harflerle not alışım ol­dum olası takıldığı haldir ve her seferinde, bunları nasıl okuya­caksın bakalım, der.

2001’in son günlerinde kendisini yayınevinde ziyarete gitti­ğimde, Metin Ağabey; o notlarını okuyup, bir şey yapmayı dü şünüyormusun? Sorusu geldi. Evet! Dedim, çünkü her nekadar merhume Safiye Ayla hanımın tavsiyesiyle, büyük mütefekkir, ülkede elli yıldan ziyade muharrirlik yapan gazeteci, bestekâr Ahmed Râsim Bey merhumun, Resimli Osmanlı Târihi adlı. dört cildlik liseler için yazdığı eserini şerh ederek neşre hazırla­dım. Yayımlanan eserin faydalı olduğuna inanıyorum.

Çünkü; gazeteci üslubuyla yazılan ve bilhassa târih kitapla­rında, ayrı bir lezzet buluyor insan. Bu mesleğin sahipleri aka­demik resmîlikten kaçınarak, ahalinin sevdiği anladığı lisana, yakın olabildiğinden hem okuttukları târihi sevdiriyorlar, hem de toplumu bilgilendiriyorlar. Ahmed Râsim Bey böyle bir çalış­ma oldu. Fakat gönlümde, kendi pusulamda yön bulmak iste­diğim târih kitabı yazmak arz^jm, yarım asırlık zaman dilimini kapsar. Her nekadar, Râsim Bey târihini şerh etmeye çalıştıy-sak da, neticede yazarın rotasında târihdeki seyrini takip etmek zorundasın.

Dolaysıyla, o çalışmayı yapmak benim iç dünyamda sürdür­düğüm vel979’da fiiliyata koyduğum ve 4. Murad’ın sonuna yayımladığım” Osmanlı Padişahları” serisi o çalışmanın önsözünde belirttiğim gibi, bu kitap objektif, tarafsız bir târih ki­tabı değildir. Bu biyografiler, Osmanlı padişahları hakkında esasa müstenid iftiraları, körü körüne sayfalarına alacak bir ça­lışma olmayacaktır. Tam tersine o otuzaltı padişahı methü sena eden çalışma olacaktır, diye işe giriştim.

Kendi özel kütüphanemde birtakımdan başka kalmadığına göre, beşer bintane bastığım beş kitaptan müteşekkil 720 sahielik çalışma otuzbeşbin kitab ederki, tutulduğunu ve beğenildi­ğini o zamanlar, okurlarımdan gelen mektuplardan hâla zevkini unutamadığım takdirkâr ifadeler, muhtasar olan o çalışmami, yukarıda bahseylediğim yıllardır topladığım notlar ve devam edecek araştırmaların ışığında, ülkemiz neşriyat âleminde ham-dolsun ziyaledeşen hatırat, anı veya nostalji ne derseniz deyi­niz, bilhassa Tanzimat sonrası döneminin fluluğunda, bulanıklı­ğında hayli netleşme getirdiğinden, târih kitapları sayfaları ara­sında bu aydınlatıcı çalışmalar yer almalı ve klasik târih bilgileri arasında bulduğu yerle yetişme dönemindeki evlatlarımıza ve daha sonraki kuşaklara bu köprü-ler uzatılmalı diye içimden geçirdiğimden, sayın Ali Bey’in sorusuna, evet artık, o pire ka­dar yazıyla alınmış notların târih kitabı olması zamanı geldi. Varmışın? Dedim ve tokalaştık. Çalışmaya başladık. Elinizdeki eser, böylece kuvveden fiile çıktı.

Hak ve Adalet

Aziz okuyucu; bir hadisi şerifde; Essalatü vesselam Efendi-miz(s. a. v)buyuruyorlar ki: “Men ezâli ueliyyen ve fekad azeın-tehubiharbin” meali: “Kim benim velî’me eziyet ederse şüphe­siz ben ona harb ilân etmişimdir.” Bu ikaz karşısında insanoğ­lu, hiçbir zaman hiç kimseye ne fiilen nede lisânen bir eziyet yapmak değil böyle bir şeyi aklından dahi geçirmemelidir.

Merhı:m Profesör Mükrimin Halil Yinanç Bey’in pederleri, oğ­lunun tarihçi olma isteğine mukavemet sebebi olarak, yazdıklarınla ve anlattıklarınla, yanlış ve kasıtlı bilgilerin farkına varma­dan tamiminde bulunursun ve ahirete giden yolunda kendine engeller koyarsın demek suretiyle itirazı olduğunu biliyoruz. Hâttâ bu sebebden Mükrimin bey merhum’un kitab yazmadaki çekingenliğinin bu ikazdan kaynaklandığı ileri sürülür ve haki-kattende o muazzam ilim adamının yazılmış kitabı bir tane ve hacmi pek küçük bir kitaptır, bildiğim kadarıyla.

Bu bakımdan biz de\ bu hadisin pekmükemmel ikazından dersini almamız gerekenlerinden biri olmakla hiç bir kimseye eziyeti lâyık görmeyiz. Fakat; kaderin yüklediği vazifeyi yerine getirme işi başkadır. Rıza-i İlâhiye muhalif işlerin faillerini de, yanlışları ve zülûmlarıyla teşhiri de tarihçinin vazifesidir diye düşünüyorum.

İşte bu gerçekten hareketle, altı asır şan ve şerefle ve adaiei-!e kürre-i arz üstünde İslâmın bayraktarlığını yapan Osmanlı devleti vede onun milleti, ilk padişah Osman Gazi hz. lerinden, son sultan mağdur ve masum, cennetmekân 6.Mehmed Vâhi-deddin Hân hz. lerine kadar bütün padişah efendilerimizin, sar-hai hayatlarını ve dünya hâli ile Osmanlı devletine dönüşen, Kayı aşiretinin, aşiretden hareketle cihan devleti olmasının müthiş serüvenini ve bundan da elde edilecek derslerle, dünya­nın en büyük en şerefli milleti olan aziz milletimizin istikbâline ışık tutmak, ışığın gösterdiği istikamette yol alabilirsek, mutla-ka eski mevkıimize vede dünya’ya daha önce örneğini asırlarca ibraz ettiğimiz şefkati, adaleti vermeye muvaffak oluruz. İsce-sekde, istemezsek de bin yıllıty müslümanhğımız içindeki mis­yonumuz bize bu lider ülke olma mecburiyetini tahmil etmiş bulunuyor. Dünya bizim bu görevi yapmamız ile kurtuluşa erecektir.

Aksi halde; dünya yahudiliğinin hizmetkârı olan mason, siyonist ve kökü dışardaki İions, rotary gibi peçeli derneklerinde bilerek veya bilmeyerek yaptıkları çalışmalar, zâlimler gurubu olan Yahudi Devletinin hükümranlığı gerçekleşecek ve dünya insanı yeniden muzdarip olacaktır. Bu vahim plânın dünyaya hâkim olması için, mevcut ülkemizin bağrında kopartılacak kı­yametler sonunda değil bu hâinane plânı önlemek, kendi İsleri­mizi halle mecalimiz kalmayacaktır. Buna bağlı olarak dini ve milli hassasiyetlerimizi mutlaka muhafazaya ve yükseltmeğe mecburuz. Başıağrıyan insanımızın ızdirabının ortağı olmalıyız. Yine bunları teminin önce ahlâk ve maneviyatla donanmak sonrada ecdad gibi düşmanın karşısında, arazi yapısına uygun silah ve gereçlerin imâlinde muvaffak olmak gerekir. Yoksa sa­vaş için silahını para vererek alan bir ülke düşmanının dâima altında kalmaya mahkûmdur.

Hangi devlet muhtemel düşmanını kendisinden güçlü silahla teçhiz eder. Üstelik, kürre-i arzda ve bilhassa balkanlar ve Av­rupa’nın Viyana hududlanna, bütün Akdeniz sahillerine, kara­dan ve denizden dört asır hâkim unsur olarak boy göstermesi, yerigeldiğinde cihan devleti sıfatıyla buralarda ki huzur bozucu, asayişi ihlâl edici davranış sahibi, şahıs ve devletleri cezalandır­mış bir geçmişin sahibi olarak, bize bu bakımdan nekadar ticari davranabilir? Bütün bu soruların cevabını verdiğimizde kendi­mize çıkaracağımız fatura, mutlak surette târihimizi bilmek mecburiyetinde bulunduğumuz olacaktır.

Ecnebi tarihçilerin bir haylisi Osmanlı hakkında kalem oyna­tarak, gerek kitab, gerekse makale gerekse de, cilt cüt Osman­lı târihi yazmış oldukları vâkidir ve bunların hemen başında Ba­ron Hammer geldiği gibi, Fransa diplomasi elemanları arasında elçilikler ve hâriciye nazırlık makamında bulunmuş olan, aynı zamanda büyük bir edebiyatçı ve şâir olan, Alfred dö Lamartin akla geliverir.

Fakat bunların en iyisinde bile mutlak farklı din veya ırki yaklaşım veyahut da, Osmanlı fütuhatının neticesi sonunda, di­rek zarar görmüş ailelerden gelmiş olabilecekleri, kasti ve intikamçı yaklaşımlarla kalem oynatmış olabilirler. Mazimizde bü­yük millet olmanın, bir gün yeniden en büyük devlet olmamızı temin edecek potansiyeli, devlet arşivlerinde, gerek vakanüvis, gerekse târihi kendi anlayışı ve inanışı içinde kaleme alanların eserlerinde mevcuddur. Bu eserler umumî kütüphanelerin ve şahsi kütüphanelerin raflarındaki varlığı geleceğimizin plânları­nı hazırlamakta en önemli materyaller olduğu, bir vakıadır.

Yapılması lâzım gelen ülkemizin ekseriyetini teşkil eden bü­yük bir genç nüfusumuz vardır. Bu gençlere târih okuma sevgi­sini, târih şuurunu geliştirmek ve dünyevi meseleleri dâima tâ­rihi perspektifleriyîe tetkik etme alışkanlığını kazandırmanın, doğru bilgi, akıcı uslûb ve sıkmayacak esneklikteki anekdotlar­la zenginleştirilmiş târih kitabları çalışmasına ihtiyacın gideril­mesidir.

Ahmed Cevded Paşa merhum; bilindiği gibi herşeyden evvel pek büyük bir deviet adamıdır. Çeşitli nazırlıklarda (bakanlık) bulunarak hizmet verdiği gibi, döneminin bir hukuk hârikasını teşkil eden Mecellenin meydana gelmesinde en büyük payı olan bir paşamızdır. Ayrıca yazmış olduğu çeşitli eserlerin ya­nında, Kisas-ı Enbiya ve Osmanlı Târihi, gerçek bir tarihçi ile bizi tanıştırır.

İşte bu zât’ın yetiştirmiş bulunduğu kızlarının enbüyüğü oian Fatma Aliye Hanım; babasının vefatı sonrasında kaleme alıp neşrettiği “Ahmed Cevded Paşa ve Zamanı” adlı kıymetli risa­leyi, fakir-i pürtaksir. Osmanlıca’dan sadeleştirerek Pınar ya-yınlarınca neşrine yardımcı olmuştu.

Mezkur eserde; Fatma Aliye Hanım, târih okuma zevkini art tiracak, târih yazarlarının artık kendi, yazarlarımız arasında da görülmeye başladığını kaydeder.

Hakikatten; Osmanlı târihinin zaferlerle dolu, adalet saçan rnedeniyet anlayışını akıcı bir uslûb, olayların perde arkasını ve espri dolu gelişimini kaleme alış tarzı, 1876’dan sonra yâni, Abdülhamid-i Sâni dönemiyle başlayan mektep sayısının arttı-rımı, üst mektepleri avrupai anlayışa yakın bir tedris usulü ve tahlil serbestliği, yetişen okumuş neslin, hem münevver, hem de öğretici yaklaşım taşıyan kimseler olduğunu, tesbit etmek zor değildir.

Meselâ; aynı zamanda bir nazır olan, Safvet Paşanın Darülfü­nunda verdiği dersleri aksatmadığını görürüz. Derviş Paşanın; fen ilmiyle alakalı derslerini vermesinde Darülfünun anfisinde, talebeden ziyade fizik deneylerini, büyük alaka ile seyreden ahali olduğunu Mehmed Ali Aynî merhumun “Darülfünun Târi­hi” adlı eserini Osmanlıcadan sadeleştirdiğim esnada öğren­miştim.

Pınar yayınlan dünyanın eneski üniversitelerinden biri olan “Darülfünun Târihi” ni basmakla hayırlı bir iş yapmıştır. Bina­enaleyh; böyle yaklaşım taşıyan ilim ve bilim insanlarının yetiş­tirdiği kimselerde, Fatma Aliye Hanımın yaptığı tesbiti gerçek­leştirenlerin çıkması tabiidir. Nitekim; 1870 doğumlulardan başlıyan neslin, Abdülhamid mekteplerinde çeşitli akımlara mensup olarak yetişmiş olsalar da, her biri tâbircâizse “Adam gibi adamdı”

Bunların içinde Mizancı Murad Bey, Ahmed Refik Altınay, da­ha önceki kuşaktan Abdurrshman Şeref Efendi, târih anlayışı ve sürükleyici bir uslûb içinde zaman zaman hâtıralara yer ve­ren, târih nakillerine müracaat etmeleri, târih mütalaasında hayli okur kazanılmasına sebeb olmuştur.

Meselâ; bunlardan adını yukarıda zikrettiğimiz, Ahmed Refik Altınay merhum, nihayet bir talebesi olan Hasan Ali Yücel ki, maarif eski bakanlarından olup, hocasına yâni Ahmed Refik Beye “Târihi sevdiren adam” lakabını ifade etmiş ve onun da, talebelerinden olan Muzaffer Gökman Beyefendi, Bayezid Devlet kütüphanesi müdürlüğü esnasında kaleme aldığı Ahmed Refik Bey’i anlatan muhteşem eserinde bu “Târihi Sevdiren Adam” terkibini kitabın adı yapmıştır. Ahmed Refik Bey’den sonraki tarihçiler, bilhassa târihi romana yönelenler, cumhuri­yet gençliğini, resmî ideolojinin çizdiğiistikametde bilgilendir­mişler vede bunların içinden, romanında gazetede tefrika eder­ken, Yüce Sultan Fâtih’e fedaisi Kara Davud tarafından tokat attıran bir Mizamettin Nazif Tepedelenlioğlu’nun daha sonra matbuat dünyasında deli namjyla anılması belki bu densiz dav­ranışından dolayıdır.

Bilindiği gibi bu şahsın dedelerinden olan, Yanya Sultanı ia-kablı, Vali Tepedelenli Ali Paşa, Halet Efendinin çevirdiği dolap­lar neticesinde, Sultan 2. Mahmud’un emriyle idam edilmesinin rolü olduğuda düşünülebilir. Zamanımızın diğer tarihçilerinin İs­mail Hakkı Gzunçarşılı, İsmail Hami Danişmend, Tarik Yılmaz Öztuna gibilerin hissi yaklaşımları, Osmanlıya ters zihniyetlerin zebunu olanların yanında eserlerinin hacmi ve nisbeten tarafsız olmaları okuru tesiri altına almıştır. Edebi bakımdan, merhume Samiha Ayverdi hanımefendinin, “Türk Târihinde Osmanlı Asır­ları” nı ülkemiz insanının mutlak okuması gereken nefasette ol­duğunu bu önsöz’de belirtmeden edemedim efendim.

BÜYÜK OSMANLI TARİHİ (Hasırcızade Metin Hasırcı) kitabından alıntıdır

 

Kaynak Göster:
Yağmur, Celal. "Büyük Osmanlı Tarihi." İslam ve Tarih. 2025. Erişim Tarihi: Eylül 18, 2026 at 19:41. https://islamvetarih.com/buyuk-osmanli-tarihi/.

İlgili Yazılar

Sultan 1. Mustafa ve 2. Osman

Celal Yağmur

Osmanlı İlim Teşkilatı

Celal Yağmur

Ankara Savaşı

Celal Yağmur
Yükleniyor.....

Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanmaktadır. Bunu kabul ettiğinizi varsayıyoruz, ancak isterseniz çerez kullanımını reddedebilirsiniz. Kabul Et Daha Fazla Oku