Anlatıyoruz hünkârım, anlatıyoruz! Dinimizi ve tarihimizi torunlarınıza, nesillerimize anlatıyoruz. Hem de gece gündüz hiç durmadan, yılmadan anlatmaya devam ediyoruz. Lakin gel gör ki hünkârım, bizlerden önce torunlarınızı zehirleyenler, milletimize yanlış ve çarpıtılmış bir tarih anlatarak hem dinimizi hem de ecdadımızı kötülediler. Dini bütün bir milleti, kendi tarihinden ve köklerinden uzaklaştırmaya çalıştılar.
Geç kaldık hünkârım, geç kaldık!
Sizleri ve dinimizi milletimize anlatmakta geç kaldık. Ecdadımızın hangi şartlarda yaşadığını, ne için mücadele ettiğini, hangi fedakârlıklara katlandığını ve geride nasıl bir miras bıraktığını nesillerimize yeterince anlatamadık. Bunun neticesinde tarihinden habersiz, geçmişine yabancı ve değerlerinden uzak nesiller yetişti.
Şimdi ise milletimize din ve tarih şuurunu yeniden kazandırmak için elimizden geleni yapıyoruz.
Sen kabrinde rahat uyu ey Hakanım! Senin ve diğer sultanların dinimize, milletimize ve memleketimize yaptığınız hizmetleri tek tek kaleme alarak anlatıyoruz. Ancak kabul etmeliyiz ki bunları anlatmakta biraz geç kaldık. Kana bulaşan zehri temizlemek ne kadar zorsa, yanlış bilgilerle zihni zehirlenmiş bir millete gerçek tarihini, gerçek ecdadını ve dinini yeniden anlatmak da bir o kadar zordur.
Yine de Allah’tan umut kesilmez.
Çünkü biz biliyoruz ki hakikat, ne kadar uzun süre gizlenirse gizlensin, bir gün mutlaka ortaya çıkar. Yeter ki onu anlatacak insanlar olsun. Yeter ki hakikati anlatmaktan korkmayan, geçmişine sahip çıkan ve gelecek nesillere karşı sorumluluk hisseden insanlar bulunsun.
İşte biz de bu sorumluluğun farkında olarak anlatıyoruz.
Hünkârım, sizlerin döneminde tarihin ne kadar önemli olduğunu çok iyi bildiğinizi biliyoruz. Siz yalnızca kendi zamanınızı değil, sizden sonra gelecek nesilleri de düşünüyordunuz. Rivayet edilen bir hatırada, Tahsin Paşa’ya; yapılan hizmetlerin ve yaşanan hakikatlerin tarihe doğru şekilde aktarılması gerektiğini, gelecek nesillerin bazı gerçekleri unutturmak isteyebileceğini ifade ettiğiniz anlatılır.
İşte bugün biz, o sözün taşıdığı manayı daha iyi anlıyoruz.
Çünkü tarih yalnızca geçmişte yaşanan olayların sıralandığı kuru bir bilgi değildir. Tarih, bir milletin hafızasıdır. Hafızasını kaybeden bir insan nasıl kim olduğunu unutursa, tarihini unutan bir millet de zamanla kim olduğunu, nereden geldiğini ve nereye gitmesi gerektiğini unutabilir.
Bu nedenle tarih anlatmak yalnızca geçmişi anlatmak değildir.
Tarih anlatmak, geleceği korumaktır.
Ecdadımızı anlatırken onların hiçbir hatasının olmadığını söylemek de değildir maksadımız. İnsanlar hata yapabilir, devletler yanlış kararlar alabilir, dönemlerin kendine özgü problemleri olabilir. Fakat tarih anlatırken ölçümüz hakikat olmalıdır. Ne körü körüne övmeli ne de düşmanlıkla her şeyi kötülemeliyiz. Bizim vazifemiz, yaşananları mümkün olduğunca doğru anlamak ve gelecek nesillere doğru şekilde aktarmaktır.
Çünkü yalan üzerine kurulmuş bir tarih, bir milletin geleceğini de yanlış yönlendirir.
Bugün bazı insanlar geçmişimizi yalnızca birkaç sloganla değerlendirmeye çalışıyor. Birkaç cümleyle yüzlerce yıllık bir medeniyet hakkında hüküm veriliyor. Bir padişahın, bir âlimin, bir devlet adamının veya bir dönemin bütün hayatı birkaç kelimeyle ya övülüyor ya da tamamen kötüleniyor.
Oysa tarih bundan çok daha büyüktür.
Bir devletin yükselişini anlamak için yalnızca zaferlerine değil, karşılaştığı zorluklara da bakmak gerekir. Bir hükümdarı anlamak için yalnızca hakkında söylenenlere değil, yaşadığı dönemin şartlarına da bakmak gerekir. Bir milletin geçmişini anlamak için ise olayları kendi döneminin şartları içerisinde değerlendirmek gerekir.
İşte bizim anlatmak istediğimiz tam olarak budur.
Biz, çocuklarımıza ve gençlerimize geçmişlerinden utanmalarını değil, geçmişlerini doğru öğrenmelerini söylüyoruz. Ecdadını tanımayan bir neslin başkalarının anlattığı tarih üzerinden kendi kimliğini oluşturmasının ne kadar tehlikeli olduğunu anlatıyoruz.
Çünkü kendi tarihini başkasından öğrenen insan, bir süre sonra kendi geçmişine yabancılaşabilir.
Hünkârım, bugün sizin adınızı anarken yalnızca bir padişahtan söz etmiyoruz. Aynı zamanda zor bir dönemde büyük bir devletin yükünü omuzlayan bir devlet adamını, bir dönemin şartları içerisinde mücadele veren bir insanı ve tarihimizin önemli şahsiyetlerinden birini anlatıyoruz.
Sizin hakkınızda söylenenleri de, size yöneltilen eleştirileri de, yaptığınız hizmetleri de araştırmak ve değerlendirmek gerekir. Çünkü hakikat, yalnızca bizim hoşumuza giden taraflardan ibaret değildir.
Bizim derdimiz bir şahsı putlaştırmak değil, tarihi doğru anlamaktır.
Bizim derdimiz geçmişte yaşamış insanları kusursuz göstermek değil, onların yaşadığı dönemi, mücadelelerini, başarılarını ve hatalarını gelecek nesillere doğru şekilde aktarmaktır.
Fakat bir başka gerçeği de unutmamak gerekir:
Bir milletin tarihinden bazı şahsiyetleri tamamen silmeye çalışmak, o milletin hafızasından bir parça koparmaktır.
İşte bu yüzden anlatıyoruz.
Anlatıyoruz ki çocuklarımız kim olduklarını bilsinler.
Anlatıyoruz ki gençlerimiz başkalarının sloganlarıyla değil, araştırarak ve düşünerek hüküm versinler.
Anlatıyoruz ki ecdadımızın yaptığı hizmetler unutulmasın.
Anlatıyoruz ki dinimizin, tarihimizin ve medeniyetimizin bize bıraktığı miras gelecek nesillere ulaşsın.
Anlatıyoruz ki yanlış bilinenler doğrusu ile, unutulanlar hakikatiyle yeniden hatırlansın.
Ve anlatıyoruz ki bizden sonra gelecek olanlar, “Bize neden kim olduğumuzu anlatmadınız?” demesinler.
Belki bugün söylediklerimiz bazı insanlara ulaşmayacak. Belki bazıları bizi anlamayacak. Belki yazdıklarımız eleştirilecek. Fakat bizim vazifemiz herkesin bizi alkışlamasını sağlamak değildir. Bizim vazifemiz, bildiğimiz doğruları samimiyetle araştırmak, doğru olduğuna inandığımız hakikatleri anlatmak ve bunları gelecek nesillere bırakmaktır.
Çünkü bugün yazılan bir cümle, yarın bir gencin eline geçebilir.
Bugün anlatılan bir hakikat, yıllar sonra bir insanın zihninde yeni bir pencere açabilir.
Bugün kayda geçirilen bir bilgi, gelecekte unutulmak üzere olan bir gerçeğin yeniden hatırlanmasına vesile olabilir.
İşte bu düşünceyle yazıyoruz.
Ey Sultan Abdülhamid Han!
Biz torunların ne sizleri ne de dinimizi unutmadık ve unutturmayacağız.
Sizin döneminizde yaşananları, yaptığınız mücadeleleri ve hakkınızda anlatılanları araştırmaya; doğru bildiklerimizi delilleriyle birlikte gelecek nesillere aktarmaya devam edeceğiz.
Belki bizim gücümüz sizin döneminizdeki kadar büyük değildir. Belki elimizde saraylar, ordular ve devlet imkânları yoktur. Fakat bugün elimizde kalemimiz, sözümüz ve ulaşabildiğimiz insanlar var.
Bize düşen de budur.
Kalemimizle tarihe bir not düşmek…
Unutulanları hatırlatmak…
Çarpıtılanları araştırmak…
Gençlerimize geçmişlerini öğretmek…
Ve hakikatin gelecek nesillere ulaşması için elimizden geleni yapmak…
Sen kabrinde rahat uyu ey Hakanım.
Bizler bugün sizin bize bıraktığınız mirası anlamaya ve anlatmaya çalışıyoruz. Belki geç kaldık, belki çok şey kaybettik. Fakat henüz her şey bitmiş değildir.
Çünkü tarih yalnızca geçmiş değildir.
Tarih, aynı zamanda geleceğe bırakılan bir emanettir.
Ve biz bu emanete sahip çıkmak zorundayız.
Allah bizlere doğruyu doğru bilip ona tabi olmayı, yanlışı yanlış bilip ondan uzak durmayı, tarihimizi ibretle okumayı ve dinimizi doğru şekilde öğrenip yaşamayı nasip etsin.
Bizden sonra gelecek nesiller, bugün bizim yazdıklarımızı okuduğunda geçmişlerini daha iyi anlayabilsinler.
Onlara yalanı değil hakikati, nefreti değil adaleti, taassubu değil araştırmayı, slogancılığı değil şuurlu düşünmeyi bırakabilelim.
İnşallah bir gün bu millet, kendi tarihini başkalarının anlattıklarından değil, hakikatin kendisinden öğrenmeyi başaracaktır.
Ve yine inşallah bu topraklar; tarihini bilen, dinini doğru anlayan, ecdadını tanıyan, adaleti ve ahlakı esas alan şuurlu nesillerin omuzlarında yeniden ayağa kalkacaktır.
Bu topraklar elbet bir gün, Allah’ın izniyle, dini İslam’ın, adaletin ve güzel ahlakın insanlara huzur veren değerleriyle yeniden ümmetin sığındığı güvenli bir liman olacaktır.
Biz buna inanıyor ve bunun için çalışıyoruz.
Anlatıyoruz hünkârım…
Hem de hiç durmadan anlatıyoruz.
Çünkü siz tarihe not düşmemizi istediniz.
Biz de bugün kendi imkânlarımızla o emaneti taşımaya çalışıyoruz.
Celal Yağmur / İslam ve Tarih
