Hz.Muhammed’in Hayatı

Efendimizin Dünyaya Gelişi

Bize Ebû’l Meali Ahmed b. İshak, Ahmed b. Ebî’I Feth ve Feth b. Abdillah, ikilisi, Muhammed b. Ömer el Fakîh, Ebû’l Hüseyin Ahmed b. Muhammed b. en Nakkûr, Ali b. Ömer el Harabı, Ahmed b. Hasen es-Sofî, Yahya b. Maîn, Haccac b. Muhammed, Yûnus b. ebî İshak, Babası, Saîd   b. Cübeyr isnadı ile İbni Abbas (r.a.)ın “Nebi   (s.a.v,) tam olarak Fil olayı günü doğmuştu” dediğini haber verdi. Bu sahih bir haberdir.

İbni İshak anlatıyor; Bana Muttalib b. Abdillah b. Kays b. Mah-rame babası yolu ile dedesi Kays b. Mahrame b. el Muttalibin “Ben ve Allah Rasülü Fil harbi senesi doğduk” dediğini haber verdi. Ha­beri Tirmizî de nakledip” bunun isnadı hasendir” demiştir.

İbrahim b. MUnzir el Hızâmi anlatıyor. Bize Süleyman en Nev-felî, babası aracılığıyla Muhammed b. Cübeyr b. Mut’ım in, “Rasü-lüllah (s.a.v.) Fil yılı doğdu. Ukaz fil hadisesinden on beş yıl sonray­dı. Beytuîlah da fil yılından itibaren yirmi beşinci yılın başlarında tamir gördü. Rasülüllah (s.a.v.)’de fil yılından itibaren kırkıncı yılın başlarında Peygamber oldu” dediğini anlattı.

Şebâb el Usfurî (Halife b. Hayyat) anlatıyor; Bana Yahya b. Mu­hammed, Abdü’l Azîz b. İmrân, Zübeyr b. Mûsâ isnadıyla Ebû’l Huveyris’in Abdülmelik b. Mervan’ı Kabâs b. Eşyem’e; “Senmi büyük­sün Rasülüllah mı?” diye sorarken gördüğünü onunda “O benden büyük, ben ondan daha yaşlıyım” deyip. Abdülmeİikte ona “Sen ne zaman doğdun?” dediğini, onunda; ‘Annemin beni kokuşup bozulmuş olan filin gübresinin yanı başında durdurduğunu hatırlıyorum. Rasü­lüllah (s.a.v.) Fil yılı doğmuştu” dediğini anlatır.

Ravi Yahya b. Muhammed Ebû Zükeyr denen adamdır. O ve şeyhi metruktürler, (laflan esas alınmaz)

Mûsâ b. Ukbe, İbni Şihab-ı Zühri’nin “Allah, Muhammed (a.s.)ı Ka’be’nin bina edilişinden sonraki onbeşinci yılın başında peygamber yaptı. Onun doğumu, Peygamber oluşu ve fil yılı ile arasında yetmiş yıl vardır.” dediğini anlatır. Halbuki İbrahim b. el Münzir ve diğer­leri ise, “kesin olarak bu yanlıştır. Âlimlerimizden hiç birisi, Rasulallahin fil olayının senesinde doğup bunun kırkıncı yılında olduğun­da şüphe etmiyorlar” der.

Ya’kub el Kummî’nin Ca’fer b. ebi’l Muğire’den nakline göre İbni Ebzâ “Rasulullahın doğumu ile fil olayı arasında on yıl vardır” de­mektedir. Bu senedce kesintili (munkati) bir görüştür.”

Bundan daha zayıf olanı, Muhammed b. Osman b. Ebî Şeybe’nin şu rivayetidir. Derki; Bize Ukbe b. Mükrim, Müseyyeb b. Şerik, Şu-ayb b. Şuayb, babası isnadı ile dedesinin “Rasülüllah’a anası Muhar­rem âşurasında gebe kaldı. Eshab-ı fil gazvesinden sonra gelen yirmi üçüncü yılın Ramazanının ön ikinci pazartesi gecesi doğdu” Bu sakıt bir hadistir.”

Bundan dahada zayıf olan görüş yalanla itham edilip muhaddis derecesinden düşük biri olan Kelebî’nin Ebû Salih Bâzâm’ın İbni Ab-bas’tan “Rasülüllah {s.a.v.) Fil yılından onbeş yıl önce doğdu” diye yaptığı rivayettir. Bu görüşün yalan olduğunu ortaya koyan İbni Abbas’ın (r.a.) görüşü sahih bir senedle yukarda geçmişti. Halife b. Hayyat “Üzerinde âlimlerin ittifak ettikleri görüş Efen­dimizin fil yılı doğmuş olduğudur” der.

Zübeyr b. Bekkâr anlatıyor; Bize Muhammed b. Hasen, Abdüsse-lâm b. Abdillah yolu ile ilim ehlinden Ma’ruf b. Harbüz ve diğerle­rinin, “Rasülüllah (s.a.v.) fil yılı doğdu. Kureyş “Âlu’llah” diye adla­nıp arablar arasında adı büyüdü. Rebî’ül evvelin on ikinci günü doğ­du. Onun bir ramazanda pazartesi günü şafak sökerken doğduğu da” söylenir.”

Ebû Katâde el Ensarî (r.a) anlatıyor; Bedevinin biri Allah Rasü-lüne “Pazertesi günü orucu hakkında ne dersiniz?” Diye sorunca “O benim doğduğum gündür. Bana vahiy yine o günde geldi’ buyurdu. Bunu Müslim rivayet eder.

Osman b. Abdurrahman el-Vakkâsıy, Zührî aracılığıyla Saîd b. Müseyyeb ve diğerlerinden “Rasüîüllah (s.a.v.)in Rebiü’l evvel ayının pazartesi gecesi gün ağarırken doğduğunu” anlatır.

İ, İbni İshak anlatıyor; Bana Salih b. İbrahim b. Abdürrahman b. Avf, Yahya b. Abdullah b. Abdurrahman b. Es’ad b. Zürâra’nın şöyle dediğini anlattı; “Bana kavmimden dilediğim biri Hassan b. Sabit (r. a.)ın şöyle dediğini anlattı. Ben yeni serpilip gelişen bir çocuk” idim. Yesrib (Medine)’in kalalarından biri üzerinde duran bir Yahudi’yi şöyle derken işittim;

  • Ey Yahudi toplumu! gelin gelin!

Yanında toplandıkları zaman onlar “Yazıklar olası, ne bağırıyor­sun ne oldu sana?” dediler O da;

“Bu gece gönderilecek olan Ahmed’in yılıdızı doğdu” dedi. İbni Lehî’a, Halid b. Ebî İmran, Haneş isnadı ile naklettiği habe­rinde İbni Abbas (r.a.) m şöyle dediğini rivayet eder.

“‘Peygamberiniz pazartesi günü doğdu, pazartesi günü peygamber yapıldı, pazartesi günü Mekke’den çıktı. Medine’ye pazartesi günü geldi. Mekke’yi pazartesi günü fethetti, Mâide suresi pazartesi günü nazil oldu ve pazartesi günü vefat etti.” Bunu t Ahmed, Müsnedinde Fesevî de Tarihinde nakleder.

Şeyhimiz Ebû Muhammed ed Dimyatî eserlerinden biri olan es Sîre’sinde Ebû Cafer Muhammed b. Ali’nin “Allah Rasûlü, Rebîü’l Evvel ayının onuncu gecesi pazartesi günü doğdu. Fil ordusunun Ka’ be’yi yıkmaya gelişi bundan önce Muharrem ayı ortalarındaydı” dedi­ğini anlatır.

Ebû Mi’şar Necîh derki; “Efendimiz Rebiûl evvel ayının onikinci gecesi doğdu. Şeyhimiz Dimyâtî ise “Doğru olan Ebû Cafer’in gö­rüşüdür. Maamafih, Onun nisanın yirmisinde doğduğu da söyleniyor” diyor.

Ebû Ahmed el-Hakim; Efendimiz Fil olayından otuz gün sonra doğdu derken bir kısım âlimlerde bun benimsemişlerdir. Ebû Ahmed “kırk gün sonra olduğu da söyleniyor” der.

Derim ki işte ravîlerin otuz yada kırk sene dedikleri yanlışlık buradan kaynaklanıyor. Öyle geliyorki ravi “gün” diye söylemeyi kasdetti ama ağzından “yi!” çıktı.

Efendimizin Sünnet Olması

Veİîd b. Müslim Şuayb b. Ebî Hamza, Ata el-Horasâni, İkrime isnadıyla sevkettiği haberinde İbni Abbas (r.a.)tan; “Abdül Muttalibin Peygamberimizi doğumunun yedinci günü sünnet ettirdiğini onun için bir sünnet kütüğü döktürdüğünü ve Muhammed adını verdiğini an­latır.

İşte bu rivayet İbni Sa’dın tabakatmda Yunus b. el Mekkî. Hakem b. Eban el-Adenî, İkrime, İbni Abbas (r.a.) isnadıyla babası (Efendi­mizin Amcası) Abbas (r.a.)tan naklettiği;

“Peygamber (r.a.) sünnetli ve göbeği kesilmiş olarak doğdu. Bu durum Abdül Muttalib’i hayrette bıraktı, onun yanında iftihar etti ve bu oğlum çok büyük bir adam olacak” dedi. Şeklindeki haberden daha sahihtir. Bu rivayetle Süleyman b. Seleme el-Habâirî, Yunus isnadı ile ona tabi oiur. Ancak Yunusla Hakem arasına Osman b. Rabbî es-Sudâî’yi sokar. Şeyhimiz Dimyâtî derki; Ebû Bekre’nin “Peygamber (s.a.v.)i kalbi­ni temizlediğinde bizzat Cebrail sünnet etmiştir” dediği rivayet olunur. Derimki: Bu münker bir haberdir.

Hz. Muhammed (s.a.v.), miladi 571 yılında Mekke’de doğdu. Doğumu, hem Arap yarımadasında hem de insanlık tarihinde bir dönüm noktasıdır. Hayatı boyunca doğruluk, adalet ve merhamet timsali olmuş; cahiliye toplumunun karanlığında ilahi vahiy ile bir devrim gerçekleştirmiştir.

Çocuk yaşta yetim kalan Peygamber Efendimiz, gençliğinde “El-Emin” (Güvenilir) lakabını alacak kadar dürüst ve güvenilir bir kişiliğe sahipti. Hz. Hatice ile evliliği, onun aile hayatındaki denge ve sorumluluk anlayışını da ortaya koymuştur. 40 yaşında Hira mağarasında aldığı ilk vahiy ile peygamberlik görevi başlamıştır.

Mekke döneminde büyük sıkıntılarla karşılaşmış; akrabaları, toplum liderleri ve çoğu müşrik ona karşı cephe almıştır. Buna rağmen asla taviz vermemiş, ilk Müslümanlarla birlikte inançlarını canları pahasına korumuşlardır. Habeşistan’a hicret, Taif olayı, boykot ve nihayetinde Medine’ye hicret, bu dönemin kilometre taşlarıdır.

Medine dönemi ise İslam toplumunun yapılandığı ve devletleştiği devredir. Mescid-i Nebevî’nin inşası, Ensar-Muhacir kardeşliği, Medine Sözleşmesi gibi uygulamalar İslam’da hukuk, kardeşlik ve yönetim anlayışının temelini atmıştır. Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarıyla zorluklara rağmen İslam toplumu ayakta kalmış, Mekke’nin fethiyle birlikte İslam Arap yarımadasına hâkim olmaya başlamıştır.

Peygamber Efendimiz, 63 yıllık ömründe yalnızca tebliğ değil; bir lider, eş, baba, dost ve devlet başkanı olarak da örnek bir hayat sergilemiştir. Veda Hutbesi ise onun tüm insanlığa bıraktığı en büyük mesajlardan biridir: Irkçılık yok, adalet var; kadınların hakları korunmalı; emanet ehline verilmeli; Kur’an’a ve sünnete sarılınmalıdır.

Kaynak: TARİH-UL İSLAM (Zehebi) nin kitabından alıntıdır.

Ayet: “Ve seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 21/107)

Hadis: “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (Muvatta, Hüsnü’l-Hulk 8)

admin: Celal Yağmur; Peygamberler tarihi, islam tarihi, osmanlı tarihi, cumhuriyet tarihi, akaid, fıkıh, kelam, felsefe ve çağdaş İslami meseleler üzerine araştırmalar yapıp makaleler yazan bir kalemdir..

This website uses cookies.