İSLAM’IN ŞEREFLİ ASLANI VE ŞEHİTLERİN EFENDİSİ: HZ. HAMZA BİN ABDÜLMUTTALİB (R.A.)
İslam askeri ve kahramanlık tarihinin en azametli, en heybetli ve korkusuz şahsiyeti hiç şüphesiz Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) amcası ve süt kardeşi olan Hz. Hamza (r.a.)’dır. Mekke’de doğan Hz. Hamza, Kureyş kabilesi içinde bükülmez bileği, keskin okçuluğu, avcılığı ve haksızlıklara karşı duran yiğitliğiyle tanınan müstesna bir pehlivandı. Mekke sokaklarında yürüdüğünde heybetinden ötürü kimse onun karşısına çıkmaya cesaret edemezdi.
“Ben de Muhammed’in Dinindeyim!” Çığlığıyla Gelen İzzet
Hz. Hamza, nübüvvetin ilk yıllarında henüz Müslüman olmamıştı ancak yeğenine karşı derin bir sevgi besliyordu. İslam’ın izzetini değiştiren o tarihi gün, Hamza çölde avlanmaktan dönerken yaşandı. Mekke’nin azılı İslam düşmanı Ebu Cehil, Safa Tepesi yakınlarında Peygamber Efendimize ağır hakaretler etmiş, onu darp etmeye kalkışmış ve Efendimiz ona hiçbir karşılık vermeden vakurca oradan ayrılmıştı. Bu olayı baştan sona izleyen bir hizmetçi kadın, avdan dönen Hamza’nın yolunu keserek durumu anlattı.
Yeğenine yapılan bu çirkin saldırıyı duyan Hamza’nın damarlarındaki kan adeta dondu. Yayını kuşanarak öfkeyle Kabe’ye, Ebu Cehil’in ve Kureyş liderlerinin oturduğu meclise gitti. Yayın ucuyla Ebu Cehil’in kafasına sert bir darbe indirerek başını yardı ve tüm meclisin önünde şöyle haykırdı: “Sen misin Muhammed’e hakaret eden ve onu darp eden? İşte ben de onun dinindeyim! O ne söylüyorsa ben de aynısını söylüyorum. Gücün yetiyorsa gel de bana engel ol!” Ebu Cehil’in adamları Hamza’ya saldırmak istediyse de Ebu Cehil korkusundan onları durdurdu. Hamza derhal Erkam’ın evine giderek Peygamber Efendimizin huzurunda resmen Müslüman oldu. Onun İslam’a girişi, Mekke’de Müslümanlara yönelik baskıların seyrini değiştiren en büyük dönüm noktalarından biri oldu.
Bedir Meydanındaki İki Muazzam Kanat ve Aslan Unvanı
Medine’ye hicretin ardından Peygamber Efendimiz tarafından İslam ordusunun ilk sancaktarı ve askeri birlik komutanı yapılan Hz. Hamza, Bedir Savaşı’nda askeri dehasıyla adeta bir destan yazdı. Savaşın başında Kureyş’in en azılı savaşçılarını teke tek mübarezede (er meydanında) yere seren Hamza, savaş boyunca göğsüne taktığı devekuşu tüyüyle düşman askerlerinin korkulu rüyası haline geldi.
Onun meydandaki bu durdurulamaz gücünü gören düşman liderleri, açık bir savaşta Hamza’yı alt edemeyeceklerini anladılar. Bedir’deki bu eşsiz kahramanlığından ötürü kendisine Peygamber Efendimiz tarafından “Esedullah” (Allah’ın Aslanı) unvanı verildi.
Uhud’daki Şehadet ve Seyyidü’ş-Şühedâ Makamı
Hicretin 3. yılında (M. 625) yaşanan Uhud Savaşı, Hz. Hamza’nın dünyadaki son er meydanı oldu. Bedir’in intikamını almak isteyen müşrikler, özellikle Hamza’yı hedef seçmişlerdi. Ebu Süfyan’ın karısı Hind, Bedir’de babasını öldüren Hamza’yı katletmesi için köle Habeşli bir mızrak ustası olan Vahşi’yi kiraladı ve ona hürriyetini vadetti.
Savaş meydanında önündeki düşman saflarını ezip geçen, iki elinde iki kılıçla bir aslan gibi çarpışan Hz. Hamza, bir kayanın arkasına gizlenerek sadece pusuda bekleyen Vahşi’nin fırlattığı sinsi bir mızrak darbesiyle kasığından vurularak şehit düştü. Şehadetinin ardından müşrikler onun mübarek vücudunu parçaladılar, ciğerini çıkardılar ve burnunu, kulaklarını kestiler. Uhud meydanında amcasının bu parçalanmış naaşını gören Peygamber Efendimiz hayatının en büyük acısını yaşadı ve hıçkırıklara boğularak ağladı. Efendimiz onun hakkında kıyamete kadar unutulmayacak şu makamı ilan etti: “Şehitlerin efendisi (Seyyidü’ş-Şühedâ) Allah’ın ve Resûlü’nün aslanı Hamza’dır.” Mübarek naaşı diğer Uhud şehitleriyle birlikte Uhud Dağı’nın eteklerindeki şehitliğe defnedildi.
Hamza’nın İslam’a geçmesi, dinin yayılmasına büyük katkı sağladı ve inananlara onur ve gurur duygusunu yeniden kazandırdı.
Hamza’nın, başlangıçta akrabalarının gördüğü zulümden duyduğu öfke nedeniyle ilan ettiği İslam’a geçişi, İslam’ı ve Müslümanları güçlendirmede son derece verimli oldu. Bu olay, Kâbe’de yaşanan bir olayla gerçekleşti. Peygamberimiz bir gün Safa tepesinde otururken, Ebu Cehl yanından geçti ve İslam’a hakaret etti. Peygamberimiz, Ebu Cehl’in boş sözlerine karşılık vermemeyi tercih ederek sessiz kaldı. Bu durum Ebu Cehl’i çok kızdırdı ve bir taş alıp Peygamberimizin başına vurdu, başı kanamaya başladı. Ebu Cehl daha sonra Kureyş kabilesinin toplanma yerine gitti.
Hamza, av gezisinden dönerken Abdullah bin Cedan’a ait bir cariyenin kendisine olanları anlatmasıyla olaya şahit oldu. Çok öfkelenen Hamza, Kâbe’ye koştu ve saldırganı kutsal mabedin avlusunda otururken buldu. Hamza ona saldırdı ve Ebu Cehl’in başına şiddetle vurarak şöyle dedi: “Ah! Ben de onun dinine mensupken sen Muhammed’e hakaret mi ediyorsun?!” Onun İslam’a geçmesi, İslam dinine ve mensuplarına büyük bir güç kaynağı oldu ve kendisi de ‘Allah’ın Aslanı’ olarak tanındı.
Peygamberin amcası Hamza, Arabistan’ın en cesur adamlarından biri ve İslam’ın tanınmış bir subayıydı. Ordunun Medine’den çıkıp Uhud Savaşı’nda Kureyş’e karşı savaşması konusunda ısrar eden de oydu. Peygamberi Mekke’de en kritik anlarda tüm gücüyle koruyan da Hamza’ydı.
Kaynak: islamvetarih.com