ERKEN DÖNEM TASAVVUFUNUN ZİRVELERİ: BÂYÈZİD-İ BİSTÂMÎ, CÜNEYD-İ BAĞDÂDÎ VE BİŞR-İ HAFÎ
İslam tasavvuf tarihinin kurumsal bir yapıya bürünmeden önceki zühd döneminde, kalbi hayatın ve manevi derinliğin sınırlarını çizen en meşhur üç isim Bâyezid-i Bistâmî, Cüneyd-i Bağdâdî ve Bişr-i Hafî’dir. Hicri 2. ve 3. asırlarda yaşayan bu kutlu zatlar, tasavvuf psikolojisinin ve ilahi aşk felsefesinin kurucu babaları kabul edilirler.
Sekr Makamının Sultanı: Bâyezid-i Bistâmî (k.s.)
İslam dünyasında “Sultânü’l-Ârifîn” (Ariflerin Sultanı) unvanıyla anılan Bâyezid-i Bistâmî (v. 234/848), tasavvufta kulun Allah aşkıyla kendinden geçmesi manasına gelen “Sekr” (manevi sarhoşluk) ekolünün en meşhur lideridir. O, nefis terbiyesinde o kadar ileri gitmiştir ki, içindeki benliği tamamen yok ederek “Fenâfillah” (Allah’ta yok olma) makamına erişmiştir.
Onun meclisinde söylediği şathiyye türündeki vecd sözleri, zahir uleması tarafından tartışılsaydı da, o her zaman kalbi aşkın en saf halini temsil etti. Annemizin rızasını her şeyin üstünde tutan cihanşümul şefkati ve “Allah’ım, vücudumu o kadar büyüt ki cehennemi tamamen doldursun, orada başka hiçbir kuluna yer kalmasın” diyen muazzam merhametiyle İslam dünyasında efsaneleşmiştir.
Sahv ve İtidal Kalesi: Cüneyd-i Bağdâdî (r.a.)
Bâyezid’in sekr ekolüne karşılık, tasavvufta aklın ve şeriat kurallarının mutlak hakimiyetini savunan “Sahv” (manevi uyanıklık/itidal) ekolünün kurucusu Cüneyd-i Bağdâdî’dir (v. 297/910). İslam dünyasında kendisine “Seyyidü’t-Tâife” (Sufilerin Efendisi) unvanı verilmiştir.
Cüneyd, tasavvufun asla şeriat sınırlarının dışına çıkamayacağını, sünnete uymayan tüm keşiflerin batıl olduğunu sarsılmaz bir ilmi vakarla savunmuştur. O, tasavvuf hırkasını fıkıh ve hadis ilmiyle evlendirerek, tarikatların bid’atlara kaymasını önleyen en büyük emniyet subabı olmuştur. Bugün dünyadaki neredeyse tüm meşhur tasavvuf silsileleri mutlaka Cüneyd-i Bağdâdî halkasından geçerek Peygamber Efendimize ulaşır.
Yalınayak Bir Zahit: Bişr-i Hafî (k.s.)
Hayatının ilk döneminde lüks ve gaflet içinde yaşarken, yolda üzerinde Allah adı yazan bir kağıt parçasını bulup, onu temizleyerek güzel kokular sürüp duvara asmasının ardından aldığı manevi bir ilhamla tövbe eden meşhur zahit Bişr-i Hafî’dir (v. 227/841).
Tövbe ettiği andan itibaren Allah’ın bastığı yeryüzünde ayakkabıyla yürümeyi ulu bir hürmetsizlik saydığı için ömrü boyunca yalınayak gezmiş ve bundan ötürü kendisine “Yalınayak” manasına gelen “Hafî” lakabı verilmiştir. Bağdat sokaklarında dünyadan zerre miktar makam ve mal talep etmeden, tam bir yokluk ve ihlas içinde yaşayan Bişr, insanlığın samimiyet aynası olmuştur.
Kaynak: islamvetarih.com