Feridüddin Attar Hazretleri

GÖNÜL KUŞLARININ MÜRŞİDİ VE TASAVVUF EDEBİYATININ SULTANI: FERÎDÜDDİN ATTÂR HAZRETLERİ

İslam tefekkür ve tasavvuf tarihinin, edebi dehası ve kalbi hassasiyetiyle asırları peşinden sürükleyen en meşhur, en gizemli ve sönmeyen ulu çınarlarından biri Ferîdüddin Attâr Hazretleri’dir. 12. yüzyılın ortalarında Horasan bölgesinin en büyük kültür merkezlerinden biri olan Nîşâbur’da dünyaya gelen ve asıl adı Ebû Hâmid Muhammed bin Ebî Bekr İbrâhîm (v. 618/1221) olan bu kutlu zat, tasavvuf edebiyatında menkıbe ve mesnevi türünün kurucu babası kabul edilir. Onun kaleme aldığı eserler, kendisinden sonra gelen Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve Şeyh Galib gibi devasa mutasavvıfların fikir dünyasını mayalamıştır. Nitekim Hz. Mevlânâ onun hakkında, “Attâr, aşk şehrinin yedi sokağını da gezdi; biz ise hala bir sokağın virajındayız” diyerek onun tasavvuf dünyasındaki mutlak zirve makamını meşhur bir dille tescillemiştir.

Eczacı Dükkanından İlahi Aşk Sırrına: Büyük Dönüşüm

“Attâr” kelimesi, o dönemde hem güzel kokular (ıtır) satan hem de şifalı bitkilerden ilaçlar hazırlayan eczacı ve hekim anlamına geliyordu. Babasından kalan büyük eczane ve laboratuvarı işleten Ferîdüddin Attâr, hayatının ilk döneminde tıp biliminde derinleşmiş, halkı tedavi eden ve maddi durumu oldukça iyi olan saygın bir esnaftı. Ancak onun bu düz ve müreffeh hayatı, dükkanına gelen bir dervişle yaşadığı sarsıcı bir menkıbe neticesinde tamamen yön değiştirecektir.

Meşhur rivayete göre; bir gün Attâr dükkanında harıl harıl ilaçlar hazırlayıp dünyalık işlerle uğraşırken, hırpani kılıklı bir derviş kapıda durup içeriye bakar ve derin bir iç çeker. Attâr dervişe, “Neden öyle bakıyorsun, gitsene işine” deyince, derviş, “Ey Attâr! Benim yüküm hafif, sırtımda bir hırkam var, bu dünyadan göçüp gitmem çok kolaydır. Ben her an ölebilirim. Asıl sen bu kadar dünya malının, bu dükkanın ve altınların içinden canını nasıl teslim edeceksin, onu düşün” der. Attâr hayretle, “Sen sanki hemen ölebilir misin?” diye sorunca, derviş hırkasını yere serer, üzerine uzanır ve “Allah” diyerek o saniyede ruhunu teslim eder. Gözlerinin önünde gerçekleşen bu muazzam uyanış hadisesi karşısında sarsılan Attâr, dükkanını, mallarını ve zenginliğini fakirlere dağıtarak tasavvuf hırkasını giyer ve hakikat yolculuğuna çıkar.

Evliya Tarihinin Hafızası: Tezkiretü’l-Evliyâ

Ferîdüddin Attâr, tasavvuf yoluna girdikten sonra dönemin en büyük ariflerinin, mürşidlerinin rahlesinde pişti. Şam, Mısır, Mekke ve Medine’yi kapsayan uzun seyahatlerinin ardından yeniden Nîşâbur’a dönerek ölümsüz eserlerini yazmaya başladı.

Onun nesir (düz yazı) türündeki en meşhur başyapıtı “Tezkiretü’l-Evliyâ” (Evliyaların Tezkiresi) adını taşır. Attâr bu anıtsal eserinde; Veysel Karânî’den Hasan-ı Basrî’ye, Râbiatü’l-Adeviyye’den Cüneyd-i Bağdâdî’ye kadar İslam tarihinin ilk dönemlerinde yaşamış olan 70’ten fazla ulu Allah dostunun hayat hikayelerini, kerametlerini ve kalbe şifa olan hikmetli sözlerini muazzam bir edebi dille bir araya getirmiştir. Bu kitap, İslam dünyasında tasavvuf tarihinin ve evliya menkıbelerinin kıyamete kadar korunmasını sağlayan en meşhur kurucu kaynak haline gelmiştir.

Simurg’un Peşinde Yedi Vadi: Mantıku’t-Tayr

Attâr’ı dünya edebiyatında ve sitemizin bu şerefli kategorisinde ölümsüzleştiren en meşhur allegorik şaheseri Mantıku’t-Tayr (Kuşların Dili) adlı mesnevisidir. Kitapta, dünyadaki tüm kuşlar bir araya gelerek kendilerine bir sultan ararlar ve bilge kuş Hüdhüd’ün rehberliğinde, Kaf Dağı’nın arkasında yaşayan efsanevi kuş Simurg’u bulmak için yola çıkarlar.

Kuşların Simurg’a ulaşabilmeleri için tasavvuftaki nefis mertebelerini simgeleyen yedi çetin vadiyi (Talep, Aşk, Marifet, İstiğna, Tevhid, Hayret ve Yokluk/Fakr vadileri) aşmaları gerekmektedir. Yolculuğun zorluklarına dayanamayan binlerce kuş yollarda elenir ve Kaf Dağı’nın zirvesine sadece 30 kuş (Sî-murg Farsçada otuz kuş demektir) ulaşabilir. Huzura kabul edildiklerinde aynaya bakan otuz kuş, aradıkları sultan Simurg’un aslında kendilerinden, yani kendi kalplerindeki ilahi özden başkası olmadığını anlarlar. Attâr bu dâhi metaforla; kulun nefsini arındırarak ulaştığı “Fenâfillah” (Allah’ta yok olma) ve “Vahdet-i Vücud” sırrını dünya edebiyat tarihinin en estetik zirvesine taşımıştır.

Moğol İstilası ve Darağacındaki Şehadet Sırrı

Ferîdüddin Attâr’ın ömrü, İslam dünyasını yakıp yıkan o vahşi Moğol İstilası döneminde trajik ve sarsıcı bir şehadetle noktalanmıştır. 1221 yılında Cengiz Han’ın orduları Nîşâbur’u istila edip yüz binlerce insanı katlederken, seksen küsur yaşındaki bu ulu pir de Moğol askerleri tarafından esir alınmıştır.

Menkıbeye göre; bir Moğol askeri yaşlı Attâr’ı öldürmek üzereyken, yoldan geçen bir tüccar onun feyizli simasını fark ederek askere, “Bu yaşlı adamı bana sat, sana karşılığında bin altın vereyim” der. Asker tam kabul edecekken Attâr, “Acele etme, benim değerim bundan çok daha fazladır” diyerek satışı engeller. Biraz sonra bir başka adam alaycı bir tavırla, “Bu ihtiyara karşılık sana bir torba saman veririm” deyince, Attâr Moğol askerine döner ve, “İşte beni şimdi sat, çünkü benim bu dünyadaki fani bedenimin değeri ancak bir torba saman eder!” buyurur. Aldatıldığını ve kendisiyle alay edildiğini düşünen vahşi Moğol askeri, öfkeyle kılıcını çekerek Ferîdüddin Attâr Hazretleri’ni orada şehit eder. Onun bu sarsılmaz takva duruşu ve şehadeti, dünyaya zerre miktar değer vermeyen zahidlik ahlakının en meşhur nihai mührü olmuştur. Kabri bugün İran’ın Nişâbur şehrinde olup, tüm ilim ve irfan aşıklarının sığınağıdır.

KAYNAKÇA VE İLİM PINARI: Bu edebi ve tasavvufi araştırmamız; Ferîdüddin Attâr Hazretleri’nin bizzat kaleme aldığı Tezkiretü’l-Evliyâ ve Mantıku’t-Tayr anıtsal eserleri, Devletşah’ın Tezkire-i Devletşah adlı şairler biyografisi, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevî-i Şerîf mısraları ve Abdülbaki Gölpınarlı’nın “İslam Tasavvuf Edebiyatında Attar Ekolü” üzerine yayınladığı akademik inceleme ve şerhlerinden derlenerek kaleme alınmıştır.

KAYNAK: islamvetarih.com



Kaynak Göster:
Yağmur, Celal. "Feridüddin Attar Hazretleri." İslam ve Tarih. 2026. Erişim Tarihi: Eylül 19, 2026 at 00:23. https://islamvetarih.com/feriduddin-attar-hazretleri/.
Celal Yağmur: Araştırmacı ve Yazar: İslam tarihi, mezhepler tarihi ve kültürel miras alanlarında uzun yıllardır araştırmalar yürüten Celal Yağmur, bu alanlarda kaleme aldığı kapsamlı makaleler ve akademik nitelikteki kitaplarıyla tanınmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı onaylı ve tescilli eserlerin yazarı olan Yağmur, özellikle İslamiyet'in klasik dönem yayılımı, itikadi ve ameli mezheplerin tarihi gelişimi üzerine yoğunlaşmıştır. Sitede yer alan geniş makale arşivi ve yayınlanmış e-kitapları aracılığıyla, İslami ilimleri doğru ve güvenilir kaynaklar ışığında okurlara ulaştırmayı hedeflemektedir.Daha fazla detay, biyografi ve kitaplarımın dijital kütüphanesi için kişisel web sitemi ziyaret edebilirsiniz: celalyagmur.islamvetarih.com

This website uses cookies.