İslamiyet’in coğrafi yayılışı incelenirken genellikle Hicaz, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Endülüs eksenine odaklanılır. Ancak İslam medeniyetinin nurlu eli, sanılanın aksine çok erken dönemlerde Doğu Avrupa’nın içlerine ve Volga (İdil) boylarına kadar uzanmıştır. Bu tarihi yayılışın en muazzam kırılma noktası, Karadeniz’in kuzeyinde ve İdil Nehri havzasında hüküm süren İdil Bulgar Hanlığı’nın İslamiyet’i resmi din olarak kabul etmesidir. Hanlığın hükümdarı Almış Han, komşu Hazarların siyasi ve askeri baskılarına karşı koyabilmek ve ülkesini ilmi açıdan imar edebilmek adına İslamiyet’i seçmiş ve Abbasi hilafetiyle doğrudan diplomatik bağ kurmak istemiştir.
Almış Han (İslamiyet’i kabul ettikten sonraki adıyla Cafer b. Abdullah), m. 921 yılında Bağdat’taki Abbasi Halifesi Muktedir-Billâh’a resmi bir elçilik heyeti göndererek kendisini İslam dinine davet etmiştir. Han, halifeden dini öğretecek fakihler, cami inşası için mimarlar ve Hazarlara karşı savunma amaçlı bir kale yapımı için maddi destek talep etmiştir. Halife Muktedir-Billâh bu tarihi daveti büyük bir memnuniyetle karşılamış ve vakit kaybetmeden Bağdat’tan İdil boylarına uzanacak muazzam bir diplomatik heyet teşkil etmiştir.
Bağdat’tan Volga Boylarına Uzanan Tarihi Elçilik Heyeti
Abbasi halifesi tarafından görevlendirilen elçilik heyeti, m. 21 Haziran 921 tarihinde Bağdat’tan hareket etmiştir. Bu heyetin içerisinde hem idari işleri yürütecek diplomatlar hem de hanlık halkına dini fıkhi hükümleri anlatacak alimler yer almaktaydı. Yolculuk; Orta Asya’nın çetin kış şartları, tehlikeli çöl geçişleri ve yol üzerindeki gayrimüslim Türk boylarının (Oğuzlar, Peçenekler, Başkurtlar) topraklarından geçmeyi gerektirdiği için son derece meşakkatli olmuştur. Yaklaşık 11 ay süren ve binlerce kilometreyi bulan bu tehlikeli seyahatin ardından heyet, m. 12 Mayıs 922 tarihinde İdil Bulgar Hanlığı’nın merkezine ulaşmıştır.
Heyetin en dikkat çekici ve tarihe yön veren ismi, heyet başkanı olmamasına rağmen seyahatin her anını, coğrafi yapıları, kabilelerin yaşam tarzlarını ve dini inançlarını titizlikle not eden dahi katip İbn Fadlan olmuştur. İdil Bulgarları tarafından muazzam bir coğrafi törenle karşılanan Abbasi heyeti, Almış Han’ın huzuruna çıkmıştır. Yapılan büyük kurultayda halifenin mektubu okunmuş, hanlığın İslamiyet’i resmi devlet dini olarak kabul ettiği tüm dünyaya ilan edilmiş ve cuma hutbeleri artık Abbasi halifesi adına okunmaya başlanmıştır.
İbn Fadlan’ın Seyahatnamesi ve Tarihi Önemi
İbn Fadlan’ın bu tarihi yolculuk esnasında kaleme aldığı ve İslam tarihi literatüründe Rihle (İbn Fadlan Seyahatnamesi) olarak bilinen eseri, sadece İslamiyet’in yayılışını anlatan bir rapor değildir. Bu eser; 10. yüzyıl Orta Asya, Kafkasya ve Doğu Avrupa coğrafyasının en birincil, en canlı etnografik ve sosyolojik kaynağıdır. İbn Fadlan; yol boyunca karşılaştığı Oğuz Türklerinin toplumsal yapısını, Başkurtların inanç sistemlerini, Hazar Hakanlığı’nın iç işleyişini ve İdil kıyısındaki Rus (Varangian) tüccarlarının cenaze merasimleri dahil olmak üzere tüm kültürlerini tarafsız ve ilmi bir gözle kaydetmiştir.
Seyahatname, İdil Bulgar Hanlığı’ndaki ilk toplu İslami yaşantıya dair de çok önemli detaylar sunar. İbn Fadlan, Bulgarların namaz ibadetine gösterdikleri muazzam hürmeti, kadınların toplum içindeki saygın konumunu ve coğrafi şartlardan (özellikle kış aylarındaki aşırı kısa gecelerden) dolayı yatsı ve sabah namazı vakitlerinin tayininde yaşanan fıkhi tartışmaları günümüze aktarmıştır. Bu fıkhi detaylar, İslam hukukunun farklı coğrafi şartlara adaptasyonu noktasında erken dönem fıkıh tarihi için eşsiz birer vesikadır.
Doğu Avrupa’da Sönmeyen İslam Meşalesi
İdil Bulgar Hanlığı’nın m. 922 yılında İslamiyet’i resmen kabul etmesi, Doğu Avrupa ve Rusya topraklarında asırlarca sürecek olan köklü bir İslami geleneğin ve medeniyetin temelini atmıştır. Bu kabul, Karahanlı Devleti’nin İslamiyet’i benimsemesinden bile daha önceki bir tarihe rastlaması yönüyle Türk-İslam tarihi açısından muazzam bir önceliğe sahiptir. İdil Bulgarları, aldıkları bu ilmi ve manevi güçle ticaret yollarını canlandırmış, şehirlerini camiler ve medreselerle süslemişlerdir. İbn Fadlan’ın kalemiyle ölümsüzleşen bu tarihi dönüşüm, İslam medeniyetinin evrensel sınır tanımayan gücünün ve Doğu Avrupa’daki sönmeyen irfan meşalesinin en şerefli sayfasıdır.
Kaynakça
- İbn Fadlân, Kitâb (Rihle) (nşr. Şakir el-Luaybi), Ebu Dabi 2003.
- Şeşen, Ramazan, İbn Fadlan Seyahatnamesi Tercümesi, Bedir Yayınları, İstanbul 1975.
- Togan, A. Zeki Velidi, İbn Fadlan’s Reisebericht, Leipzig 1939.
- İzmirli, İsmail Hakkı, Bulgar Türkleri ve İslamiyet, İstanbul 1935.
- Kurban, İklil, Yaşayan Tarih İdil-Volga Bulgarları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1997.
Kaynak: islamvetarih.com
