İslam akâid ve kelam tarihinin en çetin, üzerinde en çok mürekkep akıtılan ve ekoller arası fikri ayrışmanın merkezinde yer alan konularından biri “İstiva” meselesidir. Kur’an-ı Kerim’de yedi farklı ayette geçen ve doğrudan Cenâb-ı Hakk’ın zatı ile ilişkilendirilen bu kavram, sözlükte “yükselmek, dikilmek, kurulmak, yönelmek, karar kılmak, istila etmek” gibi çok anlamlı bir yapıya sahiptir. Ayetlerde yer alan “Rahmân, Arş’a istiva etmiştir” (Tâhâ, 5) beyanı, Allah Teâlâ’nın haberî sıfatlarından biri olarak kabul edilir.
Bu meselenin anlaşılma biçimi; ana gövdesini Eş’arî ve Mâtürîdî okullarının oluşturduğu Ehl-i Sünnet kelamcıları ile Hadis Ashabı’nın metodolojisini sürdüren ve İbn Teymiyye çizgisiyle sistematikleşen Selefî (Eserî) anlayış arasındaki usul ve tefsir farklılığının en somut göstergesidir. Bir taraf lafzın zahirine ve Selef’in sessizliğine vurgu yaparken, diğer taraf Allah’ı yaratılmışlara benzemekten tenzih etme gayesiyle dile ve akli çıkarımlara dayanır.
1. İstiva Ayetlerinin Fıkhi ve İtikadi Tasnifi
İslam alimleri, kelamî tartışmaların odağında yer alan istiva kavramını müteşabih (manası net olmayan, yoruma açık) sıfatlar arasında zikrederler. Kur’an-ı Kerim’in dil bütünlüğü ve Arap dilinin zengin yapısı göz önüne alındığında, istiva kelimesinin geçtiği ayetler incelenirken iki temel kavramsal yaklaşım öne çıkar: Tefviz (manayı Allah’a havale etmek) ve Tevil (kelimeyi dil kurallarına göre mecazi olarak yorumlamak).
Tartışmaların temelini oluşturan Tâhâ Suresi 5. ayetinin yanı sıra A’râf 54, Yûnus 3, Ra’d 2, Furkân 59, Secde 4 ve Hadîd 4. ayetlerde de yaratılış sürecinin hemen ardından “sümme’stevâ ale’l-arş” (sonra Arş’a istiva etti) ifadesi kullanılmıştır. Bu durum, kavramın İslam düşüncesinde tekil bir rivayete değil, doğrudan Kur’an’ın muhkem metin akışına dayandığını gösterir.
2. Selef-i Sâlihîn ve İlk Dönem Eserî Ekolün Yaklaşımı
İlk dönem İslam alimlerinin (Sahabe, Tabiin ve Tebe-i Tabiin) bu ve benzeri sıfat ayetleri karşısındaki genel tavrı, dinde aşırılığa kaçmadan ve felsefi tartışmalara girmeden lafza iman etmek şeklindeydi. Bu metot daha sonra Selefî akım tarafından mutlak bir usul haline getirilmiştir.
- İmam Malik’in Tarihi Ölçüsü: Medine imamı İmam Malik’e, “Rahman Arş’a nasıl istiva etti?” diye sorulduğunda verdiği şu meşhur cevap, ilk dönem akidesinin özetidir: “İstiva (Arap dilinde) bilinen bir şeydir. Onun nasıllığı (keyfiyeti) akılla kavranamaz. Ona iman etmek farz, hakkında (felsefi/kelami) soru sormak ise bidattir.”
- Selefî Ekolün Zahir Vurgusu: İbn Teymiyye ve çağdaş Selefî müelliflere göre, Allah’ın Arş’a istiva etmesi mecazi bir durum değildir; gerçektir (hakikat). Onlar, kelamı ve felsefi yorumları reddederek Allah’ın Arş’ın üzerinde olduğunu, ancak bu durumun yaratılmışların bir koltuğa oturması gibi bir cisimsellik taşımadığını savunurlar. Yaratıcı’nın şanına layık, keyfiyeti bizce mehul bir “yücelik ve yükseklik” olarak lafzın zahirini kabul ederler.
3. Ehl-i Sünnet Kelamcılarının (Eş’arî ve Mâtürîdî) Yaklaşımı
Kelam ilminin kurumsallaşması ve İslam dünyasının yabancı felsefi akımlarla (özellikle Yunan felsefesi ve Antropomorfik görüşler) karşılaşmasıyla birlikte, Ehl-i Sünnet alimleri İslam akidesini korumak adına dil kurallarını ve aklı daha aktif kullanma ihtiyacı hissetmişlerdir.
- Tenzih İlkesi ve Tecsimin Reddi: Eş’arî ve Mâtürîdî kelamcılarına göre Allah; mekandan, zamandan, cihetten, inmekten, çıkmaktan ve oturmaktan münezzehtir. Çünkü bu özellikler yaratılmış varlıklara (hadis/sonradan olan) aittir. Şura Suresi 11. ayetteki “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur” ayetini muhkem (esas) kabul eden kelamcılar, istiva ayetini lafzi anlamıyla almanın insanı Allah’ı yaratıklarına benzetme (teşbih) ve O’na cisim isnad etme (tecsim) tehlikesine düşüreceğini savunurlar.
- Mecaz ve Tevil Metodu: Kelamcılar, Arap dilinin zengin mecaz dünyasından hareketle istiva kelimesine “istila etmek, hükümran olmak, arşı egemenliği ve kudreti altına almak” manasını vermişlerdir. Arap şiirindeki “Bişr, kılıçsız ve kan dökmeden Irak’a istiva etti (hükmetti)” beytini delil getirerek, Arş’a istiva etmenin, Allah’ın kainattaki mutlak hakimiyetini, mülkü çekip çevirmesini ve kudretini simgeleyen mecazi bir anlatım olduğunu belirtirler.
4. İki Ekol Arasındaki Metodolojik Ayrışmanın Özü
Selefîlik ile Ehl-i Sünnet kelamı arasındaki bu köklü ayrışma, aslında Kur’an’ı anlama usulünün bir sonucudur. Selefî ekol, nassların zahirini esas alır ve “Nasıllığını bilmiyoruz ama Allah gerçek manada Arş’ın üzerindedir” diyerek mekansal bir yüceliği (cihet) kabul etme eğilimindedir. Ehl-i Sünnet kelamcıları ise aklı naklin hizmetine sunarak, “Allah için yön, mekan ve oturma düşünülemez; dolayısıyla bu ayet dil kuralları çerçevesinde mutlaka tevil edilmelidir” der. Yani Selefîlik nassın lafzını korumayı öncelerken, Kelam okulları Allah’ın tenzih sıfatını (yaratılmışlara benzememe) korumayı birinci vazife sayar.
Sonuç
Web sitemiz islamvetarih.com okuyucuları için özetlemek gerekirse; “Allah’ın Arş’a istivası” meselesi, Müslümanların Allah tasavvurunu doğrudan etkileyen hassas bir kelam konusudur. İlk dönem Selef ulemasının “iman edip keyfiyetini Allah’a bırakma” (tefviz) yolu da, sonraki dönem Ehl-i Sünnet kelamcılarının “tenzih amacıyla mecazi yorumlama” (tevil) yolu da İslam düşünce mirasının birer parçasıdır. Önemli olan, hangi metot benimsenirse benimsensin, Cenâb-ı Hakk’ı mahlukatın sıfatlarından uzak tutmak ve ümmet içi bu usul farklılıklarını birer tekfir (dinden çıkarma) gerekçesi yapmamaktır.
Kaynakça
- Mâtürîdî, Ebû Mansûr, Te’vîlâtü’l-Kur’ân, Tâhâ Suresi Tefsiri.
- İbn Teymiyye, el-Akîdetü’l-Hameviyyetü’l-Kübrâ, Kahire.
- Fahreddin er-Râzî, Esâsü’t-Takdîs fî İlmi’l-Kelâm, Mısır.
- İmam Malik, el-Muvatta’, Sıfatlar Rivayetleri ve Beyrut Baskısı Şerhleri.
- Diyanet İşleri Başkanlığı, İslam Ansiklopedisi, “İstiva” Maddesi.
KAYNAK: islamvetarih.com