PEYGAMBERİMİZİN CİĞER PARESİ VE CENNET KADINLARININ SEYYİDESİ: HZ. FATIMA (R.A.)
İslam tarihinin en naif, en sabırlı ve ahlakıyla kıyamete kadar tüm insanlığa rehber olan kadın şahsiyeti hiç şüphesiz Hz. Fatıma (r.a.)’dır. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) en küçük ve en sevgili kızı olan Hz. Fatıma, nübüvvetin ilanından kısa bir süre önce Mekke’de dünyaya gelmiştir. Annesi, İslam’ın ilk annesi Hz. Hatice’dir. Babasına olan derin sevgisi, evdeki anaç tavırları ve küçük yaşta üstlendiği büyük sorumluluklar sebebiyle kendisine “Ümmü Ebîhâ” (Babasının Annesi) lakabı verilmiştir.
Mekke Sokaklarında Babasının Koruyucusu
Hz. Fatıma, çocukluk yıllarını Mekke müşriklerinin Müslümanlara yönelik en ağır baskı ve zulüm dönemlerinde geçirmiştir. Henüz küçük bir kız çocuğuyken, Kabe’de namaz kılan Peygamber Efendimizin mübarek sırtına müşrikler tarafından devenin işkembesi atıldığında, cesaretle öne atılıp o ağırlığı babasının sırtından temizleyen ve müşriklere karşı duran kişi Fatıma olmuştur.
Annesi Hz. Hatice’nin vefatının ardından babasının evdeki en büyük dert ortağı ve tesellisi olmuştur. Efendimiz, ne zaman bir yolculuğa çıksa en son Fatıma’ya veda eder, yolculuktan döndüğünde ise ilk olarak Fatıma’nın evine uğrar, onu alnından öper ve ridasını onun altına sererdi. Efendimiz onun hakkında, “Fatıma benden bir parçadır, onu üzen beni üzmüş, onu sevindiren beni sevindirmiş olur” buyurarak kızına olan sarsılmaz muhabbetini ilan etmiştir.
Hz. Ali ile Kurulan Numune-i İmtisal Yuva
Medine’ye hicretin ardından Hz. Fatıma, hicretin ikinci yılında Peygamber Efendimizin amcasının oğlu ve İslam’ın yiğit aslanı Hz. Ali (r.a.) ile evlenmiştir. Bu evlilik, şatafattan uzak, tamamen ihlas, sadelik ve takva üzerine kurulmuş örnek bir İslam yuvasıdır. Çiftin çeyizleri sadece birkaç parça eşya, bir adet el değirmeni ve koyun postundan ibaretti.
Bu mübarek yuvadan, Peygamber Efendimizin neslini günümüze kadar taşıyan, Efendimizin “cennet gençlerinin seyyidleri” olarak müjdelediği Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile birlikte Hz. Zeynep ve Ümmü Gülsüm dünyaya gelmiştir. Ev hayatında Hz. Fatıma ev işlerini, değirmende un öğütmeyi ve su taşımayı üstlenirken; Hz. Ali ise dışarıdaki işleri yürütürdü. Yaşadıkları tüm maddi imkansızlıklara ve yoksulluğa rağmen, evlerine gelen hiçbir fakiri, yetimi ve esiri geri çevirmemişler, kendi yiyeceklerini onlara infak ederek aç yatmayı göze almışlardır. Bu asil davranışları üzerine İnsan Suresi’nin ilgili ayetleri nazil olmuştur.
İlahi Sır ve Babasına Kavuşma Anı
Hz. Fatıma, Peygamber Efendimizin vefatı sırasında yaşanan o büyük hüzne en yakından şahitlik eden isimdir. Efendimiz ölüm döşeğindeyken Fatıma’yı yanına çağırmış ve kulağına gizlice bir şeyler fısıldamıştır. Fatıma önce hıçkırarak ağlamış, ardından Efendimiz kulağına bir şey daha fısıldayınca bu kez yüzü gülmüştür.
Hz. Aişe bu durumun sırrını daha sonra sorduğunda Hz. Fatıma şu cevabı vermiştir: “Babam ilk fısıldamasında bu hastalıktan vefat edeceğini söyledi, ona ağladım. İkinci fısıldamasında ise ailesinden ona en erken kavuşacak kişinin ben olacağımı ve cennet kadınlarının seyyidesi (hanımefendisi) olduğumu müjdeledi, ona sevindim.”
Peygamber Efendimizin vefatının ardından Medine’de hiç gülmediği rivayet edilen Hz. Fatıma, bu ayrılığa fazla dayanamamış ve Efendimizin vefatından yaklaşık altı ay sonra, hicretin 11. yılında (M. 632) yirmi küsur yaşlarında vefat etmiştir. Vasiyeti üzerine, cenazesinin tenhalıkta kalkması ve gizli kalması amacıyla gece vakti Hz. Ali tarafından Cennetü’l-Baki mezarlığına defnedilmiştir.
Kaynak: islamvetarih.com