Nesibe Binti Kab

UHUD’UN KAHRAMAN KADINI VE RESÛLULLAH’IN SİPERİ: NESİBE BİNT KA’B (R.A.)

İslam tarihinde cesareti, askeri dehası ve Peygamber sevgisiyle erkek sahabeleri dahi geride bırakan mücahit kadınların en başında Nesibe bint Ka’b (r.a.) gelir. Medine’nin Hazrec kabilesine mensup olan Nesibe, tarihte daha çok “Ümmü Umâre” künyesiyle tanınır. O, İslam’ın Medine’ye yayılmasında rol oynayan İkinci Akabe Biati’ne katılan iki kadından biridir ve daha ilk günden canını, malını İslam davasına adayacağına dair Peygamber Efendimize söz vermiştir.

Uhud Savaşı’nda Okçuluktan Can Siperliğine

Ümmü Umâre, Uhud Savaşı’na ilk etapta diğer kadın sahabeler gibi askerlere su taşımak, yaralıları tedavi etmek ve ilk yardımda bulunmak amacıyla katılmıştı. Kocası ve iki oğluyla birlikte cephede yer alıyordu. Savaşın ilk anlarında Müslümanlar üstün durumdayken, okçular tepesinin terk edilmesiyle ordu bir anda arkadan kuşatıldı ve büyük bir panik dalgası yaşandı. Müslümanların dağıldığı, Peygamber Efendimizin etrafında çok az sayıda insanın kaldığı o kritik ve dehşetli anda Ümmü Umâre, elindeki su kırbasını bırakarak eline bir kılıç ve yay aldı.

Müşrik ordusunun doğrudan Peygamber Efendimizin canına kastettiğini görünce, oğulları ve kocasıyla birlikte Efendimizin etrafında etten bir duvar ördü. Efendimize yaklaşmaya çalışan müşrik süvarilerine karşı kahramanca savaştı. Atlı düşmanları atından düşürüyor, kılıç darbelerini vücuduyla göğüslüyordu.

Efendimizin Övgüsü ve On İki Ağır Yara

Uhud Savaşı’nın çetin anlarında Peygamber Efendimiz sağa sola döndükçe, her tarafta Ümmü Umâre’nin kendisini korumak için çırpındığını gördü. Efendimiz daha sonra o anı anlatırken, “Uhud günü sağıma soluma döndükçe hep Nesibe bint Ka’b’ın beni korumak için savaştığını görüyordum” buyurarak onun eşsiz cesaretini övmüştür.

Savaş esnasında müşriklerin azılı savaşçılarından İbn Kamîe, Efendimize zarar vermek için hamle yaptığında Ümmü Umâre onun karşısına dikildi. Bu çarpışmada boynundan derin ve ağır bir kılıç yarası aldı. Kanlar içinde kalmasına rağmen savaşmayı bırakmadı. Peygamber Efendimiz, onun boynundan akan kanı görünce oğlu Abdullah’a, “Annenin yarasını sar! Allah sizi ehl-i beyt olarak mübarek kılsın!” diye seslendi. O esnada Ümmü Umâre, acısını unutarak Efendimize, “Ey Allah’ın Resûlü! Allah’a dua et de cennette sana komşu olalım” dedi. Efendimizin, “Allah’ım, bunları cennette bana komşu eyle!” duasını almasıyla, Ümmü Umâre için dünyadaki tüm acılar son bulmuştu. Savaş bittiğinde vücudunda tam on iki ağır kılıç ve ok yarası taşıyordu.

Yemame Savaşı ve Şehadet Şerbetine Uzanış

Ümmü Umâre’nin cihat azmi Uhud ile sınırlı kalmadı. O, Hudeybiye Antlaşması’nda, Hayber’in Fethi’nde ve Huneyn Gazvesi’nde de aktif olarak yer aldı. Peygamber Efendimizin vefatından sonra, Hz. Ebu Bekir döneminde patlak veren Riddet savaşlarına da katıldı. Özellikle Müslümanların başına bela olan yalancı peygamber Müseylimetülkezzab’ın ordusuna karşı yapılan Yemame Savaşı’nda, Uhud’da şehit düşen oğlunun intikamını almak ve dini tahriften kurtarmak için altmış yaşının üzerinde olmasına rağmen en ön safta savaştı.

Bu savaşta bir kolunu kaybetmesine ve vücuduna pek çok yara almasına rağmen Müseylime’nin ortadan kaldırıldığını görene kadar meydanı terk etmedi. Medine’ye tek kolunu kaybetmiş gazi bir kahraman olarak dönen Ümmü Umâre, Hz. Ömer’in halifeliği döneminde vefat etti. İslam tarihinin bu en cesur kadını, Cennetü’l-Baki mezarlığına defnedildi.

Kaynak: islamvetarih.com


admin: Celal Yağmur; Peygamberler tarihi, islam tarihi, osmanlı tarihi, cumhuriyet tarihi, akaid, fıkıh, kelam, felsefe ve çağdaş İslami meseleler üzerine araştırmalar yapıp makaleler yazan bir kalemdir..

This website uses cookies.