Ehl-i Sünnet omurgasını oluşturan iki ana kelam ekolü, Maturidiyye ve Eş’ariyye’dir. Temel akaid ilkelerinde müttefik olmalarına rağmen, aklın rolu, insan iradesi ve ilahi sıfatların yorumlanması gibi felsefi ve metodolojik detaylarda bazı görüş ayrılıkları yaşamışlardır. Bu makalede iki ekol arasındaki 12 temel doktrinel fark ele alınmaktadır.
1. AKIL VE İMANİ SORUMLULUK (MARİFETULLAH)
MATURİDİYYE GÖRÜŞÜ
Maturidî ekolüne göre akıl, Allah’ın varlığını ve birliğini hiçbir vahiy veya peygamber tebliği olmasa dahi tek başına bulabilecek güçtedir. Dolayısıyla, kendilerine hiçbir peygamber daveti ulaşmamış olan insanlar (fetret ehli) bile sadece akıllarını kullanarak Allah’a inanmakla sorumludur.
EŞ’ARİYYE GÖRÜŞÜ
Eş’arî ekolüne göre ise şer’î sorumluluklar ancak ve ancak vahiy ile sabit olur. Akıl, kendi başına Allah’ın varlığını idrak edebilse bile, vahiy gelmediği sürece kişiye hiçbir imani veya ameli sorumluluk yüklenemez. Peygamber gönderilmemiş bir bölgedeki insanlar sorumlu tutulamazlar ve necat (kurtuluş) ehlidirler.
2. HÜSN VE KUBUH (İYİ VE KÖTÜNÜN BİLİNMESİ)
MATURİDİYYE GÖRÜŞÜ
Bir şeyin özü itibarıyla güzel (iyi) veya çirkin (kötü) olması gerçeği vardır. İnsan aklı, vahiy yardımı olmadan da bir şeyin iyi veya kötü olduğunu (örneğin adaletin iyi, zulmün kötü olduğunu) genel hatlarıyla kavrayabilir. Ancak ahiretteki ceza ve ödülün kesinleşmesi yine de vahyin beyanına bağlıdır.
EŞ’ARİYYE GÖRÜŞÜ
Şeylerin kendiliğinden bir iyilik veya kötülük vasfı yoktur. Bir şey Allah emrettiği için “iyi/güzel” (hüsn), yasakladığı için de “kötü/çirkin” (kubuh) olur. Akıl, vahiy gelmeden önce hiçbir şeyin iyi veya kötü olduğuna dair bağımsız bir hüküm veremez.
3. CÜZ’Î İRADE VE KULUN SORUMLULUĞU
MATURİDİYYE GÖRÜŞÜ
Kulun cüz’î iradesi müstakil bir varlığa sahip olmayan itibarî (göreli) bir niteliktir. Allah bu iradeyi kulda bir potansiyel olarak yaratmıştır, ancak kul iradesini bir yöne sarf ettiğinde (kesb) yeni bir yaratma meydana gelmez; Allah kulun yöneldiği şeyi yaratır. İrade mahluk olmadığından kul, fiillerinden tam manasıyla sorumludur.
EŞ’ARİYYE GÖRÜŞÜ
Cüz’î irade ve kulun meyli de Allah tarafından yaratılmış (mahluk) birer arazdır. Kulun fiili, Allah’ın yaratması (halk) ile kulun gücünün ve iradesinin o fiille eş zamanlı olarak yan yana gelmesinden (kesb) ibarettir. Fiildeki mutlak egemenlik vurgusu daha baskındır.
4. TEKVÎN SIFATI
MATURİDİYYE GÖRÜŞÜ
Allah’ın yaratma, rızık verme, hayat verme gibi fiili sıfatlarının aslı olan “Tekvîn”, tıpkı ilim ve kudret gibi ezelî ve zatî bir sıfattır. Allah ezelde de “Yaratıcı” (Hâlık) vasfına sahipti; mahlukat ise bu ezelî sıfatın zamansal tecellisiyle sonradan var olmuştur.
EŞ’ARİYYE GÖRÜŞÜ
Tekvîn, ezelî bir sıfat olmayıp Allah’ın kudret ve irade sıfatlarının mahlukata taalluk etmesinden (fiili etkisinden) doğan izafi bir kavramdır. Bu nedenle fiili sıfatlar hadistir (sonradan olmadır); yani Allah zamansal olarak yarattığı zaman “Hâlık” vasfını alır.
5. ALLAH’IN KULA GÜCÜ YETMEYECEĞİ ŞEYİ YÜKLEMESİ (TEKLİF-İ MÂ LÂ YUTÂK)
MATURİDİYYE GÖRÜŞÜ
Allah’ın sonsuz adaleti ve hikmeti gereği, kullarına güç yetiremeyecekleri, fıtratlarına aykırı olan veya imkansız yükümlülükler yüklemesi (teklif-i mâ lâ yutâk) caiz değildir. Din kolaylık üzerine kurulmuştur.
EŞ’ARİYYE GÖRÜŞÜ
Allah mutlak mülk sahibidir ve mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. Dolayısıyla aklen Allah’ın kullarına güç yetiremeyecekleri bir şeyi yüklemesi caizdir. Ancak Allah merhameti gereği pratikte kullarına böyle bir yükümlülük yüklememiştir.
6. İLAHİ FİİLLERDE HİKMET VE SEBEP (İLLET)
MATURİDİYYE GÖRÜŞÜ
Allah’ın bütün fiilleri, emirleri ve yasakları mutlaka bir hikmete, sebebe ve kulların menfaatine dayalı bir illete dayanır. Allah abes (boş ve anlamsız) iş yapmaktan münezzehtir. Kul bu hikmetlerin tamamını kavrayamasa da sistem hikmet üzerinedir.
EŞ’ARİYYE GÖRÜŞÜ
Allah’ın fiilleri ve hükümleri için bir sebep, gerekçe (illet) veya gaye aranamaz. O, sadece dilediği için yapar. O’nun fiillerini bir amaca veya kulun menfaatine bağlamak, O’nun mutlak iradesini ve muhtariyetini sınırlandırmak anlamına geleceği için reddedilir.
7. NÜBÜVVET VE CİNSİYET ŞARTI
MATURİDİYYE GÖRÜŞÜ
Peygamberlik vazifesi ağır toplumsal sorumluluklar, liderlik ve cihad gibi süreçleri barındırdığından, fıtri ve içtimaî şartlar gereği peygamberlerin yalnızca erkeklerden seçilmesi zorunludur. Kadınlardan peygamber gelmemiştir.
EŞ’ARİYYE GÖRÜŞÜ
Peygamberlik Allah’ın tamamen lütfuna bağlı bir görevdir. Bu nedenle aklen kadınların da peygamber olarak görevlendirilmesi caizdir. Eş’arî ekolüne mensup bazı alimler Hz. Meryem ve Hz. Asiye gibi şahsiyetlerin “nebi” (vahiyle şereflendirilmiş) olduğunu savunurlar.
8. YE’S (ÜMİTSİZLİK) ANINDAKİ İMAN VE TÖVBE
MATURİDİYYE GÖRÜŞÜ
Kişinin hayattan ümidini kestiği, ölüm gerçeğiyle tam olarak yüz yüze geldiği can çekişme anında (ye’s halinde) edeceği tövbe de yapacağı iman da geçersizdir. Firavun’un son nefesteki imanı buna örnektir.
EŞ’ARİYYE GÖRÜŞÜ
Son nefeste (ye’s halinde) yapılan tövbe kabul edilmeyebilir ancak bu esnada yapılan iman geçerlidir. Kulun o andaki idraki ve teslimiyeti inanç bağlamında yok sayılamaz.
9. İMAN VE AMEL İLİŞKİSİNDE ARTIŞ VEYA AZALIŞ
MATURİDİYYE GÖRÜŞÜ
İman, kalbin kesin tasdikinden ibaret olduğu için özü itibarıyla artmaz veya eksilmez. Bir insan ya inanıyordur ya da inanmıyordur, bunun ortası yoktur. Ameller imanın aslından bir cüz değildir. Ameldeki gayret imanın niteliğini, nurunu veya gücünü etkilese de imanın kendisinde niceliksel bir değişim yaratmaz.
EŞ’ARİYYE GÖRÜŞÜ
İman, kalbi tasdikin yanında dilin ikrarını da içerdiği ve amellerle doğrudan beslendiği için niceliksel olarak artabilir veya eksilebilir. İbadetler ve salih ameller arttıkça iman güçlenir ve artar; günahlar işlendikçe ise iman zayıflar ve azalır.
10. İSTİSNA (İNANÇTA “İNŞAALLAH” DEMEK)
MATURİDİYYE GÖRÜŞÜ
Bir mümin “Ben şu anda gerçek bir müminim” diyerek imanından kesin olarak emin olmalıdır. İnançta şüpheye yer açmamak adına “İnşaallah müminim” (iman üzere ölmeyi umuyorum kastı dışında) demek doğru karşılanmaz. Mevcut durum net olmalıdır.
EŞ’ARİYYE GÖRÜŞÜ
İmanda aslolan kişinin son nefesteki (hatime) durumudur. Bu nedenle akıbetin ne olacağı bilinemediğinden, bir Müslümanın “İnşaallah müminim” diyerek durumu Allah’ın iradesine havale etmesi (istisna yapması) caiz ve makbuldür.
11. BÜYÜK GÜNAH İŞLEYENİN DURUMU VE ŞEFAAT
MATURİDİYYE GÖRÜŞÜ
Büyük günah (kebire) işleyen bir mümin, günahı helal saymadığı sürece dinden çıkmaz, günahkar bir mümin (fasık) olarak kalır. Eğer tövbe etmeden ölürse durumu Allah’a kalmıştır; dilerse affeder, dilerse cezalandırır. Ancak en nihayetinde kalbinde iman olduğu için cezasını çektikten sonra cennete girer ve peygamberlerin şefaati haktır.
EŞ’ARİYYE GÖRÜŞÜ
Bu konuda Maturidîler ile temel hatlarda birleşseler de şefaat konusunun fıkhi altyapısında küçük bir vurgu farkı vardır. Eş’arîlere göre affedilme ve şefaat tamamen ilahi meşiyete (iradeye) bağlı bir lütuftur; adalet-hikmet terazisi yerine mutlak af ve rıza merkezli açıklanır.
12. SIFATLARIN ZATA NİSBETİ VE KELAM-I NEFSÎ
MATURİDİYYE GÖRÜŞÜ
Allah’ın ezelî sıfatları “Zatının ne aynısıdır ne de gayrısıdır” formülüyle açıklanır. Ses ve harflerden münezzeh olan ilahi kelam sıfatı (Kelam-ı Nefsî) ezelîdir. Kulun okuduğu ses ve harfler (Kelam-ı Lafzî) ise mahluktur ancak ezelî kelama delalet eder.
EŞ’ARİYYE GÖRÜŞÜ
Sıfatlar zat üzerine zaid (eklenmiş) ezelî manalardır. Kelam-ı nefsî noktasında Maturidîler ile paralel düşünseler de lafzi kelamın (mushaftaki harflerin ve seslerin) yaratılmışlığı konusundaki vurguları daha keskin sınırlara sahiptir; lafız doğrudan hadis olan mahluk alanı temsil eder.
MATURİDİYYE VE EŞ’ARİYYE HAKKINDA SIKÇA SORULAN SORULAR BÖLÜMÜNE BAKINIZ
KAYNAKÇA
- Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) İslam Ansiklopedisi (Maturidiyye, Eş’ariyye, Kelam, Tekvin, Hüsn ve Kubuh maddeleri)
- Ebu’l-Hasan el-Eş’arî, el-İbâne ‘an Usûli’d-Diyâne
- İmam Maturidî, Kitâbü’t-Tevhîd
- Prof. Dr. Bekir Topaloğlu, Kelam İlmine Giriş, İFAV Yayınları
- Prof. Dr. Şerafettin Gölcük – Prof. Dr. Süleyman Toprak, Kelam: Tarih, Ekoller, Problemler, Tekin Kitabevi
Kaynak: islamvetarih.com