MEDİNE’DEN ÖNCEKİ SIĞINAK: İSLAM’IN HABEŞİSTAN’DA KÖK SALIŞI VE İLK MÜSLÜMAN AFRİKA KRALLIĞI
İslam tarihi ve coğrafyası denildiğinde akıllara ilk olarak hicretin ve devletleşmenin merkezi olan Medine-i Münevvere gelir. Ancak İslam’ın ilk resmi hicret yurdu, Müslümanların ilk emniyet sığınağı ve adaletiyle tarih yazan ilk hükümdarı Arap Yarımadası’nda değil, Kızıldeniz’in hemen karşı kıyısında, Afrika’nın kadim topraklarındaydı. Müslümanlar, henüz Medine’ye hicret etmeden, İslam devleti kurulmadan ve Kabe’de açıkça namaz kılınamazken İslam, Habeşistan (Etiyopya) krallığında kök salmaya başlamıştı. İşte İslamiyet’in Afrika kıtasına attığı o ilk barışçıl adımın ve adil bir kralın himayesinde gelişen muazzam sığınma serüveninin bilinmeyen detayları…
Mekke Karanlığından Afrika Semalarına İlk Hicret
Mekke döneminde, nübüvvetin beşinci yılında (Miladi 615), müşriklerin Müslümanlara yönelik işkenceleri, sosyal boykotları ve ekonomik baskıları dayanılmaz bir noktaya ulaşmıştı. Kimsesiz kölelerin yanı sıra Mekke’nin köklü ailelerine mensup Müslüman gençler de aileleri tarafından zindanlara atılıyor, dinlerinden dönmeleri için ağır eziyetlere maruz kalıyorlardı. Müslümanların can güvenliğinin kalmadığı bu en karanlık dönemde Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), ashabına tarihi bir çıkış kapısı gösterdi. Eliyle Kızıldeniz’in karşı kıyısını, Afrika’yı işaret ederek şöyle buyurdu:
“Eğer isterseniz Habeşistan topraklarına hicret ediniz. Çünkü orada ülkesinde hiç kimseye zulmedilmeyen adil bir hükümdar (Necaşi) vardır. Orası bir doğruluk ve hak yurdudur. Allah içinde bulunduğunuz bu durumdan bir kurtuluş yolu açıncaya kadar orada kalınız.”
Bu kutlu tavsiye üzerine, aralarında Hz. Osman ve Peygamberimizin kızı Rukiyye’nin de bulunduğu, 11 erkek ve 4 kadından oluşan ilk Müslüman muhacir kafilesi gizlice Şuaybe Limanı’na ulaştı. Buradan ticaret gemilerine binerek Kızıldeniz’i geçtiler ve Habeşistan topraklarına ayak bastılar. Bu olay, İslam tarihindeki ilk hicret ve İslam davetinin evrenselleşmesinin ilk somut adımıydı. Kısa süre sonra, Hz. Ali’nin abisi Cafer bin Ebi Talib liderliğindeki 80’den fazla kişiden oluşan ikinci büyük kafile de onlara katıldı.
Adalet Mahkemesi ve Necaşi’nin Huzurundaki Tarihi Savunma
Müslümanların Habeşistan’da Hristiyan bir krallığın koruması altında huzurla yaşadığını, dinlerini özgürce pratik ettiğini duyan Mekke müşrikleri büyük bir öfkeye kapıldılar. Bu sığınma hareketinin diplomatik bir başarıya dönüşmesini engellemek amacıyla Amr bin Âs liderliğindeki usta bir heyeti, yanlarına çok değerli Mekke derileri ve hediyeleri vererek Habeşistan Kralı el-Asbame el-Necaşi’ye gönderdiler. Amaçları, Necaşi’yi ve saraydaki Hristiyan din adamlarını (patrikleri) hediyelerle ikna edip Müslümanları “asi mülteciler” olarak geri almaktı.
Kral Necaşi’nin sarayında kurulan tarihi mahkemede, taraflar dinlendi. Müşriklerin ağır ithamlarına karşı Müslümanları temsilen söz alan Hz. Cafer bin Ebi Talib, insanlık ve diplomasi tarihinin en muazzam savunmalarından birini yaptı. Cahiliye döneminin putperestliğini, ahlaksızlığını ve haksızlığını anlattıktan sonra, İslam’ın getirdiği tevhit inancını, adaleti ve güzel ahlakı anlattı. Kral Necaşi’nin, “Peygamberinizin Allah’tan getirdiği vahiylerden yanınızda bir şey var mı?” sorusu üzerine Hz. Cafer, Meryem Suresi’nin ilk ayetlerini hüzünlü ve gür bir sesle okumaya başladı: Hz. Yahya’nın doğumu, Hz. Meryem’in iffeti ve Hz. İsa’nın mucizelerini anlatan bu ayetler karşısında Kral Necaşi ve saraydaki Hristiyan rahipler gözyaşlarına boğuldular. Kral Necaşi tahtından inerek şu tarihi kararı verdi: “Şüphe yok ki bu okunanlar ile İsa’nın getirdiği din, aynı nur pınarından fışkırmaktadır. Hediyelerinizi alın ve gidin. Vallahi ben bu insanları size asla teslim etmem!”
Afrika’daki İlk Müslüman Kral ve Gıyabi Cenaze Namazı
Kral Necaşi, Müslüman muhacirleri ülkesinde en yüksek hürmetle misafir etmeye devam etti. İlerleyen yıllarda, Müslümanların getirdiği tebvit mesajından derinden etkilenen Necaşi, İslamiyet’i gizlice kabul ederek Afrika kıtasının ilk Müslüman hükümdarı olma şerefine erişti. Kendi sarayındaki bazı Hristiyan grupların isyan girişimlerine karşı bile Müslümanları korumaktan bir an bile vazgeçmedi.
Müslümanlar Medine’ye hicret edip orada bir devlet kurduktan sonra bile, Habeşistan’daki muhacirlerin bir kısmı İslam’ın Afrika’daki varlığını korumak ve tebliğ faaliyetlerini sürdürmek amacıyla orada kalmaya devam ettiler. Ancak hicretin 7. yılında, Hayber’in fethi gününde Medine’ye geri döndüler.
Hicretin 9. yılında, Kral Necaşi’nin Habeşistan’da vefat ettiği haberi Medine’ye ulaştığında Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ashabını mescitte topladı. Efendimiz büyük bir hüzünle, “Bugün Afrika topraklarında salih bir kardeşiniz (Necaşi el-Asbame) vefat etmiştir. Kalkın, onun için cenaze namazı kılın” buyurdu. Peygamber Efendimiz, İslam tarihinde ilk ve tek gıyabi cenaze namazını bu adil Afrika kralı için kıldırmıştır.
Bugün Etiyopya’nın kuzeyindeki Necaş (Negash) köyünde, o dönemden kalan ilk Müslüman muhacirlerin kabirleri ve Necaşi’nin türbesi hala varlığını korumakta, İslam’ın Afrika’daki o ilk adil, barışçıl ve şerefli köklerini tüm dünyaya hatırlatmaya devam etmektedir.
Kaynak: islamvetarih.com