İbrahim Edhem

TAHTINI BIRAKIP MANEVİYAT SULTANI OLAN KRAL: HZ. İBRAHİM EDHEM (K.S.)

İslam tasavvuf ve menkıbe tarihinin en dramatik, en çarpıcı ve dünya malından vazgeçişin (zühd) tüm dünyada en meşhur sembolü haline gelen şahsiyeti İbrahim Edhem’dir. Bugünkü Afganistan sınırlarındaki kadim Horasan bölgesinin en zengin şehri olan Belh’in sultanı (emiri) olan İbrahim Edhem, hayatının ilk dönemini saray ihtişamı, korumalar, ipek kıyafetler ve muazzam bir lüks içinde geçirmiştir. Ancak kalbindeki o dinmek bilmeyen hakikat yangını, onu bir gecede tacından ve tahtından kopararak insanlık tarihinin en meşhur dervişlik serüvenine fırlatacaktır.

Saray Damındaki Gizemli Yolcu ve Uyanış Gecesi

İbrahim Edhem’in dünyevi krallıktan maneviyat sultanlığına geçişini başlatan meşhur uyanış hadiseleri, tasavvuf edebiyatının en ikonik sayfalarını oluşturur. Bir gece sarayındaki altın işlemeli yatağında uyurken, sarayın damından gelen şiddetli ayak sesleriyle irkildi. Korumalarına seslenip yukarıda kimin olduğunu sordu. Damdaki gizemli kişi, “Kaybolan devemi arıyorum” diye cevap verdi. İbrahim Edhem hayretle, “Ey gafil! Sarayın damında deve aranır mı hiç?” diye haykırınca, damdaki ses tarihe geçen şu sarsıcı cevabı verdi: “Peki ya sen, ey İbrahim! Bu atlas yataklarda, bu ihtişamlı sarayda, bu tahtın üzerinde Allah’ı bulacağını mı sanıyorsun?” Bu sözler genç sultanın kalbine bir ok gibi saplandı.

Kısa bir süre sonra tek başına çıktığı bir av partisinde, peşine düştüğü bir geyiğin arkasından gelen gaibden bir sesin, “Ey İbrahim! Sen bunun için mi yaratıldın, sana bu mu emredildi?” hitabını duymasıyla içindeki zincirler tamamen koptu. Atından indi, sırtındaki altın işlemeli sultanlık pelerinini yolda rastladığı bir çobanın koyun postundan hırkasıyla değiştirdi. Arkasına bile bakmadan tahtını, sarayını ve ülkesini terk ederek yollara düştü.

Alın Teriyle Geçinen Bir Zahid ve İhlas Mektebi

İbrahim Edhem, sarayını terk ettikten sonra Mekke, Medine ve Şam sokaklarında hiç kimseye yük olmadan, el emeğiyle geçinen bir derviş oldu. Bahçelerde bahçıvanlık yaptı, odun taşıdı, hasat zamanı ekin biçti ve kazandığı üç beş kuruşun büyük kısmını da kendisi gibi fakir olan dervişlerle paylaştı. Onun amacı, nefsini tamamen ezmek ve kibirden arınmaktı.

Onun hırka giydikten sonraki hayatına dair anlatılan şu kıssa, dünyevi zenginlik ile manevi zenginlik arasındaki farkı en meşhur şekilde ortaya koyar: Bir gün deniz kenarında oturmuş, yamalı hırkasını iğneyle dikerken, Belh ülkesinden eski bir veziri onu gördü. Vezir, onun bu yoksul haline acıyarak, “Efendim, koca krallığı bıraktınız, şu sefil hale düştünüz, değer miydi?” dedi. İbrahim Edhem, elindeki iğneyi denize fırlattı ve denizdeki balıklara seslendi. Bir anda binlerce balık, ağızlarında altından iğnelerle suyun yüzüne çıktılar. İbrahim Edhem eski vezirine döndü ve, “Belh krallığı mı daha hayırlı, yoksa şu gönül sultanlığı mı?” buyurarak tasavvufun mutlak zenginlik algısını zihinlere kazıdı. Hicri 161 (Miladi 778) yılında Şam bölgesinde vefat eden İbrahim Edhem, ardında kralların dahi gıpta ettiği hür ve pürüzsüz bir dervişlik mirası bırakmıştır.

Kaynak: islamvetarih.com


admin: Celal Yağmur; Peygamberler tarihi, islam tarihi, osmanlı tarihi, cumhuriyet tarihi, akaid, fıkıh, kelam, felsefe ve çağdaş İslami meseleler üzerine araştırmalar yapıp makaleler yazan bir kalemdir..

This website uses cookies.