Chp’nin İslam’a Karşı Uygulamaları

CHP’nin İslam’a Karşı Uygulamaları

 Giriş: İslam’a Karşı Sistemli Dönüşüm Hareketi

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte iktidarı tek başına elinde tutan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), “laiklik” adı altında İslam’a karşı topyekûn bir savaş başlatmıştır. Bu savaş; ibadetlere, inançlara, alimlere ve İslami kurumlara yönelik doğrudan müdahalelerle sürmüştür. Modernleşme bahanesiyle yürütülen bu sistemli saldırılar, milletin asırlardır bağrında taşıdığı dinî kimliğe karşı yapılan en köklü darbelerdendir.

  1. Hilafetin Kaldırılması: İslam’ın Siyasi Liderliğine Darbe

Delil: TBMM, 3 Mart 1924 – 431 Sayılı Kanun. Hilafet, bir gecede lağvedildi; Osmanoğulları sürgüne gönderildi. Hilafetin kaldırılmasıyla İslam ümmetinin birliği dağıtıldı. Bu adım, sadece sembolik değil; Müslümanların siyasi birliğini yok etme amacı taşıyordu.

Yorum: Hilafetin kaldırılması, İslam dünyasını başsız bırakmak, Türkiye’yi Batı’nın gözetiminde laikleştirmek için atılmış stratejik bir adımdır.

  1. Şeriye ve Evkaf Vekaleti Kaldırıldı – Diyanet Bir Kuklaya Dönüştürüldü

Delil: 3 Mart 1924 – 429 Sayılı Kanun. Şeriye ve Evkaf Vekaleti lağvedildi. Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu ama sadece hutbe okutmakla sınırlandırıldı. Devletin kontrolünde, “ruhsuz bir din” anlayışı hedeflendi.

Sonuç: Din devletin emrine sokuldu. Bağımsız fetva makamları kapatıldı, alimlerin konuşma hakkı elinden alındı.

  1. Camiler Kapatıldı, Satıldı, İbadethaneler İtibarsızlaştırıldı

Belgeler: CHP dönemindeki Vakıflar Genel Müdürlüğü kayıtları. 1930’larda binlerce cami kapatıldı, depo/ahır yapıldı. Ayasofya Camii, 1934 yılında müze yapıldı (Bakanlar Kurulu Kararı). İstanbul’da 100’den fazla cami ibadete kapatıldı.

Vurgu: Camiler sadece ibadethane değil, İslam’ın kaleleridir. Bu kaleler CHP eliyle susturuldu, zincire vuruldu.

  1. Kur’an Öğrenimi Yasaklandı – Hafızlık ve Medreseye Zincir Vuruldu

Delil: 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu (430 Sayılı). Medreseler kapatıldı. Kur’an kursları yasaklandı. Hafız yetiştirmek suç sayıldı, gizli eğitim yapan hocalar hapisle cezalandırıldı. Arap harfleri yasaklandı, Kur’an-ı Kerim basımı durduruldu.

Örnek: Erzurum’da Kur’an öğreten bir köy hocası 6 ay hapis cezası aldı. (1937 Erzurum Emniyet Arşivi)

  1. Türkçe Ezan Dayatması – İbadete Zorla Müdahale

Delil: 18 Temmuz 1932’de Diyanet’e yazılı emir gönderildi. Ezan ve kamet Türkçeye çevrildi. Arapça ezan okuyanlara hapis cezası verildi. İbadet dili değiştirilmeye zorlandı; milletle Allah arasına set çekildi.

Mahkeme Belgesi: 1941 yılında Kayseri’de Arapça ezan okuyan imam 3 ay hapis cezası aldı.

  1. Tesettür ve İslami Kıyafet Yasaklandı – İffete Savaş Açıldı

Delil: 1934 Kıyafet Kanunu. Sarık, cübbe, şalvar gibi dini kıyafetler yasaklandı. Ulema ve hocalar zorla kılık değiştirtti. Kadınların tesettürlü şekilde resmi kurumlara girmesi yasaklandı.

Yorum: İslami kıyafet sadece gelenek değil, inançtır. Bu inanç, devlet gücüyle aşağılandı.

  1. Dini Yayınlara Sansür – Alimlere Sürgün ve Zindan

Said Nursi, onlarca kez sürgün edildi, hapsedildi, zehirlendi. Risale-i Nur dağıtan gençler “irticacı” denerek tutuklandı. İslamcı dergiler kapatıldı, yazarları zindanlara atıldı. Mehmet Akif, Mısır’a hicret etti; “bu yobaz batıcılıkla yaşanmaz” dedi.

Delil: Emniyet raporları (1936): “Dini propaganda yapanlar takip altındadır.”

  1. Ramazan’da Oruç Tutan Memura Ceza – Dine Savaş Açıldı

Orucunu tutan öğretmen ve memura disiplin cezası verildi. Bayramlarda izin verilmedi, cuma namazlarına gitmek isteyenlere baskı yapıldı. Dindar halk korku atmosferine mahkum edildi.

Örnek: 1942 Ankara Milli Eğitim Müdürlüğü belgesi: “Oruç tuttuğu tespit edilen öğretmen görevden uzaklaştırılmıştır.”

  1. Tarikat ve Tekkelere Baskı – Gönül Erbabına Zulüm

Delil: 1925 – 677 Sayılı Kanun. Tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı. Gavslar, şeyhler, sufiler ya sürgüne gönderildi ya da hapse atıldı. Bin yıllık tasavvuf geleneği, “gericilik” diye yaftalandı.

  1. Zihinleri Dinsizleştirme Politikası

Okullarda din eğitimi kaldırıldı. Din dersi yasaklandı. Dini bilgiler “hurafe”, İslami değerler “bilim dışı” ilan edildi. Nesiller bilinçli şekilde İslam’dan uzaklaştırıldı.

  1. Adnan Menderes ve İslam’a Yakınlaşmanın Bedeli: İdamla Hesaplaşma

Delil: 27 Mayıs 1960 Darbesi Yassıada Yargılamaları

1950’de Demokrat Parti iktidarıyla birlikte, ezan yeniden Arapça okunmuş, Kur’an kursları yeniden açılmış, İmam Hatip okulları kurulmuş, halkın dinî talepleri dikkate alınmıştır. Bu durum, yıllarca İslam’a karşı uygulamalarda bulunan CHP ve darbeci zihniyeti rahatsız etti. 27 Mayıs 1960’ta yapılan askeri darbeyle, halkın oyuyla seçilen Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edildi.

Yassıada Mahkemelerinde, Menderes’in “İmam Hatip açmak”, “eğitimde Kur’an’a yer vermek” ve “ezanı Arapçaya döndürmek” gibi icraatları da suç gibi dosyalara eklenmiştir.

Yorum: Bu idamlar, milletin İslam’a yönelişine karşı yapılan kanlı bir gözdağı, CHP zihniyetinin İslam düşmanlığının 1960’tan sonra da devam ettiğinin acı ve kanlı bir belgesidir “Milletin ezanını serbest bıraktınız, şimdi onun bedelini ödeyeceksiniz!” diye yargılandılar!

Sonuç: CHP’nin kurduğu sistem, sadece İslam’ın siyasi varlığına değil, ruhani ve toplumsal varlığına da savaş açmıştır. Menderes ve arkadaşlarının idamı, bu savaşın en kanlı ve en utanç verici sayfalarından biridir. Laiklik adına din yok edilmek istendi. Allah diyenler susturuldu, ezan okuyanlar yargılandı, halkın seçtiği dindar liderler idam sehpalarına gönderildi.

Ama unuttukları bir şey vardı. Bu millet ezansız, kitapsız, imsaksız ve Cuma’sız yaşayamaz! Kökünden koparılmış, geçmişinden utandırılmış, dine düşman bir kuşak inşa edildi. Bu Topraklarda Dinsiz Bir Millet İnşa Etmek İstediler! CHP, cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren İslam’a ve Müslümanlara karşı adım adım bir kimlik soykırımı yürütmüştür.

Halifeliği kaldırarak başsız bıraktı. Camileri susturarak Allah’ın evlerini terk etti. Ezanı susturarak göklerden Allah’ın adını indirdi. Kur’an’ı yasaklayarak milletin ruhunu çürüttü. Bugün hala CHP, bu mirasın gölgesinde kalmaya devam etmektedir. Ne kadar makyaj yapsa da, bu millet hafızasında din düşmanlığını unutmayacaktır!

Laiklik: İslam Açısından Değerlendirme

Laiklik ve sekülerlik, dinin kamusal alandan dışlanması esasına dayanan Batı menşeli

kavramlardır. İslam ise hayatın tüm alanlarını kuşatan bir dindir. İslam’da din-devlet ayrımı

yoktur. Yönetim, Allah’ın hükmüyle yürür. Kur’an’da şöyle buyrulur ‘Hüküm yalnızca Allah’ındır’ (Yusuf 12/40) Laik sistemlerde ise halk egemenliği ön plandadır. İslam’da ise Allah’ın egemenliği esastır. Bu

yüzden birçok âlim, laikliğin İslam’la bağdaşmadığını savunmuştur. Bazı modern yorumcular ise, dinin özünü koruyarak laik sistemlerde Müslümanca yaşamın mümkün olabileceğini iddia ederler. Ancak bu yaklaşım geleneksel İslam siyasetiyle çelişmektedir.

Cumhuriyet Dönemi: Laiklik ve Yeni Bir Kurumsallaşma

 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanı, İslam ve siyaset ilişkisinde radikal bir kırılma noktası oldu. Laiklik ilkesinin anayasaya girmesiyle birlikte, devletin dini kurumlardan ayrılması ve dinin kamusal alandaki rolünün yeniden tanımlanması hedeflendi. Halifeliğin kaldırılması, tekkelerin kapatılması ve Şeriye ve Evkaf Vekaleti’nin lağvedilmesi gibi adımlar, bu sürecin en belirgin yansımalarıydı. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluşu, din hizmetlerinin devlet kontrolünde, laiklik ilkesi doğrultusunda yürütülmesini sağlayan yeni bir kurumsal yapıyı beraberinde getirdi. Bu dönemde İslam, bireysel inanç ve ibadet alanı olarak sınırlanmaya çalışıldı ve siyasetten arındırılması temel hedef oldu.

Çok Partili Hayat İslam’ın Kamusal Alana Dönüşü

 1946’da çok partili hayata geçişle birlikte, İslam’ın kamusal alana dönüşü hız kazandı. Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte, din eğitimi üzerindeki kısıtlamalar gevşetildi ve İmam Hatip Liseleri yeniden açıldı. Bu dönem, siyasi partilerin muhafazakar seçmen kitlesini hedef alarak dini söylemleri siyasetlerine entegre etmeye başladıkları bir süreçti. Sonraki askeri darbeler ve ara dönemler, İslam ve siyaset ilişkisinde inişli çıkışlı bir seyir izlese de, İslamcı hareketler farklı biçimlerde siyasal alanda varlık göstermeye devam etti.

Günümüz Türkiye’si: Kimlik ve Siyasetin Kesişimi

 2000’li yıllar ve AK Parti iktidarı, Türkiye’de İslam ve siyaset ilişkisinde yeni bir dönüm noktası oldu. AK Parti, muhafazakar ve İslami hassasiyetlere sahip geniş bir toplumsal kesimin desteğini alarak iktidara geldi. Bu dönemde, dini sembollerin ve söylemlerin kamusal alanda daha görünür hale gelmesi ve din eğitiminin yaygınlaşması gibi gelişmeler yaşandı. Kimlik politikaları ve dini referanslar, siyasi söylem ve pratiklerin önemli bir parçası haline geldi. Günümüzde, Türkiye’de İslam ve siyaset ilişkisi, laiklik ilkesinin yorumlanması, dini özgürlüklerin sınırları ve toplumsal kutuplaşma gibi çeşitli tartışmaların odağında yer almaktadır.

Sonuç olarak, 2. Abdülhamid sonrası dönemden günümüze Türkiye’de İslam ve siyaset ilişkisi, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e derin bir dönüşüm, çatışmalar, uzlaşmalar ve sürekli bir yeniden tanımlama süreciyle şekillendi. Bu dinamik ilişki, Türkiye’nin siyasi ve toplumsal yapısının temel belirleyicilerinden biri olmaya devam ediyor. Aslında bu mesele hakkında ne kadar geniş anlatımlar yapsak bile yine de bu konuyu hakkı ile anlatmış sayılmayız. Çünkü bu mesele o kadar derin ve o kadar hassas bir meseledir ki, bu konunun hakkını verebilmemiz için bu hususta çok uzman bir tarihçi olmanız gereklidir.

Bizler ise ne bu alan da uzman biriyiz, nede tarihçiyiz. Biz olsa olsa belki de meraklı küçük bir araştırmacı olabiliriz ancak. Bunları belirttikten sonra konumuza devam edebiliriz. İslam ve siyaset arasındaki ilişki İslam’ın doğuşundan bu yana süregelen karmaşık ve çok büyük boyutlu bir konudur.

Genellikle birbirine sıkıca bağlı olduğu düşünülen bu iki alan tarih boyunca farklı yorum ve uygulamalara sahne olmuştur. İslam’ın kutsal kitabı Kur’an ve Hz. Muhammed’in sünneti sadece bireysel ibadet ahlaki değerlere odaklanma olayı ile kalmaz aynı zamanda da toplum düzen adalet ve yönetim ülkelerine de değinir. Erken İslam toplumunda özellikle Medine sözleşmesi gibi belgelerden siyasi ve dini otorite iç içe geçtiği bir yapı gözlemlemek mümkündür. Dört Halife döneminde dini liderliğin aynı zamanda siyasi idareye üstlendiği bir model sunmuştur.

Günümüzde İslam dünyasında bu ilişkinin farklı yorumları ve uygulamaları mevcuttur. Bazı akımlar İslam’ın kapsamlı bir yaşam rehberi olduğunu ve siyasetin de bu rehberliğin ayrılmaz bir parçası olduğunu savunarak, diğerleri ise İslam’ın daha çok bireysel ahlak ve maneviyat ile ilgili olduğunu, siyasetin ise laik prensipler üzerine kurulabileceğini öne sürmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde ve sonrasında yaşanan en köklü dönüşümlerden biri hilafet makamının kaldırılması olmuştu. Bu durum sadece siyasi bir değişiklik değil aynı zamanda da toplumun dini ve kültürel yapısını da derinden etkilemiştir.

Osmanlıdan Cumhuriyete hilafet Hz. Muhammed’in vefatından sonra Müslümanların dini ve siyasi liderliğini temsil eden bir makamdı. Osmanlı Devleti 1517 de Memlük devletine son vermesiyle birlikte hilafet unvanını da üstlenmiştir. Bu tarihten itibaren Osmanlı padişahları aynı zamanda halife unvanını almışlardır. Özellikle 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinde hilafet makamı İslam dünyası üzerinde etkisini sürdürme ve batılı güçlere karşı birleştirici bir unsur olma potansiyeliyle ön plana çıkarılmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı Devleti fiilen sona erdiğinde saltanat 1 Kasım 1922 de kaldırıldı. Bu durum padişahın aynı zamanda halife olması nedeniyle bir ikilik yaratmış ve yeni Türkiye devleti Siyasi yapısında önemli bir boşluk doğmuştu. Son Osmanlı halifesi Abdülmecid Efendi’nin siyasi yetkileri elinden alınmış dini bir lider olarak makamında kalmıştır. Ancak yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi olan milli egemenlik ve laiklik ilkeleri mevcut hilafet makamıyla hiç uyuşmuyordu. 3 Mart 1924 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi 431 sayılı kanunla hilafet makamını kaldırdı.

Aynı gün tevhit tedrisat kanunu ile eğitim birleştirildi şeriye ve evkaf velaketi kaldırıldı. Bu devrim niteliğinde adımlar Türkiye Cumhuriyeti’nin laik bir devlet olma yolunda attığı en önemli adımlardan biriydi. Hilafetin kaldırılması hem Türkiye içinde hem de İslam dünyasın da geniş yankı uyandırdı. Türkiye’de laik reformların önünü açarken bazı çevrelerde tepkileri de neden oldu. İslam dünyasında ise yüzyıllardır süregelen bir kurumsal yapının sona ermesi farklı yorum ve tartışmaları beraberinde getirdi. Zaten bundan sonraki gelişmelerden de herkesin az ve ya çok bilgisi vardır.

27 yıl seçimlere ambargo koyan CHP nihayet 1950 seçimlerinde yerini Demokrat Partiye yani, merhum Adnan Menderes’e bırakmıştı. CHP zihniyeti Onu ve birlikte üç bakanı da astılar zaten! Tabi Cumhuriyetin kuruluş sürecini ve amacını anlayabilmemiz için belki en yakın tarih olan 1800 yıllarının sonlarına gitmemiz gereklidir? Yahudi Siyonist ve Mason olan Thedor Herzi ve Emanuel Karrasu’nun fikirleri ile kurulmuş olan Jön Türk’ler ve sonrasındaki İttihat Terakki haraketin’den başlamamız gereklidir. Bu iki siyasi oluşum Laik Cumhuriyetin temel taşlarını oluşturmaktadır.

Bu arada Mustafa Kemal’in bir Selanik Yahudi’si olduğunu da belirtmek isteriz. Kısacası, bizlere çağdaşlık ve özgürlük diye adlandırdıkları Cumhuriyet devrimi, aslında bir Yahudi projesidir? Bu projeye en uygun kişi ise bir Yahudi oğlu olan Mustafa Kemal olmalıydı elbet! Düşünsenize, koca bir İmparatorluk olan Osmanlı’yı bitirmenin başka nasıl bir yolu olabilirdi ki? Hilafeti, kültürü, medeniyeti, egemen siyaseti ve manevi gücü ile birlikte adaleti inancında bulan 900 yıllık bir İmparatorluk pek tabi Bizans torunlarını rahatsız etmişti.

Bu olay aslında 1000 yıllık bir intikam meselesiydi. Ve sonunda 1923 te Cumhuriyet dayatması ile Haçlılar ve Yahudiler bunun intikamını aldılar! Aslında Sultan 2. Abdülhamid bunun farkındaydı ve bunlara 33 yıldık hilafetinde zerre kadar kuvvetlenmelerine izin vermemişti. Lakin gelin görün ki, insanoğlunun varoluş tarihinden günümüze kadar olan dünyası için ahiretini satma geleneği o tarih içinde geçerli oldu ve Sultana en yakın insanlar ona ihanet ederek onu üç kuruş Yahudi parası için sattılar! 1923 ve sonrasına geldiğimiz de ise, Haçlı Yahudilerin planları tamda istedikleri gibi devam ediyordu.

Şapka devrimi, harf devrimi, eğitim müfredatı, kılık kıyafet kanunu ve anayasa gibi birçok değişikliklerini tamda Haçlı Bizans kültürüne göre ayarlamışlardı. Hatta bu uğurda idam edilenler, hapse atılanlar ve sürgüne gönderilen yüzlerce Müslüman insanlarımız oldu! Zaten daha önceki Makalelerimizde de bahsetmiştik, Cumhuriyet bu millete bir devrim olarak getirilmedi. Cumhuriyet bu millete bir Yahudi ve Haçlı fikri ve projesi olarak dayatıldı! Hedef ve amaç ise gayet açıktı?

Hedef İslam, amaç ise, Müslümanlardır. Hilafet makamının Müslümanlar için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlamış olduk. Bir gecede 900 yıllık kültürümüzü, dilimizi ve ahlakımızı kahpe Bizans’a kaptırdık! Burada 1923 sonrası bir Yahudi projesi olan CHP Partisinden de biraz bahsetmek istiyorum. CHP öyle bildiğiniz gibi Atatürk’ün partisi filan değildir? Bunların tamamı safsatadan ve yalan tarihten ibarettir. Evet, kurucusu elbette Atatürk’tür. Lakin fikir babası ve parti tüzüğü içerikleri tamamen Yahudi ve Haçlı projesidir.

Dikkat ederseniz, ilk kurulumundan günümüze kadar olan icraatlarının temelinde hep İslam ve Müslüman düşmanlığı vardır? Yukarıda hangi devrimlerini niçin yaptıklarını anlatmıştık. Harf, şapka devrimi ve Kur’an kurslarının kapatılma projeleri vs hep Haçlı projesi olduğuna dair alametlerdir? Zaten temellerinde olan Laiklik, din ile devlet işlerini bir birinden ayırmak değil miydi? Halbuki Yahudi olan İsrail devleti yasalarını Yahudiliğe uygun bir şekilde çıkarıyorlar. Yine Avrupa’nın birçok ülkesi Papazların onayı ile kanun çıkarıyorlar.

Ama bizim CHP her ne hikmetse, kendi dinlerini anayasaya karıştırmayıp, Hıristiyan olan haçlıların yasalarına özeniyorlar. Bir batı medeniyeti diye tutturmuş gidiyorlar? Bunların batı medeniyeti deyip övdüğü insanların, bir zamanlar bizim Ecdadımızın önünde el pençe olup eğildiklerini unuttular galiba. İşte biz bu sebepten ‘Tarihini bilmeyen geleceğine yön veremez’ diyoruz. 60 lı, 80 li ve 90 lı yılları hatırlayınız? Müslümanlar ne eziyetler çektiler!

Siz CHP nin Müslüman olmayan bir vatandaşa zulm ettiğini hiç işittiniz mi? Tarihten günümüze CHP her daim farklı dine ve fark ideolojilere sahip olan her vatandaşa sahip çıkmıştır. Fakat söz konusu Müslüman olunca hep mideleri bulanmıştır. Cumhuriyetin kurulması ile ülkeye binlerce Yahudi ve Ermeni sokularak onlara hem toprak hem de Türk kimliği verilmişti! Lütfen kimse bizi yanlış anlamasın.

Cumhuriyet ve Laiklik öyle okullarda öğrendiğimiz yalan tarih gibi masum ve kahramanlık gibi övünülecek bir mesele değildir. Cumhuriyet aslında toplum olarak hep birlikte oturup ağlayacağımız bir meseledir. Çünkü 1000 yıllık bir tarihimizi bir gecede yok ettiler! Kültürümüzü, ahlakımızı, dinimiz, dilimiz, öfr ve adetlerimizi yok edip bize sözde denize döktükleri İngiliz ve Yunanlıların kültürünü dayattılar olay bu! İşte ağlamamız gereken böyle bir derdimiz var iken, tam tersi her sene bir bayram gibi kutlamalar yaparak çılgınlar gibi eğlenip Cumhuriyeti kutluyoruz! Şimdi söyleyin bakalım, ben ağlamayayım da kim ağlasın bu duruma?

TÜRKİYE’DE İSLAM (Celal Yağmur) kitabından alıntıdır

Kaynak Göster:
Yağmur, Celal. "Chp’nin İslam’a Karşı Uygulamaları." İslam ve Tarih. 2025. Erişim Tarihi: Eylül 18, 2026 at 21:53. https://islamvetarih.com/chpni-islama-karsi-uygulamalari/.
Celal Yağmur: Araştırmacı ve Yazar: İslam tarihi, mezhepler tarihi ve kültürel miras alanlarında uzun yıllardır araştırmalar yürüten Celal Yağmur, bu alanlarda kaleme aldığı kapsamlı makaleler ve akademik nitelikteki kitaplarıyla tanınmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı onaylı ve tescilli eserlerin yazarı olan Yağmur, özellikle İslamiyet'in klasik dönem yayılımı, itikadi ve ameli mezheplerin tarihi gelişimi üzerine yoğunlaşmıştır. Sitede yer alan geniş makale arşivi ve yayınlanmış e-kitapları aracılığıyla, İslami ilimleri doğru ve güvenilir kaynaklar ışığında okurlara ulaştırmayı hedeflemektedir.Daha fazla detay, biyografi ve kitaplarımın dijital kütüphanesi için kişisel web sitemi ziyaret edebilirsiniz: celalyagmur.islamvetarih.com

This website uses cookies.