Bediüzzaman Said Nusi

BİR İMAN VE AKSİYON ABİDESİ: BEDİÜZZAMAN SAİD NURSÎ VE RİSALE-I NUR MİRASI

İslam dünyasının 20. yüzyılda şahit olduğu en meşhur, en karizmatik ve eserleri milyonlarca insanı peşinden sürükleyen aksiyoner İslam alimlerinin başında Bediüzzaman Said Nursî gelmektedir. Bitlis’in Nurs köyünde dünyaya gelen Said Nursî, olağanüstü zekası, muazzam hafızası ve çağın fen bilimleri ile dini ilimleri birleştiren sıra dışı metodolojisi sebebiyle dönemin uleması tarafından kendisine “Zamanın Eşsizi/Harikası” manasına gelen “Bediüzzaman” unvanı verilmiştir. O, ömrünü İslam akidesini modern materyalizmin ve ateizmin şüphelerine karşı savunmaya adamış bir iman kahramanıdır.

Eski Said’den Yeni Said’e Uzanan Çileli Hayat

Said Nursî’nin hayatı iki büyük döneme ayrılır. “Eski Said” olarak adlandırılan ilk döneminde; Osmanlı’nın son yıllarında siyasi ve toplumsal çalkantıların ortasında yer almış, Doğu Anadolu’da dini ilimlerle fen ilimlerinin bir arada okutulacağı “Medresetü’z-Zehra” adında devasa bir üniversite kurma hayali için çalışmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas cephesinde gönüllü alay komutanı olarak Ruslara karşı savaşmış, esir düşmüş ve Sibirya’daki kamplardan mucizevi bir şekilde kaçarak İstanbul’a dönmüştür. İstanbul’un işgali sırasında İngilizlere karşı yazdığı cesur beyannamelerle fethin ve istiklalin sembol seslerinden biri olmuştur.

Cumhuriyet’in kurulmasının ardından Ankara’ya davet edilen ancak siyasi dengelerin gidişatını görerek devlet makamlarını reddeden Said Nursî, tamamen dünyadan elini eteğini çekerek “Yeni Said” dönemini başlattı. İnancın ve ahlakın tehlikeye düştüğünü görerek, hayatını sadece sokaktaki insanın imanını kurtarmaya adadı. Bu kararı, onun hayatında Barla, Kastamonu, Emirdağ ve Eskişehir, Denizli, Afyon zindanlarını kapsayan, tam 30 yıl sürecek olan sürgün, hapis, tecrit ve zehirlenme davalarını beraberinde getirdi.

Modern Çağın İman Laboratuvarı: Risale-i Nur

Said Nursî’nin sürgünde, dağ başlarında ve zindan odalarında kağıt parçalarına gizlice yazdırdığı ve müridleri tarafından el yazısıyla çoğaltılarak tüm Anadolu’ya yayılan 130 parçalık devasa külliyatın adı **”Risale-i Nur”**dur.

Bu külliyat, klasik fıkıh veya kelam kitaplarından çok farklıdır. Said Nursî, materyalizmin, evrim teorilerinin ve ateizmin bilimi kullanarak İslam’a saldırdığı bir çağda, tam tersine fen bilimlerinin (astronomi, fizik, biyoloji) keşfettiği evrensel kanunları, Allah’ın varlığının, birliğinin, meleklerin ve öldükten sonra dirilmenin (haşrin) sarsılmaz birer kanıtı olarak kullanmıştır. O, atomun yapısından yıldızların yörüngesine kadar her şeyi birer “iman hakikati” laboratuvarına dönüştürmüştür. Sözler, Lem’alar, Mektubat ve Şualar gibi eserleri, modern insanın zihnindeki şüpheleri yok eden rasyonel ve kalbi bir dil inşa etmiştir.

Urfa’da Biten Destansı Yürüyüş ve Vefatı

Said Nursî, hayatı boyunca karşısına dikilen tüm mahkemelerde, “Biz iman hizmetindeyiz, siyasetle işimiz yoktur. Tek bir müminin imanı kurtulsa, cehennemde yanmaya razıyım” diyerek davasındaki ihlası haykırmıştır. 23 Mart 1960 yılında, ramazan ayında Şanlıurfa’da vefat etti. İlk olarak Halil-ür Rahman Dergahı’na defnedilen naaşı, 27 Mayıs darbesini yapan askeri cunta tarafından bilinmeyen bir yere kaçırılarak meşhur “gaip ölüm” sırrına büründürülmüştür. O, modern çağda İslam’ın sarsılmaz iman kalesi ve sönmeyecek en meşhur irşat meşalesidir.

Kaynak: islamvetarih.com


admin: Celal Yağmur; Peygamberler tarihi, islam tarihi, osmanlı tarihi, cumhuriyet tarihi, akaid, fıkıh, kelam, felsefe ve çağdaş İslami meseleler üzerine araştırmalar yapıp makaleler yazan bir kalemdir..

This website uses cookies.