REJİM KISKACINDA BİR PROVOKASYON: MENEMEN HADİSESİ, PERDE ARKASI VE NAZİLLİ ASKERİ MAHKEMESİ
Erken Cumhuriyet tarihinin en karanlık, en sarsıcı ve toplumsal sonuçları itibarıyla dindar kitleler üzerinde en ağır tasfiye dalgalarından birine yol açan dönüm noktası 23 Aralık 1930 tarihinde İzmir’in Menemen ilçesinde yaşanan Menemen Hadisesidir. Öğretmen Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ın vahşice katledilmesiyle sonuçlanan bu trajik olay, resmi tarih anlatısında “cumhuriyete ve devrimlere karşı yapılmış gerici (irticai) bir ayaklanma” olarak sunulmuştur. Ancak alternatif tarihi belgeler, meclis tutanakları ve dönemin siyasi konjonktürü incelendiğinde, Menemen Olayı’nın arkasında sivil muhalefeti ezmek ve İslam alimlerini tasfiye etmek amacıyla kurgulanmış derin bir provokasyonun izleri açıkça görülmektedir.
Siyasi Ortam: Serbest Fırka’nın Kapatılması ve Toplumsal Öfke
Menemen Olayı’nı doğuran şartları anlamak için, olayın hemen öncesindeki siyasi iklime bakmak gerekir. 1930 yılında, tek parti yönetiminin (CHP) ekonomik buhran altındaki halk üzerindeki baskısını hafifletmek amacıyla muvazaalı (görünüşte) bir muhalefet partisi olarak Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF) kurulmuştu. Ancak Ali Fethi Okyar liderliğindeki bu parti, Anadolu’da gezdikçe tek parti zulmünden, şapka dayatmasından ve din yasaklarından bunalan muhafazakar halkın muazzam bir sığınağı haline geldi. Katıldığı ilk yerel seçimlerde CHP’yi hezimete uğratan SCF, halkın bu muazzam İslami ve demokratik teveccühü karşısında rejim elitlerini dehşete düşürdü. Baskılara dayanamayan Fethi Okyar, kasım ayında partiyi feshetmek zorunda kaldı. Halkın elinden sığınacağı son hukuki muhalefet kapısı da alınmıştı ve Anadolu adeta barut fıçısı gibiydi.
Olay Günü: Mehdi İddiası ve Kubilay’ın Şehadeti
Bu gergin ortamda, 23 Aralık 1930 sabahı, kendisini “Mehdi” ilan eden Giritli Derviş Mehmet adında esrar bağımlısı bir şahıs ve beraberindeki beş kişi, Manisa’dan Menemen’e gelerek Müftü Camii’nden aldıkları yeşil tevhit bayrağıyla belediye meydanında toplandılar. Çevreye topladıkları halka, arkalarında devasa bir hilafet ordusunun olduğunu, şapka giyenlerin kafir olduğunu iddia ederek sloganlar attılar.
Olay yerine müdahale etmek üzere gönderilen genç Asteğmen Kubilay, elinde mermisi olmayan (manevra fişeği taşıyan) bir manga askerle meydana girdi. Derviş Mehmet’i ikna etmeye çalışırken çıkan arbedede vurularak yaralandı ve cami avlusuna sığındı. Burada, gözü dönmüş caniler tarafından vahşice başı kesilerek şehit edildi ve mübarek başı meydana dikilen yeşil bayrağın ucuna takıldı. İşin en şaşırtıcı ve provokatif yönü; Menemen gibi askeri birliklerin yoğun olduğu bir ilçede, bu bir avuç esrarkeş serserinin saatler süren vahşetine askeri makamların ve emniyet güçlerinin zamanında müdahale etmemiş, adeta olayın büyümesini uzaktan izlemiş olmalarıdır.
Divan-ı Harp Yargılamaları ve Nakşibendîlerin Hedef Alınması
Ankara, Menemen Olayı’nı rejimi tahkim etmek ve Anadolu’daki tüm İslami kurumları kökten kazımak için muazzam bir fırsat olarak kullandı. İlçede derhal sıkıyönetim ilan edildi ve General Mustafa Muğlalı başkanlığında Menemen Divan-ı Harbi (Askeri Mahkeme) kuruldu. Mahkeme, olayı gerçekleştiren birkaç serseriyle sınırlı kalmadı; dalga dalga tüm Türkiye’ye yayılan bir tutuklama furyası başlattı.
Hedef tahtasına özellikle, Osmanlı’dan beri Anadolu’nun manevi direniş omurgasını oluşturan Nakşibendiyye tarikatı oturtuldu. Dönemin en büyük ve en meşhur İslam alimi, 84 yaşındaki Erbilli Esad Efendi ve oğlu Mehmed Ali Efendi, olayla hiçbir ilgileri olmamasına rağmen İstanbul’daki evlerinden alınarak Menemen’e getirildi. İlerlemiş yaşına ve ağır hastalığına rağmen askeri mahkemede yargılanan Erbilli Esad Efendi hastanede şüpheli bir şekilde (zehirlendiği iddia edilerek) vefat etti; oğlu ve aralarında Menemenli dindar esnafların, ulemanın bulunduğu 28 kişi 4 Şubat 1931 gecesi Menemen meydanında asılarak şehit edildi.
Provokasyonun Amacı: Muhalefeti ve Dini Tamamen Ezmek
Alternatif ve muhafazakar tarihi araştırmalar; Derviş Mehmet ve adamlarının Manisa’da haftalarca ulu orta esrar partileri düzenlediklerini, devletin istihbarat güçlerinin (MAH) takibinde olmalarına rağmen Menemen’e kadar yürümelerine göz yumulduğunu belgeleriyle ortaya koyar. Buradaki amaç; Serbest Fırka ile ortaya çıkan halk muhalefetini “irtica tehlikesi” yalanıyla korkutmak, tek parti (CHP) diktatörlüğünü kalıcı hale getirmek ve dindar halkın sesini sonsuza kadar kısmaktı.
Menemen Olayı, erken Cumhuriyet döneminde camilerin kapatılması, ezanın Türkçeleştirilmesi ve dindar insanların kamusal alandan tamamen tasfiye edilmesi süreçlerinin en büyük ideolojik gerekçesi yapılmıştır. Bu trajik hadise, toplumsal vicdanda hem Kubilay’ın vahşice katledilmesinin acısıyla hem de masum İslam alimlerinin haksız yere darağaçlarına gönderilmesinin hüzünlü hatırasıyla cumhuriyet tarihinin en derin kırılma noktası olarak kalmıştır.
Kaynak: islamvetarih.com