ALLAH’IN BÜKÜLMEZ KILICI: HZ. HALİD BİN VELİD (R.A.)
İslam askeri tarihinin gelmiş geçmiş en büyük dehalarından biri olan Hz. Halid bin Velid (r.a.), hayatı boyunca katıldığı hiçbir savaşı kaybetmemesiyle tanınan, strateji ve cesaret abidesi bir sahabedir. Mekke’nin köklü ve zengin kabilelerinden Mahzumoğullarına mensup olan Halid, İslam öncesi dönemde de Kureyş’in süvari birliği komutanlığını yürütüyordu. Askeri kabiliyeti, yeteneği ve taktiksel zekası daha o yıllarda dikkat çekmekteydi.
Uhud’dan Hudeybiye’ye Uzanan Dönüm Noktası
Müslüman olmadan önce Mekke müşriklerinin safında yer alan Halid bin Velid, askeri zekasını Uhud Savaşı’nda göstermişti. Okçular tepesinin terk edilmesini fırsat bilerek Müslüman ordusunu arkadan kuşatmış ve savaşın seyrini müşrikler lehine çevirmişti. Ancak kalbindeki hakikat arayışı hiçbir zaman bitmedi. Hicretin 7. yılında, Hudeybiye Antlaşması’nın ardından İslam’ın izzetini ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) ahlakını daha yakından analiz etme fırsatı buldu.
Müslüman olan abisi Velid’in kendisine yazdığı mektubun da etkisiyle, Mekke’den Medine’ye doğru yola çıktı. Yolda kendisi gibi İslam ile şereflenmek isteyen Amr bin Âs ile karşılaştı. Medine’ye varıp Peygamber Efendimizin huzuruna çıktığında kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldu. Efendimiz onun İslam’a girişinden büyük bir memnuniyet duydu ve geçmişteki hataları için Allah’tan mağfiret diledi.
Mute Savaşı ve “Seyfullah” Unvanı
Halid bin Velid’in bir Müslüman asker olarak tarih sahnesine çıktığı ilk büyük sınav Mute Savaşı’dır. Bizans ordusuna karşı yapılan bu savaşta sırasıyla üç büyük İslam komutanı (Zeyd bin Harise, Cafer bin Ebi Talib ve Abdullah bin Ravaha) peş peşe şehit düşmüştü. Ordunun dağılmak üzere olduğu o kritik anda, sancağı Halid bin Velid devraldı.
Bizans’ın sayıca katbekat üstün ordusuna karşı müthiş bir geri çekilme ve yer değiştirme taktiği uyguladı. Düşmana arkadan taze kuvvetler geliyormuş izlenimi vererek İslam ordusunu zayiat vermeden Medine’ye geri getirmeyi başardı. Savaş sırasında elinde dokuz kılıcın kırıldığı rivayet edilir. Medine’de bu mucizevi stratejiyi mucize eseri vahiy ile öğrenen Peygamber Efendimiz, Halid için şu mübarek sözleri söyledi: “Sonunda sancak, Allah’ın kılıçlarından bir kılıç tarafından devralındı ve Allah onlara fethi müyesser kıldı.” O günden sonra Hz. Halid, İslam dünyasında “Seyfullah” (Allah’ın Kılıcı) olarak anıldı.
Mekke’nin Fethi ve Halifelik Dönemindeki Büyük Zaferler
Mekke’nin fethinde ordunun sağ kanat komutanlığını yürüten Hz. Halid, şehre neredeyse hiç kan dökülmeden girilmesinde büyük pay sahibi oldu. Peygamber Efendimizin vefatının ardından yaşanan çalkantılı dönemde ise Hz. Ebu Bekir’in en büyük askeri dayanağı haline geldi. Dinden dönenlerin (Riddet) çıkardığı isyanları ve Müseylimetülkezzab gibi yalancı peygamberlerin ordularını kesin bir askeri başarıyla ortadan kaldırdı.
Ardından İslam devletinin sınırlarını genişletmek üzere fetih hareketlerine girişti. Sasani (İran) ordularını Irak’ta üst üste mağlup etti. Bizans’a karşı kazanılan ve Suriye ile Filistin’in kapılarını Müslümanlara açan meşhur Yermük Savaşı’nın başmimarı oldu. Savaş meydanlarında uyguladığı sahte ricat (geri çekilme), süvari baskınları ve psikolojik harp teknikleri günümüzde bile askeri akademilerde ders olarak okutulmaktadır.
Şehadet Arzusuyla Geçen Bir Ömür ve Vefatı
Hz. Ömer’in halifeliği döneminde, insanların zaferleri Allah’tan değil de Halid’in şahsından bilmeye başlaması endişesiyle komutanlık görevinden azledildi. Hz. Halid, bu kararı büyük bir teslimiyet ve olgunlukla karşılayarak, “Ben Ömer için değil, Ömer’in Rabbi için savaşıyorum” dedi ve sıradan bir asker olarak cihat etmeye devam etti.
Ömrü boyunca yatakta ölmeyi bir zül kabul eden, her an şehit olma arzusuyla yanan Hz. Halid, hicretin 21. yılında (M. 642) Humus’ta yatağında vefat etti. Ölüm döşeğindeyken vücudundaki ok, kılıç ve mızrak yaralarını göstererek, “Vücudumda bir karış yer yoktur ki üzerinde bir kılıç darbesi, bir mızrak saplanması veya bir ok yarası bulunmasın. Fakat görüyorsunuz ki develer gibi yatağımda ölüyorum. Korkakların gözlerine uyku girmesin!” diyerek tarihe geçen sözlerini söyledi. Kabri bugün Suriye’nin Humus şehrinde kendi adını taşıyan camidedir.
Kaynak: islamvetarih.com