Gönderen Konu: Sadi Şirazi  (Okunma sayısı 55 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Admin

  • Allah var gam yok.!
  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1835
  • Karma: +0/-0
  • Cinsiyet: Bay
  • Allah Var Gam Yok.!
    • Profili Görüntüle
    • www.islamvetarih.com
Sadi Şirazi
« : 19 Aralık 2019, 19:06:37 »
Sadi Şirazi



Evliyanın büyüklerinden. İsmi, Muslihüddîn bin Muhlis eş-Şîrâzî olup, künyesi Ebû Abdullah, mahlası Sa’dî’dir.

1193 (H. 589) yılında Şîrâz’da doğdu. 1213 yılında doğduğu da rivâvfit fidilmfiktfirtir 1909 senesinde orada vefat etti. Kabri, Şîrâz’ın kuzeydoğusundadır. On iki sene çocukluğu dışında, yüz iki senelik ömrünün otuz senesini ilim tahsîli ile, otuz senesini seyahat ve askerlikle, otuz senesini de ibâdet ve talebe yetiştirmekle geçirdi. On dört defa haccetti.

Sa’dî Şîrâzî, küçük yaşta yetim kaldı, ilk tahsilini Şîrâz’da Abdülkâdir-i Geylânî’nin halîfesinin derslerinde tamamlıyarak kemâle geldi. Moğol istilâsı üzerine Bağdâd’a gitti. Burada Nizâmiyye Medresesi’nde meşhûr Ebü’l-Ferec ibni Cevzî’nin torunu Sıbt ibn-ül-Cevzî’den ilim öğrendi ve bir müddet ilim tahsiline devam etti. Tahsilini tamamladıktan sonra, İslâm memleketlerini gezmeye başladı. Anadolu, Mısır, Suriye, Dehli, Azerbaycan ve Belh’e uğradı.

Gezdiği yerlerde başta Emir Hüsrev Dehlevî ve Şihâbüddîn Sühreverdî olmak üzere, bir çok âlim ile görüştü. Ayrıca Moğol ve haçlılarla yapılan savaşlara katılıp, cihâd etti. Bir defasında haçlılara esir düştü. 1257 (H. 655) senesinde tekrar memleketine döndü. Bu sırada, Salgurlu sultânı Ebû Bekr, Moğollarla sulh yaparak ülkeyi rahata kavuşturdu. Hükümdar tarafından yakınlık ve kabul gören Sa’dî, onun adına aynı sene Bostan; bir yıl sonra da kendisine büyük saygı gösteren Veliahd İkinci Sa’d adına Gülistanadlı eserini yazdı.

Eserleri sayesinde kısa zamanda şöhreti memleketinin dışına taştı. Bir kaç sene sonra hamileri (koruyucuları) olan Ebû Bekr bin Sa’d bin Zengî ve oğlu İkinci Sa’d vefat etti. Yerine küçük yaştaki İkinci Sa’d’ın oğlu Muhammed geçti. Bu hükümdarla birlikte Salgurlu hanedanı çöktü ve 1264 (H. 663) senesinde Moğol hâkimiyeti altına girdi. Bu karışıklık sırasında Şîrâz’dan tekrar ayrıldı. Mekke’ye giderek hac farizasını yerine getirdi, islâm âleminin dört bir tarafından gelen zamanın büyükleri ile görüştü. Daha sonra, Mekke’den Tebriz’e dönen Sa’dî-i Şîrâzî, Alâüddîn Atamelik Cüveynî ve Şemseddîn Cüveynî tarafından hüsnü kabul gördü. Bu iki zâtın tavassutu ile İlhanlı hükümdarı Abaka ile görüşdüğü rivayet edilmektedir. Sonradan Şîrâz’a dönen Sa’dî-i Şîrâzî, ömrünün son yıllarını mezarının yanındaki dergâhta ibâdet edip ilim öğretmekle geçirdi. 691 yılında vefat etti. Şimdi kendi adıyla anılan dergâha defnedildi.

Sa’dî-i Şîrâzî’nin manzum ve mensur eserleri, ölümünden sonra külliyât hâlinde bir araya toplanmıştır. Sonradan Bîsütûndiye şöhret bulan bu külliyât; Übey bin Ahmed bin Ebî Bekr tarafından 1325 (H. 726) ve 1334 (H. 735) senelerinde iki defa tertib edildi. Bunlardan ilki, kasîde ve gazellerin ilk, ikincisi ise son harfine göre yapılmıştır.

Külliyât 16 kitap ve 6 risale olmak üzere 21 eseri ihtiva etmektedir. Ancak külliyâta, mevcut isimlerin hepsinin bizzat müellif tarafından mı konulduğu kat’î olarak bilinmemektedir.

Külliyâtta bulunan eserler şunlardır:

1-Takrîr-i Dibace,
2-Mecâlis-i Pencgâne,
3-Suâl-i sâhib dîvân,
4-Aklu aşk,
5-Nasîhat-ül-mülûk,
6-Risâle-i Selâse,
7-Kasâid-i Arabî,
8-Mülemınaât,
9-Terciât,
10-Tayyibât,
11-Bedâyi,
12-Havâtim,
13-Gazeliyyât-i kadîm,
14-Sâhibiyye,
15-Mukatta’ât,
16-Rubâiyyât,
17-Müfredat,
18-Hubsiyât,
19-Hezliyât,
20-Mudhikât,
21-Gülistan:

Gülistan,nesir kısımlar arasına serpiştirilmiş bir takım manzumelerden
meydana gelmiş bir mukaddime ve 8 bölümden ibarettir.


Birinci bölüm;
hükümdarların hâl ve hareketleri,
ikinci bölüm; dervişlerin ahlâkı,
üçüncü bölüm; kanâatin fazîleti,
dördüncü bölüm; süşmanın faydası,
beşinci bölüm; sevgi ve gençlik,
altıncı bölüm; takatsızlık ve ihtiyarlık,
yedinci bölüm; terbiyenin önemi,
sekizinci bölüm;

sohbet âdabı ile ilgili hikâye ve menkıbeleri ihtiva etmektedir. Bu hikâyelerin bir kısmı kendi müşahedelerine, bir kısmı da İslâm âlimlerinin sohbetlerinde duyduklarına ve okuduklarına dayanmaktadır. Eser, uslûb ve tertîb bakımından mükemmeldir. Bütün bölümler sıralanırken birbirleriyle irtibatlıdır. Nesir ve manzum kısımlar arasında bir nisbet sağlanmış, fikirler kısa ve açık olarak ifâde edilmiştir.

Hemen hemen bütün dünyâ kütüphanelerinde Gülüstân’ın yazma nüshaları vardır. Eser Avrupa’da ilk defa Lâtince tercümesi ile birlikte 1651’de Amsterdam’da neşredilmiştir. Türkçeye ve bir çok doğu ve batı dillerine tercümesi yapılmıştır. Sa’dî’nin bu eseri bir çok kimse tarafından taklid edilmiştir. 22. Bostan:Manzum eserlerinin başında gelir. Asıl ismi Sa’dînâmeolmasına rağmen, şarkta ve batıda daha çok Bostanadıyla bilinmektedir. Bostan; adalet, ihsan, ahlâk, mertlik, tevazu, rızâ, kanâat, terbiye, şükür, tövbe ve münâcaat gibi konuları içine alan 10 bölümden ibarettir. Bostân’da hikâye ve menkıbeler kısa, öz ve güzel olarak yazılmıştır. İfâdeler her bakımdan sağlamdır. Bostanda, Gülistangibi asırlarca İslâm âleminde büyük rağbet görmüş, medreselerde ders kitabı olarak okunmuş, bir çok şerh ve tercümeleri yapılmıştır. Günümüzde de okunan Bostan, muhtelif kimseler tarafından şerh ve tercüme edilmiştir.
Gülistân’dan bâzı bölümler:

“Minnet yâni hamd yalnız yüce Allah’a mahsûstur. O’nun emirlerini yapmak, manevî yakınlığa sebeb olur ve şükür edildikçe nimetlerini bollaştırır. İnsanın ciğerlerine giren her nefes; hayâtı uzatır, kişiye can verir. Ciğerden çıkan her kirli nefes ise, insana ferahlık verir. O hâlde nefes alıp verme birer nimettir. Nimete şükür etmek vâcibdir. Hak teâlâya hakkıyla şükr etmeğe kimin gücü ve lisânı yetebilir. Kulun yapabileceği en iyi iş, Allahü teâlâya karşı acz ve kusurunu bilip, af dilemesidir. O’nun rahmeti âlemleri kaplamış ve nimetleri her yere yayılmıştır. Allahü teâlâ kusuru dolayısıyla, kulunun rızkını kesmez.”

“Ey kardeş! Bu dünyâ kimseye kalmaz. Gönlünü, her şeyi yaratan Allahü teâlâya bağla. Sana bu kâfidir. Dünyâ mülküne güvenip bel bağlama. Çünkü bu dünyâda senin gibi bir çokları yaşamış ve sonunda ölüp gitmiştir. Diyelim ki en sonunda ölüm vardır ve bu can ölüm yolunu tutacaktır. O hâlde taht üzerinde yahut toprak üzerinde can vermen hiç bir şeyi değiştirmez.”

Kaynak
ehlisunnetbuyukleri.com
« Son Düzenleme: 08 Şubat 2020, 17:36:12 Gönderen: Admin »
Allah var gam yok.!

 


* Popiler Konular