Timur Han

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Admin

  • Allah var gam yok.!
  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
    • İleti: 1873
    • Karma: +0/-0
    • Cinsiyet:Bay
  • Allah Var Gam Yok.!
    • Profili Görüntüle
    • www.islamvetarih.com
TİMUR HAN


Yıldırım Bayezid Timur’un Elinde Esirken

Dünyanın büyük hükümdarlarından, alim ve evliya dostu cihangir, akli ve nakli ilimlerde alim.

Aslen Moğol ırkındandır. Babası, Taşkend ve çevresinde hükümran olan Moğol Barlas aşireti reislerinden Emir Turagay, annesi Tekine Hatun’dur. 1336 senesinde Türkistan’ın Şehr-i Sebz civarındaki Hoca İlgar köyünde doğdu.

Timur Han’ın babası Emir Turagay, zamanın büyük evliyası Emir Külal hazretlerinin talebesi olup temiz, afif, salih bir müslümandı. Emir Turagay aynı zamanda Çağatay Hanlığı’na hükmeden hanı tahttan indirip tahta çıkaran emirler arasındaydı. Alimleri ve Allah dostlarını çok seven Emir Turagay, oğlu Timur’a da alim ve salihlerle beraber olmasını, Allah dostlarını üzmemesini nasihat ederdi.

Timur Han’a akli ve nakli ilimler ile kumandanlık bilgilerini ehil hocaların elinden öğretti. Şeyh Şemseddin Gülal’i, hoca tayin etti. Timur, babasının vefat etmesi ile emirler arasında geçimsizlikler yüzünden, memlekette anarşinin hakim olması üzerine siyasete karıştı. Dost ve düşmanını gayet iyi bilen ve kuvvetli bir siyaset takib eden Timur Han, bir kaç kişilik bir aile çevresinden meydana gelen kuvvet’erini kısa zamanda çoğaltıp, bir çok sıkıntılara katlandıktan sonra Belh emiri oldu.

Çok mütevazi, sade ve dervişane bir yaşayışı olan Timur Han, bir gün adamları ile birlikte yeşillik bir yerde oturmuş, alimlerin üstünlükleri ile velilerin kerametlerinden konuşuyorlardı. O sırada biraz ötelerden bir topluluğun geçtiğini gördüler. Timur Han, soruşturup, o geçenlerin Emir Külal hazretleri ve talebeleri olduğunu öğrendi.

Hemen kalkıp, bizzat kendisi koştu ve edeble o büyük velinin huzuruna vardı; “Efendim, himmet edip, meclisimizi şeref lend irsen iz, biz de sohbet ve nasihatlerinizden istifade etsek” diye yalvardı. Bunun üzerine Emir Külal; “Dervişlerin sözleri gizli olur. Bu bizim vazifemiz değildir. Manevi bir işaret olmadıkça bir şey söyleyemeyiz. Hiç bir zaman kendinden bir söz söyleme ve gafil olma. Önüne mühim bir işin çıkacağını ve bunda muvaffak olacağını görüyorum” buyurdu. Sonra yola devam ettiler.

Evine varınca, zaviyesinde bir müddet durup, yatsı namazı vaktinde dışarı Çıktı. Cemaatle namaz kıldıktan sonra başını önüne eğip bir müddet öylece oturdu. Hemen talebelerinden Şeyh Mensur’u yanına çağırdı ve; “Hiç durma sür’atle Emir Timur’a git! Söyle, derhal Harezm tarafına harekete geçsin. Eğer oturuyorsa hemen kalksın, ayakta ise harekete geçsin, hiç durmasın. Çünkü bana onun ve oğullarının bütün memlekete baştan başa hakim olacağı bildirildi.

Harezm’i alınca, Semerkand’a yürüsün” dedi. Haberi götüren Şeyh Mensur, Timur Han’ın yanına girince, onu ayakta bekler buldu. Haberi aynen, iletti. Timur Han, bu haber üzerine derhal ordusunu harekete geçirdi. O, harekete geçip gideceği yolun yarısına vardığı sırada, düşmanları Timur Han’ın çadırına hücum ettiler. Fakat o çoktan yola çıkmıştı. Timur Han, Harezm’i aldı. Sonra Semerkand üzerine sefere çıktı ve orayı fethetti. Böylece birbiri ardından pek çok zafer kazandı ve işleri daima iyi gitti.

Timur Han, Semerkand’da yerleşince, Buhara’ya gitmeyi arzu etti. Bu sebeple Emir Külal hazretlerine haber günderip; “Bizim Buhara’ya gelmemize müsaade ederler mi? Şayet izin verilmezse, kendilerinin Semerkand’ı teşrif etmelerini arzu ediyoruz. Nasıl buyururlarsa öyle yapalım” dedi.

Timur Han’ın bu arzusu üzerine Emir Külal; gelmesini ve gitmeyi kabul edemiyeceğini, yalnız kendilerine dua ettiğini söyledi. Bunları bildirmek ve Timur Han’la görüşmek üzere oğlu Emir Ömer’i vazifelendirdi. Oğlunu gönderirken şöyle dedi: “Ey oğlum! Emir Timur’a söyle! Eğer Allahü tealanın razı olduğu yolda yürümek istiyorsa, takva ile adaletten hiç ayrılmasın ve bunları kendine şiar edinsin ki, kıyamet günü kurtulabilsin! Yine bizim ve talebelerimizin her zaman kendisine dua ettiğimizi söyle.

Eğer dünyaya meyi ederse, bu duaların faydasına kavuşamaz.” Emir Ömer, Semerkand’a gidip Timur Han ile görüştü ve babasının söylediği şeyleri aynen bildirdi. Timur Han, Emir Külal hazretlerinin nasihatlerini can kulağı ile dinleyip takva ve adaletten ayrılmayacağına, işlerinde daima Allahü tealanın rızasını gözeteceğine dair söz verdi.

Yedi senede Irak’ın kuzey ve güneyini zabtetti. Bağdad’a müslümanların coşkun sevgi gösterileri ile girdi, önceleri halk, Moğol korkusundan çok üzülüyordu. Timur Han’ı da önceki Moğollar gibi çapulcu ve zalim zannediyorlardı. Timur Han’ın salih bir müslüman, alim ve evliya dostu olduğunu görünce, kısa zamanda herkes tarafından sevildi. Alimler çevresinde toplandı.

Devrin büyükleri onun sarayında bir araya geldi. Zalim Moğol hükümdarı Hülagu tarafından yakılarak ortadan kaldırılan İslam kitapları ve öldürülen alimler ile duraklama gösteren din bilgileri yeniden canlanıp yayıldı. Zamanında Şah-ı Nakşibend Behaeddin-i Buhari, Seyyid Şerif Cürcani, Sa’deddin Teftazani gibi alimler yetişti.

Timur Han, İslam ülkeleri arasında birliği te’min edip, ehl-i küfrü yerle bir etmek, Allahü tealanın dinini yaymak niyetiyle, müslüman memleketlerin hükümdarlarına mektuplar yazıp, kendisine itaat etmelerini istedi. Hatta bir kısmına para ve hediyeler de gönderdi. Kendisini Moğol Devleti’nin varisi olarak görüyor ve Moğolların hakim olduğu yerlerde hakimiyet iddia ediyordu.

1389 senesine kadar İran ve Gürcistan’a seferler düzenledi. Moğol prensi Toktamış’ı destekleyip, Altınordu Devleti’ne hükümdar yaptı. Toktamış ihanet edip, Timur’un topraklarına saldırınca, 1390 ve 1391 senelerinde Altınordu üzerine iki sefer düzenleyen Timur Han, İtil ırmağının doğusuna kadar olan yerlere sahib oldu. 1399’da Hindistan üzerine bir sefer düzenleyip, Kuzey Hindistan’ı fethetti.

İlme, alimlere ve Allah dostlarına çok kıymet veren, onların ölüsüne, dirisine hürmet gösteren, o büyüklerin talebelerine hizmetle şereflenen Timur Han, İslamiyet’i yıkmak, müslümanları doğru yoldan saptırmak istiyentere karşı şiddetle muamele elti. Yahudi olduğunu gizleyip, kendi sapık fikirlerini İslamiyet diye yaymağa kalkan, haramlpra helal deyip, kendini tanrı ilan etme cür’etini gösteren Fadlüllah-ı

Hurufi adındaki sapığı öldürttü, üğlu Miranşah’a verdiği emir üzerine, bütün hurufi tekkeleri ortadan kaldırıldı. Hurufi sapıklıklarının merkezi haline gelen Esterabad şehrini tamamen dağıttı. Timur Han’ın 1393 senesinde gerçekleştirdiği bu hayırlı hareket, Ehl-i sünnet müslümanları arasında memnuniyetle karşılandı.

Sultan Yıldırım Bayezid’in ortadan kaldırdığı beyliklerin beyleri, Osmanlı sultanını Timur, Han’a şikayet ettiler. Hakkında olmadık şeyler söylediler. Timur Han’ın önünden kaçan bazı beyler de, gelip Yıldırım Bayezid’e Timur’u kötülediler. Böylece iki hükümdarın arasını açtılar. Bunun üzerine Timur Han, Anadolu’ya geldi ve Ankara yakınlarında Çubuk ovasında yapılan savaşta Osmanlı ordusunu yenerek (1402) Yıldırım Bayezid Han’ı esir etti.

Ona çok iyi muamele etti. Ancak Osmanlı sultanı Yıldırım Bayezid Han, hastalanarak Akşehir’de vefat etti. Timur Han da, Anadolu’yu eski sahiplerine havale edip, mümtaz alimleri yanına alarak ülkesine döndü. Otuz beş senelik hükümdarlığı neticesinde Çin’e ve Dehli’ye kadar bütün Asya’yı, Irak ve Suriye’yi, izmir’e kadar Anadolu’yu aldı. Bütün hazırlıklarını yapıp, iki yüz bin kişilik bir ordu ile Çin seferine çıktı. Otrar’a vardığı sırada hastalanıp, on sekiz gün sonra vefat etti (1405). Ölümünden haberdar olan bir Allah dostu; “Timur öldü. İmanı da birlikte götürdü” buyurdu. Timur Han bütün müslümanların arzu ettiği imanla göçmek nimetine kavuşmuştu.

İlim sahibi olan ve alimleri çok seven Timur Han, fethettiği ülkelerden getirdiği alimlere memleketinde çeşitli imkanlar sağladı ve bir çok medrese yap tirdi. Başşehri olan Semerkand’ı yeniden imar ederek san’at eserleri ile süsledi. Kendi yazdığı kanunlar ve tüzüklerle devletin düzenini sağladı. Kendi tarihini kendi yazdı.

Çağatay lehçesinde yazdığı bu eserler, daha sonraları Farsçaya ve Avrupa dillerine tercüme edildi. Timur Han’ın adilv dindar, temiz bir müslüman olduğu herkes tarafından anlaşılıp öğrenildi. Ancak Osmanlı tarihçileri, Yıldırım Bayezid Han’la yaptığı savaştan dolayı onu haksız yere kötülemektedirler.

GAZİ BAYEZİD BAHADIR HAN’A!..

Timur Han savaş öncesi Yıldırım Bayezid Han’a birkaç defa mektup yazarak, dost olmayı arzu etmişti. Timur Han’ın, Sultan Yıldırım Bayezid’e gönderdiği ilk mektub şöyledir:

“Azamet ve saltanatın nurları her şeyin üzerine ışıldayan, ihata ve ihsanının eserleri kainatın her tabakasını aydınlatan Allahü tealaya hamd olsun! Mutlak olarak en şerefli din ile gönderilen, en yüksek faziletler ve en iyi ahlak ile övülen Peygamberine salat ve selam olsun! Yüksek Aline, kerim Eshabına ve kıyamete kadar iyilikte onlara tabi olanlara en iyi dualar olsun.

Emir-i a’zam Timur-i Gürcan’dan, Arab olmayan emirlerin en adili, düşmanlarına çekilmiş Allah’ın kılıcı ve rahmeti, kullarından sevdiklerinin işlerini görmek için gönderilmiş Allah’ın beldelerinin koruyucusu, kullarının yardımcısı, düşmanı ve münkirleri ortadan kaldıran, gazi ve mücahidlerin sığınağı, müslümanların hududlarını kollayan, Hakk’ın, dünyanın ve dinin celali Gazi Bayezid Bahadır Han’aL

Zatı aliniz ile zahiren bir dostluk ve ahbablığımız, görüşmemiz hiç bir yolla müyesser olmadı. Haberciler ile mektuplar göndermek, ülfet kaideleri, dostluk akidlerini te’kid eden hareketler olmadı. “Bize itaat uğrunda mücahede edenlere biz, elbette bize ulaşan yollarımızı gösteririz” mealindeki Ankebut suresi 69. ayet-i kerimesinin icabı olarak, biz de doğuda kafirlerle gaza, bagi ve şer taifeleri ile cihadla meşgulüz. Dinin alametlerini yüceltmek, Peygamberlerin efendisinin dinini uzak yerlere, en ücra köşelere kadar yaymağa gayret ve cehd ediyoruz. Siz de batıda; sapık fırkalarla, dine muhalif olanlarla ve hak dini inkar edenlerle;

“Allah kendi yolunda (kısımları) birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever” mealindeki Saf suresi dördüncü ayet-i kerimesi hükmünce, güzel çalışmalar, büyük gayretler gösteriyorsunuz. Bütün gayretinizi dine yardım etmek, islam’ı kuvvetlendirmek, Allah’ın dininin kaide ve esaslarını yaymağa harcamışsınız ve bu sebeple bütün mü’minler emniyet ve huzur içinde, rahat ve isteklerine kavuşmuş halde yaşamaktadırlar.

Bu güzel haberleri duymakla günden güne isteklerinize yardım edenler artmakta, maksud ve matlub sebepleri çoğalmakta, rahatlık ve emellere kavuşma ve emniyet içerisinde yaşama imkanları artmaktadır. Muhakkak ki, “Allah’ın islam nuru ile kalbine genişlik verdiği kimse,

Fiabbinden bir nur, hidayet üzeredir” mealindeki Zümer suresi 22. ayet-i kerimesinde bildirilen zinetle süslenen Muhammed aleyhisselamın dininin mertebelerini ve islam dininin esaslarını batıda; cihad, gaza ve harb ile yüceltmek ve; “İslam’dan başka din arayanın dini kabul olunmaz” mealindeki Al-i İmran suresi 85. ayet-i kerimesinin manasını kalbinde tutan her devlet sahibi, Hak tealadan te’yid, tevfik ve çeşit çeşit saadet, yardım ve kerametler, iyilikler görsün, her gün o hanedanın cemiyeti daha parlak ve o ocağın ikbal yıldızı daha yüksek olsun. Nitekim cenab-ı Hak, Hadid suresinin 29. ayet-i kerimesinde mealen; “Muhakkak ki, iyilik ve üstünlük Allah’ın yed-i kudretindedir. Onu dilediğine verir” buyurmuştur.

O memleketleri elinde tutana, en güzel duaların misk kokularını, güzel medhlerin temiz rayihalarını bildiren bu mukaddimeler, muhabbet ve şefkatin çokluğunu bildiren birer hediyedir. Daima nusretbağçesinin parlaklığı sebebiyle ve; “Salihlerin duası kabul olunur” haberiyle salih dualar dilimizdedir. Kabul, tevfik ve inayet Allahü tealadandır.

Mükemmel bir müslümanlığın sıdk ve sadakatinin kabı olarak ve bildirilen muvafık ifade ve uygun şartlara riayetle “Sadıklarla olun” emrine uyarak, dostluk yollarında yürümek ve muhabbet zincirini harekete getirmek, muhakkak ki, iki tarafın da iyiliğine ve faydasınadır. “Doğru söz söyleyin ki, Allah size işlerinizi düzeltip muvaffakiyet versin” mealindeki Ahzab suresi 70 ve 71. ayet-i kerimelerine ve; “Teşebbüs et, hür olmak için” mısraına uyarak, aramızın iyi olması gerekir.

Buraya kadar yazdıklarım dostluk ve sevgimizin çokluğu sebebiyledir. Durumları siz de öğrenmiş oldunuz, iyi himmet ve gayretlerimize yardımcı olunuz. Size karşı çeşitli münasebet ve rızamı gözetiniz. Unutmayınız. Daima istiyorum; öyle sebebler ve istekler çıksın ki, tarafımıza elçiler ve mektuplar gönderiniz. Hangi şekilde olursa olsun elçi ve haberci gönderip, zat-ı şeriflerinizin sıhhat haberlerini ve devlet işlerinin intizamını bildirmekle bizleri sevindiriniz de, dostluğumuzu pekiştirsin. Daha yazmayayım. Vesselam, aleddevam, evvelen ve ahıren.”


Kaynak
Tarih Ansiklopedisi Osmanlı
« Son Düzenleme: 25 Aralık 2019, 21:15:35 Gönderen: Admin »
Allah var gam yok.!